Ana içeriğe geç

İngilizce ev eşyaları

34 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

Kendini dene: eşleştir

0 / 4

Önce İngilizcesine, sonra Türkçesine dokun.

Mobilya

  • bed/bɛd/

    yatak

    I go to bed at eleven.

    Saat on birde yatarım.

  • chair/tʃɛr/

    sandalye

    Please sit on a chair.

    Lütfen bir sandalyeye otur.

  • table/ˈteɪbəl/

    masa (yemek masası, oturma odası masası)

    Dinner is on the table.

    Akşam yemeği masada.

  • sofa/ˈsoʊfə/

    kanepe, koltuk takımı

    We bought a new sofa for the living room.

    Salon için yeni bir kanepe aldık.

  • armchair/ˈɑːrmtʃer/

    koltuk (tek kişilik, kollu)

    My dad reads the newspaper in his armchair.

    Babam gazetesini kendi koltuğunda okur.

  • wardrobe/ˈwɔːrdroʊb/

    gardırop, elbise dolabı

    Hang your coat in the wardrobe, please.

    Lütfen paltonu gardıroba as.

  • bookshelf/ˈbʊkʃelf/

    kitaplık, kitap rafı

    There is a tall bookshelf next to my bed.

    Yatağımın yanında uzun bir kitaplık var.

  • shelf/ʃelf/

    raf

    The books on the top shelf are very old.

    Üst raftaki kitaplar çok eski.

  • cupboard/ˈkʌbərd/

    dolap (özellikle mutfakta, raflı)

    The cups are in the cupboard above the sink.

    Fincanlar lavabonun üstündeki dolapta.

  • drawer/drɔːr/

    çekmece

    My socks are in the top drawer.

    Çoraplarım üst çekmecede.

  • desk/desk/

    çalışma masası, sıra (okulda)

    My books are on my desk.

    Kitaplarım masamın üstünde.

  • furniture/ˈfɜːrnɪtʃər/

    mobilya, eşya

    We need some new furniture for our flat.

    Dairemiz için biraz yeni mobilyaya ihtiyacımız var.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Ev eşyaları

  • carpet/ˈkɑːrpɪt/

    halı

    There is a big red carpet in our living room.

    Oturma odamızda büyük, kırmızı bir halı var.

  • rug/rʌɡ/

    kilim, küçük halı

    There's a colourful rug in front of the sofa.

    Kanepenin önünde rengârenk bir kilim var.

  • curtain/ˈkɜːrtən/

    perde

    Can you open the curtains? It's dark in here.

    Perdeleri açar mısın? Burası karanlık.

  • lamp/læmp/

    lamba

    Turn on the lamp, it's getting dark.

    Lambayı aç, hava kararıyor.

  • mirror/ˈmɪrər/

    ayna

    She looked in the mirror before leaving.

    Çıkmadan önce aynaya baktı.

  • clock/klɑːk/

    saat (duvar veya masa saati)

    The clock on the wall says it's three o'clock.

    Duvardaki saat üçü gösteriyor.

  • pillow/ˈpɪloʊ/

    yastık

    I like sleeping with two pillows.

    İki yastıkla uyumayı severim.

  • cushion/ˈkʊʃən/

    kırlent, minder

    Put a cushion behind your back. It's more comfortable.

    Sırtına bir kırlent koy. Daha rahat olur.

  • blanket/ˈblæŋkɪt/

    battaniye

    It's cold tonight, so take an extra blanket.

    Bu gece hava soğuk, o yüzden fazladan bir battaniye al.

  • vase/veɪs/

    vazo

    There is a vase of roses on the kitchen table.

    Mutfak masasında içinde gül olan bir vazo var.

  • candle/ˈkændəl/

    mum

    She lit a candle when the electricity went off.

    Elektrik kesilince bir mum yaktı.

  • TV/tiː ˈviː/

    televizyon

    I watch TV every night.

    Her gece televizyon izlerim.

  • remote control/rɪˌmoʊt kənˈtroʊl/

    kumanda, uzaktan kumanda

    Where is the remote control? I can't find it.

    Kumanda nerede? Bulamıyorum.

Ev aletleri

  • fridge/frɪdʒ/

    buzdolabı

    Put the milk back in the fridge.

    Sütü buzdolabına geri koy.

  • oven/ˈʌvən/

    fırın (pişirme aleti)

    Put the cake in the oven for forty minutes.

    Keki kırk dakikalığına fırına koy.

  • stove/stoʊv/

    ocak (mutfak)

    The soup is warming on the stove.

    Çorba ocakta ısınıyor.

  • microwave/ˈmaɪkrəˌweɪv/

    mikrodalga fırın

    Heat the soup in the microwave for two minutes.

    Çorbayı mikrodalga fırında iki dakika ısıt.

  • dishwasher/ˈdɪʃwɑːʃər/

    bulaşık makinesi

    Can you load the dishwasher after dinner?

    Akşam yemeğinden sonra bulaşık makinesini doldurabilir misin?

  • washing machine/ˈwɑːʃɪŋ məˌʃiːn/

    çamaşır makinesi

    Put your dirty socks in the washing machine.

    Kirli çoraplarını çamaşır makinesine koy.

  • vacuum cleaner/ˈvækjuːm ˌkliːnər/

    elektrikli süpürge

    Our vacuum cleaner is very loud.

    Elektrikli süpürgemiz çok gürültülü.

  • kettle/ˈketəl/

    su ısıtıcısı, kettle

    I'll put the kettle on and make some tea.

    Su ısıtıcısını çalıştırıp biraz çay yapacağım.

  • iron/ˈaɪərn/

    ütü

    Be careful, the iron is still hot.

    Dikkat et, ütü hâlâ sıcak.

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler