Ana içeriğe geç

İngilizce kıyafetler

33 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

Kendini dene: eşleştir

0 / 4

Önce İngilizcesine, sonra Türkçesine dokun.

Giysiler

  • shirt/ʃɜːrt/

    gömlek

    He is wearing a white shirt.

    Beyaz bir gömlek giyiyor.

  • t-shirt/ˈtiːʃɜːrt/

    tişört

    I bought a black t-shirt.

    Siyah bir tişört aldım.

  • blouse/blaʊs/

    bluz, kadın gömleği

    Elif is wearing a white blouse and a long skirt.

    Elif beyaz bir bluz ve uzun bir etek giyiyor.

  • dress/drɛs/

    elbise (kadın elbisesi)

    She is wearing a red dress.

    Kırmızı bir elbise giyiyor.

  • skirt/skɜːrt/

    etek

    She is wearing a long black skirt today.

    Bugün uzun siyah bir etek giyiyor.

  • pants/pænts/

    pantolon

    My pants are too long.

    Pantolonum çok uzun.

  • jeans/dʒiːnz/

    kot pantolon, blucin

    She is wearing blue jeans.

    Mavi kot pantolon giyiyor.

  • shorts/ʃɔːrts/

    şort

    It's hot today, so I'm wearing shorts and a T-shirt.

    Bugün hava sıcak, o yüzden şort ve tişört giyiyorum.

  • sweater/ˈswɛtər/

    kazak

    I'm wearing a wool sweater.

    Yün bir kazak giyiyorum.

  • jacket/ˈdʒækət/

    ceket, mont (kısa, hafif dış giysi)

    I wear a jacket in the spring.

    İlkbaharda ceket giyerim.

  • coat/koʊt/

    palto, manto (uzun ve kalın dış giysi)

    Put on your coat, it's snowing.

    Paltonu giy, kar yağıyor.

  • raincoat/ˈreɪnkoʊt/

    yağmurluk

    Take your raincoat. It's going to rain.

    Yağmurluğunu al. Yağmur yağacak.

  • suit/suːt/

    takım elbise

    My father wears a suit to work every day.

    Babam her gün işe takım elbiseyle gidiyor.

  • vest/vest/

    yelek (Amerikan kullanımı)

    My grandfather wears a wool vest over his shirt in winter.

    Dedem kışın gömleğinin üstüne yün bir yelek giyer.

  • pajamas/pəˈdʒɑːməz/

    pijama

    Put on your pajamas and brush your teeth.

    Pijamanı giy ve dişlerini fırçala.

  • swimsuit/ˈswɪmsuːt/

    mayo

    Don't forget to pack your swimsuit for the trip.

    Yolculuk için mayonu bavula koymayı unutma.

  • tracksuit/ˈtræksuːt/

    eşofman, eşofman takımı

    We wear our tracksuits in PE class.

    Beden eğitimi dersinde eşofmanlarımızı giyeriz.

  • clothes/kloʊðz/

    giysiler, kıyafetler

    I need some new clothes for my new job.

    Yeni işim için birkaç yeni kıyafete ihtiyacım var.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Ayakkabılar

  • shoes/ʃuːz/

    ayakkabı (çift)

    I love these shoes.

    Bu ayakkabıları çok sevdim.

  • boot/buːt/

    çizme, bot

    Wear your boots, it is snowing outside.

    Botlarını giy, dışarıda kar yağıyor.

  • sandal/ˈsændəl/

    sandalet

    I wear sandals every day in the summer.

    Yazın her gün sandalet giyerim.

  • slipper/ˈslɪpər/

    terlik, ev terliği

    Take off your shoes and put on your slippers.

    Ayakkabılarını çıkar ve terliklerini giy.

  • socks/sɑːks/

    çorap (çift)

    I'm wearing warm socks.

    Sıcak çorap giyiyorum.

Aksesuarlar

  • hat/hæt/

    şapka

    He is wearing a black hat.

    Siyah bir şapka giyiyor.

  • cap/kæp/

    kep, siperli şapka

    Wear a cap because the sun is very hot today.

    Kep tak çünkü bugün güneş çok yakıcı.

  • scarf/skɑːrf/

    atkı; eşarp, başörtüsü

    Take a warm scarf, it is windy today.

    Sıcak bir atkı al, bugün rüzgâr var.

  • glove/ɡlʌv/

    eldiven

    It is cold, so don't forget your gloves.

    Hava soğuk, eldivenlerini unutma.

  • belt/belt/

    kemer

    He wore a brown leather belt with his jeans.

    Kotuyla kahverengi deri bir kemer taktı.

  • tie/taɪ/

    kravat

    My dad wears a tie to work every day.

    Babam her gün işe kravat takar.

  • headscarf/ˈhedskɑːrf/

    başörtüsü, eşarp

    My grandmother wears a headscarf when she works in the garden.

    Büyükannem bahçede çalışırken başörtüsü takar.

  • sunglasses/ˈsʌnˌɡlæsɪz/

    güneş gözlüğü

    Don't forget your sunglasses. It's very sunny today.

    Güneş gözlüğünü unutma. Bugün hava çok güneşli.

  • necklace/ˈnekləs/

    kolye, gerdanlık

    Ayşe wore a pearl necklace to her cousin's wedding.

    Ayşe kuzeninin düğününe inci bir kolye taktı.

  • bracelet/ˈbreɪslət/

    bilezik, bileklik

    Zeynep made a bracelet with blue and white beads.

    Zeynep mavi ve beyaz boncuklarla bir bileklik yaptı.

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler