break down ne demek?
break down, Türkçede parçalamak, ayrıştırmak; parçalanmak demek. Ayrıca bozulmak (makine); çökmek (ruhsal) anlamına gelir.
Kelimelerini kaydetmek için hesabın olsun.
Eklediğin kelimeler vodid'de aralıklı tekrarla geri gelir.
Anlamları
Fiil
parçalamak, ayrıştırmak; parçalanmak
to separate a substance into smaller parts, or to be separated in this way
Enzymes in the stomach break down proteins into smaller pieces.
Midedeki enzimler proteinleri daha küçük parçalara ayırır.
The liver breaks down many substances that the body does not need.
Karaciğer, vücudun ihtiyaç duymadığı birçok maddeyi parçalar.
Some plastics take hundreds of years to break down.
Bazı plastiklerin parçalanması yüzlerce yıl sürer.
Kalıplar
- break down food / fat / protein
- break down something into something
- break down quickly / slowly
- be broken down by something
Fiil
bozulmak (makine); çökmek (ruhsal)
to stop working, or to lose control of your feelings
The ambulance broke down on the way to the hospital.
Ambulans hastaneye giderken bozuldu.
She broke down in tears when she heard the news.
Haberi duyunca gözyaşlarına boğuldu.
Kalıplar
- break down in tears
- the car broke break down
Fiil
parçalanmak, ayrışmak; parçalamak
to separate into smaller parts or simpler substances
Enzymes in the stomach break down proteins into smaller molecules.
Midedeki enzimler proteinleri daha küçük moleküllere parçalar.
Dead leaves break down slowly and enrich the soil.
Ölü yapraklar yavaşça ayrışır ve toprağı zenginleştirir.
Let's break the project down into smaller tasks.
Projeyi daha küçük görevlere bölelim.
Kalıplar
- break down into something
- break down food
- break down proteins
- break down naturally
Eş anlamlıları: decompose, degrade
Kalıp 'break sth down INTO sth'. Nesne zamir olunca araya girer: 'break it down', 'break down it' değil. İsmi 'breakdown' bitişik yazılır: 'the breakdown of sugar' (şekerin parçalanması).
Fiil
bozulmak, arıza yapmak
to stop working because of a fault
Our car broke down on the way to the conference.
Arabamız konferansa giderken bozuldu.
The cooling system broke down during the experiment.
Soğutma sistemi deney sırasında arızalandı.
Fiil
çökmek, başarısız olmak (görüşme, ilişki); kendini tutamayıp ağlamak
to fail, or to lose control of one's feelings
The talks broke down after two days.
Görüşmeler iki gün sonra çıkmaza girdi.
She broke down when she heard the news.
Haberi duyunca kendini tutamayıp ağladı.
Biçimleri
- Yalın hâli
- break down
- 2. hâli
- broke down
- 3. hâli
- broken down
- -ing hâli
- breaking down
- He, she, it ile
- breaks down
Kendini dene
Boşluğa hangisi gelir?
Enzymes in the stomach proteins into smaller pieces.
Midedeki enzimler proteinleri daha küçük parçalara ayırır.