Ana içeriğe geç

Future Forms

Türkçede: gelecek zaman: will, going to

İngilizcede geleceği anlatmanın dört yolu. Her biri ayrı bir durumu karşılar: tahmin, plan, ayarlanmış randevu, tarife.

İçindekiler (12)
  1. Dört farklı form, dört farklı anlam
  2. Dört gelecek formu: hızlı referans
  3. Will: tahmin, karar, söz, teklif
  4. Will: Olumlu, olumsuz, soru
  5. Going to: plan ve kanıtlı tahmin
  6. Going to: Olumlu, olumsuz, soru
  7. Will vs Going to: tek bir soru
  8. Will vs Going to
  9. Present Continuous: ayarlanmış gelecek
  10. Present Simple: tarife ve programlar
  11. Sık yapılan hatalar
  12. Özet

İngilizcede geleceği anlatmanın tek bir yolu yoktur. Türkçede '-ecek' eki her türlü geleceği tek başına taşırken, İngilizce dört farklı form kullanır ve her birinin kendi kullanım alanı vardır. Aslında Türkçede de bunun izi var: 'Yarın Sarah'yla buluşuyoruz' ya da 'Tren 9'da kalkıyor' derken geleceği şimdiki zamanla anlatıyorsun. İngilizce bu ayrımı çok daha net yapar. 'Yarın yağmur yağacak' derken içinden gelen bir tahmin mi yürütüyorsun, yoksa gökyüzündeki bulutlara bakarak mı söylüyorsun? Trenin programı mı, yoksa arkadaşınla ayarladığın buluşma mı? Cevap hangi formu kullanacağını belirler.

Dört farklı form, dört farklı anlam

İngilizcede geleceği anlatan dört ana yapı vardır. Will, bir tahmin veya anlık karar bildirir. Going to, önceden yapılmış bir plan veya kanıta dayalı tahmin için kullanılır. Present Continuous, ayarlanmış, randevusu alınmış gelecek etkinlikler için tercih edilir. Present Simple, tarifeli ve programlı olaylar (trenler, uçuşlar, sinema seansları) için biçilmiş kaftandır.

Dört form kalabalık görünür ama her biri farklı bir niyet taşır; ayrımı gördüğünde seçim tek adıma iner. Aynı cümleyi farklı formlarla kurduğunda, anlattığın şeyin özü değişir.

Dört gelecek formu: hızlı referans

Form

will + V

Ne zaman

Tahmin, anlık karar, söz, teklif

Örnek

It will rain tomorrow.

Form

going to + V

Ne zaman

Önceden yapılmış plan, kanıtlı tahmin

Örnek

I'm going to study tonight.

Form

Present Continuous

Ne zaman

Ayarlanmış gelecek, randevu alınmış

Örnek

We're meeting at 8 pm.

Form

Present Simple

Ne zaman

Tarifeli etkinlik, program, saat

Örnek

The train leaves at 9.

Will: tahmin, karar, söz, teklif

Will, İngilizcenin en esnek gelecek yapısıdır. Konuşma anında ortaya çıkan şeyler için kullanılır. Birine 'sana yardım ederim' dediğinde anlık bir karar veriyorsun; bu will'in alanı. 'Yarın yağmur yağacak' dediğinde bir tahminde bulunuyorsun; yine will. 'Söz veriyorum arayacağım' dediğinde bir söz veriyorsun; yine will.

Will'in ortak özelliği şudur: cümleyi kurarken olay önceden kafanda yoktu, ya sözünü şimdi veriyorsun ya da tahminini şimdi yapıyorsun. Planlı, ayarlanmış, zamanlanmış bir şey söz konusu değildir. Will spontane, anlık, duruma göre ortaya çıkan bir gelecektir.

Will kullanım örnekleri

  • Don't worry, I'll help you with the .

    Merak etme, bagajını taşımana yardım ederim.

    Anlık karar.

  • I think it will rain tomorrow.

    Sanırım yarın yağmur yağacak.

    Tahmin (kanıtsız).

  • I I'll call you tomorrow.

    Söz veriyorum, seni yarın arayacağım.

    Söz.

  • Shall I open the window?

    Pencereyi açayım mı?

    Teklif. Teklifte 'Shall I…?' kullanılır; burada will'le değiştirilemez ('Will I open the window?' teklif değil, tahmin olur).

Will: Olumlu, olumsuz, soru

Will modal fiil gibi davranır. Tüm şahıslarda aynı form kullanılır (I will, he will, they will). Ana fiil her zaman yalın kalır.

