İngilizce düzensiz fiiller
131 düzensiz fiil: yalın hâli, ikinci ve üçüncü hâli, Türkçesiyle.
| Yalın hâli | 2. hâli | 3. hâli | Türkçesi |
|---|---|---|---|
| ariseortaya çıkmak, doğmak (sorun, durum) | arose | arisen | ortaya çıkmak, doğmak (sorun, durum) |
| beolmak (özellik, kimlik veya durum bildirir) | was/were | been | olmak (özellik, kimlik veya durum bildirir) |
| beatyenmek | beat | beaten | yenmek |
| becomeolmak, hâline gelmek | became | become | olmak, hâline gelmek |
| beginbaşlamak, başlatmak | began | begun | başlamak, başlatmak |
| bleedkanamak | bled | bled | kanamak |
| breakmola, ara; tatil | broke | broken | mola, ara; tatil |
| break downparçalamak, ayrıştırmak; parçalanmak | broke down | broken down | parçalamak, ayrıştırmak; parçalanmak |
| breedüremek, yavrulamak | bred | bred | üremek, yavrulamak |
| bringgetirmek, yanında getirmek | brought | brought | getirmek, yanında getirmek |
| broadcastyayınlamak (radyo, televizyon) | broadcast | broadcast | yayınlamak (radyo, televizyon) |
| buildinşa etmek, yapmak, kurmak | built | built | inşa etmek, yapmak, kurmak |
| buysatın almak, almak | bought | bought | satın almak, almak |
| catchyakalamak, tutmak | caught | caught | yakalamak, tutmak |
| chooseseçmek, seçim yapmak | chose | chosen | seçmek, seçim yapmak |
| comegelmek (konuşmacıya/dinleyene doğru hareket etmek) | came | come | gelmek (konuşmacıya/dinleyene doğru hareket etmek) |
| come over(birinin evine) gelmek, uğramak | came over | come over | (birinin evine) gelmek, uğramak |
| cost... tutmak, maliyeti olmak | cost | cost | ... tutmak, maliyeti olmak |
| cutkesmek, doğramak | cut | cut | kesmek, doğramak |
| dealfırsat, uygun fiyat; anlaşma | dealt | dealt | fırsat, uygun fiyat; anlaşma |
| digkazmak | dug | dug | kazmak |
| divedalmak, suya atlamak | dived / dove | dived | dalmak, suya atlamak |
| doyapmak (bir eylemi gerçekleştirmek) | did | done | yapmak (bir eylemi gerçekleştirmek) |
| draw(kalemle) çizmek, resim yapmak | drew | drawn | (kalemle) çizmek, resim yapmak |
| drinkiçmek (sıvı) | drank | drunk | içmek (sıvı) |
| drive(araba) sürmek, kullanmak | drove | driven | (araba) sürmek, kullanmak |
| eatyemek (gıda tüketmek) | ate | eaten | yemek (gıda tüketmek) |
| fallsonbahar (mevsim, ABD) | fell | fallen | sonbahar (mevsim, ABD) |
| feedbeslemek, yemek vermek | fed | fed | beslemek, yemek vermek |
| feelhissetmek, kendini (iyi/kötü) hissetmek | felt | felt | hissetmek, kendini (iyi/kötü) hissetmek |
| findbulmak | found | found | bulmak |
| find outöğrenmek, ortaya çıkarmak (bir bilgiyi) | found out | found out | öğrenmek, ortaya çıkarmak (bir bilgiyi) |
| fit(beden, ölçü) uymak, olmak; sığmak | fit | fit | (beden, ölçü) uymak, olmak; sığmak |
| flyuçakla seyahat etmek | flew | flown | uçakla seyahat etmek |
| forbidyasaklamak, izin vermemek | forbade | forbidden | yasaklamak, izin vermemek |
| forecasttahmin, (hava) tahmini | forecast | forecast | tahmin, (hava) tahmini |
| forgetunutmak | forgot | forgotten | unutmak |
| forgiveaffetmek, bağışlamak | forgave | forgiven | affetmek, bağışlamak |
| freezedonmak; dondurmak | froze | frozen | donmak; dondurmak |
| getalmak, edinmek (bir şeyi elde etmek) | got | gotten | almak, edinmek (bir şeyi elde etmek) |
| givevermek | gave | given | vermek |
| give offyaymak, salmak (ısı, ışık, gaz, koku) | gave off | given off | yaymak, salmak (ısı, ışık, gaz, koku) |
| gogitmek (bir yerden başka bir yere) | went | gone | gitmek (bir yerden başka bir yere) |
| growbüyümek, gelişmek | grew | grown | büyümek, gelişmek |
| grow upbüyümek, yetişmek | grew up | grown up | büyümek, yetişmek |
| hang on(kısa bir süre) beklemek | hung on | hung on | (kısa bir süre) beklemek |
| hang uptelefonu kapatmak | hung up | hung up | telefonu kapatmak |
| havesahip olmak (mülkiyet, ilişki, özellik) | had | had | sahip olmak (mülkiyet, ilişki, özellik) |
| hearduymak, işitmek | heard | heard | duymak, işitmek |
| hidesaklanmak, gizlenmek | hid | hidden | saklanmak, gizlenmek |
| hitvurmak (topa, hedefe) | hit | hit | vurmak (topa, hedefe) |
| holdtutmak (elde) | held | held | tutmak (elde) |
| hurtağrımak, acımak (geçişsiz) | hurt | hurt | ağrımak, acımak (geçişsiz) |
| keepsaklamak, tutmak, elinde tutmak | kept | kept | saklamak, tutmak, elinde tutmak |
| keep up withyetişmek, ayak uydurmak, geri kalmamak | kept up with | kept up with | yetişmek, ayak uydurmak, geri kalmamak |
| knowbilmek (bir bilgiye sahip olmak) | knew | known | bilmek (bir bilgiye sahip olmak) |
| lay down(kural, ilke) koymak, belirlemek, saptamak | laid down | laid down | (kural, ilke) koymak, belirlemek, saptamak |
| leadyönetmek, liderlik etmek; önden gitmek, götürmek | led | led | yönetmek, liderlik etmek; önden gitmek, götürmek |
| lead toyol açmak, neden olmak, sonuçlanmak | led | led | yol açmak, neden olmak, sonuçlanmak |
| leaveayrılmak, çıkmak (bir yerden) | left | left | ayrılmak, çıkmak (bir yerden) |
| lendödünç vermek, borç vermek | lent | lent | ödünç vermek, borç vermek |
| letizin vermek, bırakmak | let | let | izin vermek, bırakmak |
| lieuzanmak, yatmak | lay | lain | uzanmak, yatmak |
| losekaybetmek (eşya), yitirmek | lost | lost | kaybetmek (eşya), yitirmek |
| makeyapmak, üretmek, hazırlamak (bir şey ortaya çıkarmak) | made | made | yapmak, üretmek, hazırlamak (bir şey ortaya çıkarmak) |
| make up fortelafi etmek, -in acısını çıkarmak | made up for | made up for | telafi etmek, -in acısını çıkarmak |
| meananlamına gelmek, demek | meant | meant | anlamına gelmek, demek |
| meet(ilk kez) tanışmak | met | met | (ilk kez) tanışmak |
| misleadyanıltmak, yanlış izlenim vermek | misled | misled | yanıltmak, yanlış izlenim vermek |
| misreadyanlış yorumlamak, yanlış anlamak | misread | misread | yanlış yorumlamak, yanlış anlamak |
| mistakehata, yanlış | mistook | mistaken | hata, yanlış |
| offsetdengelemek, telafi etmek, karşılamak | offset | offset | dengelemek, telafi etmek, karşılamak |
| overcomeüstesinden gelmek, aşmak (engel/zorluk) | overcame | overcome | üstesinden gelmek, aşmak (engel/zorluk) |
| overseedenetlemek, gözetmek, başında durmak | oversaw | overseen | denetlemek, gözetmek, başında durmak |
| payödemek | paid | paid | ödemek |
| putkoymak, yerleştirmek | put | put | koymak, yerleştirmek |
| put through(telefonda) bağlamak, aktarmak | put through | put through | (telefonda) bağlamak, aktarmak |
| readokumak | read | read | okumak |
| rebuildyeniden inşa etmek, yeniden kurmak | rebuilt | rebuilt | yeniden inşa etmek, yeniden kurmak |
| rereadyeniden okumak | reread | reread | yeniden okumak |
| rewriteyeniden yazmak, baştan yazmak | rewrote | rewritten | yeniden yazmak, baştan yazmak |
| ride(bisiklet, at, motosiklet) binmek, sürmek | rode | ridden | (bisiklet, at, motosiklet) binmek, sürmek |
| ringçalmak (zil, telefon) | rang | rung | çalmak (zil, telefon) |
| riseyükselmek, artmak | rose | risen | yükselmek, artmak |
| runkoşmak | ran | run | koşmak |
| run outtükenmek, bitmek | ran out | run out | tükenmek, bitmek |
| saybir şey söylemek (sözlü veya yazılı ifade) | said | said | bir şey söylemek (sözlü veya yazılı ifade) |
| seegörmek (göz ile algılamak) | saw | seen | görmek (göz ile algılamak) |
| seekaramak, peşinde olmak; (yardım, tavsiye) istemek | sought | sought | aramak, peşinde olmak; (yardım, tavsiye) istemek |
| sellsatmak | sold | sold | satmak |
| sendgöndermek, yollamak | sent | sent | göndermek, yollamak |
| setkurmak, ayarlamak (alarm, saat) | set | set | kurmak, ayarlamak (alarm, saat) |
| set offtetiklemek, harekete geçirmek | set off | set off | tetiklemek, harekete geçirmek |
| shakesallamak, çalkalamak | shook | shaken | sallamak, çalkalamak |
| shootçekmek (fotoğraf, film), çekim yapmak | shot | shot | çekmek (fotoğraf, film), çekim yapmak |
| showgöstermek | showed | shown | göstermek |
| shrinkçekmek, küçülmek (kumaş, boyut) | shrank | shrunk | çekmek, küçülmek (kumaş, boyut) |
| shutkapatmak; kapanmak | shut | shut | kapatmak; kapanmak |
| singşarkı söylemek | sang | sung | şarkı söylemek |
| sinklavabo, eviye | sank | sunk | lavabo, eviye |
| sitoturmak (sandalye, yer vb.) | sat | sat | oturmak (sandalye, yer vb.) |
| sleepuyumak (uyku halinde olmak) | slept | slept | uyumak (uyku halinde olmak) |
| slidekaymak, kaydırmak | slid | slid | kaymak, kaydırmak |
| speakkonuşmak (bir dili) | spoke | spoken | konuşmak (bir dili) |
| spendharcamak (para) | spent | spent | harcamak (para) |
| spin(hızla) dönmek, döndürmek | spun | spun | (hızla) dönmek, döndürmek |
| splitbölüşmek, paylaşmak (para, iş) | split | split | bölüşmek, paylaşmak (para, iş) |
| spreadyayılmak, yaymak | spread | spread | yayılmak, yaymak |
| standayakta durmak; ayağa kalkmak | stood | stood | ayakta durmak; ayağa kalkmak |
| stealçalmak | stole | stolen | çalmak |
| stickçubuk, değnek, sopa | stuck | stuck | çubuk, değnek, sopa |
| strikegrev yapmak | struck | struck | grev yapmak |
| sweepsüpürmek (süpürgeyle) | swept | swept | süpürmek (süpürgeyle) |
| swellşişmek | swelled | swollen | şişmek |
| swimyüzmek | swam | swum | yüzmek |
| swingsallanmak, salınmak | swung | swung | sallanmak, salınmak |
| takealmak (eline almak, götürmek) | took | taken | almak (eline almak, götürmek) |
| teachöğretmek, ders vermek | taught | taught | öğretmek, ders vermek |
| tearyırtmak, yırtılmak | tore | torn | yırtmak, yırtılmak |
| tellbirine bir şey anlatmak / söylemek (kişi + bilgi) | told | told | birine bir şey anlatmak / söylemek (kişi + bilgi) |
| thinkdüşünmek, sanmak (bir görüşte olmak) | thought | thought | düşünmek, sanmak (bir görüşte olmak) |
| throwatmak, fırlatmak | threw | thrown | atmak, fırlatmak |
| understandanlamak | understood | understood | anlamak |
| undertakeüstlenmek, girişmek (bir işe) | undertook | undertaken | üstlenmek, girişmek (bir işe) |
| wake upuyanmak (uyku halinden çıkmak) | woke up | woken up | uyanmak (uyku halinden çıkmak) |
| weargiymek (üzerinde olmak), takmak | wore | worn | giymek (üzerinde olmak), takmak |
| weavedokumak | wove | woven | dokumak |
| winkazanmak (yarışma, maç, ödül) | won | won | kazanmak (yarışma, maç, ödül) |
| withdraw(para) çekmek | withdrew | withdrawn | (para) çekmek |
| withstanddayanmak, karşı koymak, direnmek | withstood | withstood | dayanmak, karşı koymak, direnmek |
| writeyazmak | wrote | written | yazmak |
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.