İngilizce yiyecekler
33 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
Kendini dene: eşleştir
0 / 4Önce İngilizcesine, sonra Türkçesine dokun.
Yiyecekler
- bread/brɛd/
ekmek
I bought fresh bread from the bakery.
Fırından taze ekmek aldım.
- rice/raɪs/
pirinç, pilav
I'll have chicken with rice, please.
Tavuklu pilav alayım, lütfen.
- meat/miːt/
et
I don't eat meat, I'm vegetarian.
Et yemem, vejetaryenim.
- chicken/ˈtʃɪkɪn/
tavuk (canlı hayvan)
The chickens are in the yard.
Tavuklar avluda.
- fish/fɪʃ/
balık (canlı hayvan)
There are three fish in the tank.
Akvaryumda üç balık var.
- egg/ɛɡ/
yumurta
I have two eggs for breakfast.
Kahvaltıda iki yumurta yerim.
- cheese/tʃiːz/
peynir
We have white cheese and olives for breakfast.
Kahvaltıda beyaz peynir ve zeytin yeriz.
- butter/ˈbʌtər/
tereyağı
Can you pass me the butter, please?
Tereyağını uzatabilir misin, lütfen?
- soup/suːp/
çorba
My mother makes lentil soup on cold days.
Annem soğuk günlerde mercimek çorbası yapar.
- salad/ˈsæləd/
salata
I'm making a salad for lunch.
Öğle yemeği için salata yapıyorum.
- sandwich/ˈsænwɪtʃ/
sandviç
I usually have a cheese sandwich for lunch.
Öğle yemeğinde genellikle peynirli sandviç yerim.
- pizza/ˈpiːtsə/
pizza
Let's order a pizza tonight.
Bu akşam pizza sipariş edelim.
- cake/keɪk/
pasta; kek
We had a big chocolate cake for my birthday.
Doğum günüm için büyük bir çikolatalı pasta yedik.
- biscuit/ˈbɪskɪt/
bisküvi
Would you like a biscuit with your tea?
Çayının yanında bisküvi ister misin?
- cookie/ˈkʊki/
kurabiye
We baked chocolate chip cookies this afternoon.
Bu öğleden sonra damla çikolatalı kurabiye yaptık.
- chocolate/ˈtʃɑːklət/
çikolata
I bought a bar of chocolate at the shop.
Dükkândan bir kalıp çikolata aldım.
- honey/ˈhʌni/
bal
I eat bread with honey for breakfast.
Kahvaltıda ekmeği balla yerim.
- jam/dʒæm/
reçel
My grandmother makes cherry jam every summer.
Büyükannem her yaz vişne reçeli yapar.
- sugar/ˈʃʊɡər/
şeker (toz, küp)
Do you take sugar in your tea?
Çayına şeker alır mısın?
- salt/sɔːlt/
tuz
Could you pass the salt, please?
Tuzu uzatır mısın, lütfen?
- olive/ˈɑːlɪv/
zeytin
We always have black olives at breakfast.
Kahvaltıda hep siyah zeytin yeriz.
- snack/snæk/
atıştırmalık, ara öğün
I usually have a snack after school.
Okuldan sonra genellikle bir şeyler atıştırırım.
- toast/toʊst/
kızarmış ekmek
I have toast and tea for breakfast.
Kahvaltıda kızarmış ekmek ve çay yerim.
- dessert/dɪˈzɜːrt/
tatlı (yemekten sonra servis edilen)
What's for dessert?, We have chocolate mousse and fruit salad.
Tatlı ne?, Çikolatalı mus ve meyve salatamız var.
- seafood/ˈsiːfuːd/
deniz ürünleri
We ate seafood at a small restaurant by the sea.
Deniz kenarındaki küçük bir restoranda deniz ürünleri yedik.
Öğünler
- breakfast/ˈbrɛkfəst/
kahvaltı
I have breakfast at 8 every morning.
Her sabah 8'de kahvaltı yaparım.
- lunch/lʌntʃ/
öğle yemeği
Let's have lunch together tomorrow.
Yarın birlikte öğle yemeği yiyelim.
- dinner/ˈdɪnər/
akşam yemeği
We're having dinner at 7 tonight.
Bu akşam 7'de yemek yiyoruz.
- meal/miːl/
öğün, yemek
Breakfast is the most important meal of the day for me.
Benim için kahvaltı günün en önemli öğünü.
- starter/ˈstɑːrtər/
başlangıç yemeği (İngiliz İngilizcesi)
For a starter, I'll have the tomato soup, please.
Başlangıç olarak domates çorbası alayım, lütfen.
- main course/ˌmeɪn ˈkɔːrs/
ana yemek
We had soup first and then chicken with rice as the main course.
Önce çorba içtik, ana yemek olarak da tavuklu pilav yedik.
- picnic/ˈpɪknɪk/
piknik
Let's have a picnic in the park on Saturday.
Cumartesi parkta piknik yapalım.
- feast/fiːst/
ziyafet, şölen
My grandparents prepared a feast for the whole family.
Büyükannemle büyükbabam bütün aile için bir ziyafet hazırladı.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.