Olumlu

Subject + will + V (base)

Günlük kullanımda çok sık kısaltılır: I'll, you'll, he'll, she'll, it'll, we'll, they'll. Özne ne olursa olsun will değişmez.

  • I will call you tomorrow.

    Seni yarın arayacağım.

  • She'll probably be late.

    Muhtemelen geç kalacak.

  • They'll understand .

    Eninde sonunda anlarlar.

Olumsuz

Subject + will not / won't + V (base)

Kısaltılırken 'won't' olur; 'willn't' diye bir form YOKTUR. Resmî yazıda ve vurgulu cümlelerde 'will not' açık hâliyle de kullanılır.

  • I won't forget your birthday.

    Doğum gününü unutmayacağım.

  • He won't agree to that.

    Buna razı olmaz.

Soru

Will + subject + V (base)?

Will öne gelir. Will + subject + V. Wh-sorularında soru kelimesi en başa geçer. Kısa cevapta will tekrarlanır: 'Yes, I will' / 'No, I won't'.

  • Will you help me with this?

    Buna yardım eder misin?

  • When will you arrive?

    Ne zaman varacaksın?

Şimdi sen dene: will kullanımı

1 / 3

The phone is ringing. I ___ answer it.

Going to: plan ve kanıtlı tahmin

Going to, önceden kafanda planlamış olduğun bir şeyi anlatır. 'I'm going to study tonight' dediğinde bu kararı şu an vermiyorsun; karar çoktan alınmıştır. Will anlık karardı, going to düşünülmüş niyettir.

Going to'nun ikinci önemli kullanımı şudur: gözünle gördüğün kanıta dayalı tahmin. Gökyüzüne bakıp koyu bulutları görüyorsun; 'It's going to rain' dersin çünkü yağmurun yağacağına işaret eden bir kanıt var. 'It will rain' da doğrudur ama 'It's going to rain' daha güçlüdür çünkü kanıtı vurgular. 'Look out! You're going to fall!' (Dikkat et! Düşeceksin!) cümlesi de aynı mantıkta: tehlikeyi gördüğün için söylüyorsun.

Kısa bir gözlem: going to konuşma dilinde sıkça 'gonna' olarak kısaltılır ('I'm gonna go'). Bu informal kullanımdır, yazıda kullanılmaz ama filmlerde ve konuşmada çok yaygındır.

Going to kullanım örnekleri

  • I'm going to visit my parents this weekend.

    Bu hafta sonu anne babamı ziyaret edeceğim.

    Önceden yapılmış plan.

  • Look at those clouds! It's going to rain.

    Şu bulutlara bak! Yağmur yağacak.

    Kanıtlı tahmin.

  • She's going to her decision tonight.

    Kararını bu gece duyuracak.

    Önceden planlanmış eylem.

  • Watch out! You're going to !

    Dikkat et! Kayacaksın!

    Gözlem ve uyarı.

Going to: Olumlu, olumsuz, soru

Going to yapısı 'be' fiiline (am / is / are) dayandığı için tüm formları 'be' üzerinden kurulur.

Olumlu

Subject + am / is / are + going to + V (base)

'Be' fiili özneye göre çekilir. 'Going to' değişmez, ana fiil yalın kalır.

  • I'm going to cook dinner tonight.

    Bu gece yemek yapacağım.

  • She is going to start a new job next month.

    Gelecek ay yeni bir işe başlayacak.

  • We're going to our kitchen.

    Mutfağımızı yenileyeceğiz.

Olumsuz

Subject + am / is / are + not + going to + V (base)

'Be'nin arkasına 'not' eklenir: isn't going to, aren't going to.

  • I'm not going to tell him.

    Ona söylemeyeceğim.

  • They aren't going to accept the offer.

    Teklifi kabul etmeyecekler.

Soru

Am / Is / Are + subject + going to + V (base)?

'Be' fiili öne alınır. Wh-sorularında soru kelimesi en başa geçer. Kısa cevapta 'be' tekrarlanır: 'Yes, I am' / 'No, I'm not'.

  • Are you going to join us?

    Bize katılacak mısın?

  • What are you going to do after graduation?

    Mezun olduktan sonra ne yapacaksın?

Şimdi sen dene: going to

1 / 3

I've already decided. I ___ buy a new laptop.

Will vs Going to: tek bir soru

Bu ikisi arasında karar vermek için kendine tek soru sor: kararı şu an mı veriyorsun, yoksa daha önce mi vermiştin?

Şu an veriyorsan will. 'The phone's ringing, I'll get it' cümlesinde telefon çaldığında 'açarım' dedin; karar anlık. 'I'll help you with that bag' cümlesinde çantayı görünce yardım teklif ettin; yine anlık.

Önceden vermişsen going to. 'I'm going to see a doctor tomorrow' dediğinde doktora gitme kararı zaten alınmış, sabah ajandaya yazılmış. Tahminde de aynı kural: kanıt varsa (gökyüzü, davranış, belirti) going to, kanıtsız içgüdüsel tahminse will.

Will vs Going to

İkisi de geleceği anlatır; ayrımı kararın ne zaman verildiği ve ortada kanıt olup olmadığı belirler. Sol sütun anlık, sağ sütun önceden planlanmış veya kanıtlı.

Will

Anlık karar, kanıtsız tahmin, söz, teklif.

  • A: The phone's ringing. B: I'll get it.

    A: Telefon çalıyor. B: Ben bakarım.

    Tam o an karar.

  • I'm sure she'll love the gift.

    Eminim hediyeyi sevecek.

    İçgüdüsel tahmin.

  • Don't worry, I'll handle it.

    Merak etme, ben hallederim.

    Söz.

Going to

Önceden yapılmış plan, gözle görülen kanıtlı tahmin.

  • I'm going to call the plumber this afternoon.

    Bu öğleden sonra tesisatçıyı arayacağım.

    Önceden karar verilmiş.

  • Look! The baby is going to cry.

    Bak! Bebek ağlayacak.

    Davranıştan çıkan kanıt.

  • We're going to move next year.

    Gelecek yıl taşınacağız.

    Önceden alınmış karar.

Present Continuous: ayarlanmış gelecek

Present Continuous'ın şimdiki zaman kullanımını Present Continuous sayfasında gördün. Burada üçüncü kullanımı devreye giriyor: yakın gelecekte gerçekleşmesi ayarlanmış etkinlikler. Ajandana yazdığın, başkalarıyla kararlaştırdığın, tarih ve yer belirlediğin gelecek planlar için bu form kullanılır.

'We're meeting Sarah at 8 tonight' dediğinde Sarah ile buluşma ayarlanmış durumda. 'I'm flying to London on Monday' dediğinde bilet alınmış, yolculuk hazırlanmış. Going to ile karşılaştırılırsa: going to daha geniş bir plan anlatır, Present Continuous ise spesifik bir ayarlamayı gösterir. Bu kullanımda genellikle bir zaman ifadesi bulunur: tonight, tomorrow, next week, on Monday.

Kritik nokta: gelecek okuması için genellikle belirli bir zaman ifadesi ya da bunu açıkça veren bir bağlam gerekir. İkisi de yoksa cümle şimdiki zaman olarak anlaşılır: 'I'm flying' tek başına 'şu an uçuyorum' demektir; gelecek için 'on Monday' eklemen gerekir.

Present Continuous (gelecek) örnekleri

  • We're having dinner with my parents on Friday.

    Anne babamla cuma günü yemek yiyoruz.

    Ayarlanmış plan + gün.

  • She's a conference next week.

    Gelecek hafta bir konferansa katılıyor.

    Ayarlanmış katılım + zaman ifadesi.

  • I'm seeing the doctor tomorrow at 3.

    Yarın saat 3'te doktora görüneceğim.

    Spesifik randevu.

Present Simple: tarife ve programlar

Present Simple'ın gelecek anlamında kullanımı dar ama spesifik bir alanı kapsar: tarifeli, programlı, kurumsal olaylar. Tren kalkışları, uçak saatleri, sinema seansları, okul takvimi, dükkân açılış saatleri bu yapıyla anlatılır.

'The train leaves at 9' dediğinde bu senin planın değil, trenin tarifesi. 'The movie starts at 7:30' dediğinde sinema salonu bunu böyle programlamış. 'Our flight takes off at 6 am tomorrow' dediğinde havalimanının çizelgesinden konuşuyorsun.

Kısa kural: programlı olayları anlatırken Present Simple, senin kendi planlarını anlatırken going to veya Present Continuous kullan. 'My train leaves at 9' doğaldır çünkü tarife trenin; ama kendi planını anlatırken 'I leave at 9' yerine 'I'm leaving at 9' demek daha doğal olur.

Bir yer daha var: 'when, as soon as, before, after' ile kurulan zaman cümleciklerinde gelecekten söz etsen bile Present Simple kullanılır. 'I'll call you when I arrive' (varınca ararım) doğrudur; 'when I will arrive' yanlıştır. Türkçede 'varacağımda' diyemediğimiz gibi, İngilizcede de bu tarafa will girmez.

Present Simple (gelecek) örnekleri

  • The conference starts on Monday at 9 am.

    Konferans pazartesi saat 9'da başlıyor.

    Resmî program.

  • Our flight at 6:15.

    Uçuşumuz 6:15'te kalkıyor.

    Tarife.

  • The new library opens next Monday at 8 am.

    Yeni kütüphane gelecek pazartesi saat 8'de açılıyor.

    Kurumun ilan ettiği program.

  • The exam finishes at 11:30.

    Sınav 11:30'da bitiyor.

    Kurumun belirlediği saat.

Şimdi sen dene: dördü de bir arada

1 / 3

My flight ___ at 7:30 pm tomorrow.

Sık yapılan hatalar

  • Planlı bir şey için will kullanmak

    Yanlış kullanım: I will go to the dentist tomorrow. (randevu önceden alınmış)

    Doğru kullanım: I'm going to see the dentist tomorrow.

    Diş hekimi randevusu önceden alınmışsa (ki genelde öyledir) 'will' anlık bir karar izlenimi verir. Önceden planlanmış etkinlikler için going to veya Present Continuous daha doğaldır. Will bunu şu an karar veriyormuşsun gibi gösterir.

  • Zaman ifadesi olmadan Present Continuous ile gelecek

    Yanlış kullanım: I'm studying. (gelecek anlamında)

    Doğru kullanım: I'm studying tomorrow evening.

    Present Continuous'ın gelecek anlamı kazanması için genellikle bir zaman ifadesi ya da zamanı veren bir bağlam gerekir. 'I'm studying' tek başına 'şu an ders çalışıyorum' anlamındadır. 'Tomorrow evening' gibi bir zaman eklendiğinde (ya da 'What are you doing tomorrow?' sorusuna cevap olduğunda) ayarlanmış gelecek olur.

  • Kendi planın için Present Simple

    Yanlış kullanım: I meet my friends tonight.

    Doğru kullanım: I'm meeting my friends tonight. (senin planın)

    Present Simple gelecek için kullanıldığında bir çizelgeyi işaretler: tren, uçak, konferans ve bilete bağlı yolculuklar ('I leave for Paris tomorrow' doğrudur). Ama arkadaşınla ayarladığın bir buluşma çizelge değildir; orada Present Continuous kullanılır: 'I'm meeting my friends tonight.'

  • Zaman cümleciğinde will kullanmak

    Yanlış kullanım: I'll call you when I will arrive.

    Doğru kullanım: I'll call you when I arrive.

    'When, as soon as, before, after' ile başlayan zaman cümleciği geleceği anlatsa bile Present Simple ile kurulur; will ana cümlede kalır. Aynı kural 'if' tarafı için de geçerli; ayrıntısını First Conditional sayfasında göreceksin.

Karar ağacı: hangi formu seçmeliyim?

  • Tarife / program mı?Evet → Present Simple. (The train leaves at 9.)
  • Ayarlanmış randevu, belirli zaman var mı?Evet → Present Continuous. (We're meeting at 8.)
  • Önceden karar verilmiş plan mı?Evet → Going to. (I'm going to study tonight.)
  • Gözle görülen kanıta dayalı tahmin mi?Evet → Going to. (It's going to rain.)
  • Anlık karar, söz, teklif veya kanıtsız tahmin mi?Evet → Will. (I'll help you.)

Özet

  • Will: anlık karar, kanıtsız tahmin, söz, teklif. 'I'll help you'.
  • Going to: önceden yapılmış plan, gözle görülen kanıtlı tahmin. 'I'm going to study'.
  • Present Continuous: ayarlanmış gelecek etkinlik. Belirli zaman ifadesi ile. 'We're meeting at 8'.
  • Present Simple: tarifeli, programlı, kurumsal olaylar. 'The train leaves at 9'.
  • Will vs Going to ayrımı: kararı ne zaman verdin? Şu an mı, önce mi?

İlgili konular

Okuduğun konuyu çöz.

Bu konunun 109 alıştırma seti uygulamada, kolaydan zora.