Vücudun İşleyişi ile ilgili İngilizce kelimeler
56 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- acid/ˈæsɪd/
asit
The stomach produces acid to help digest food.
Mide, besinlerin sindirimine yardım etmek için asit üretir.
- activate/ˈæktɪveɪt/
etkinleştirmek, harekete geçirmek
Stress activates the body's alarm system and raises the heart rate.
Stres vücudun alarm sistemini harekete geçirir ve kalp atışını hızlandırır.
- break down/ˌbreɪk ˈdaʊn/
parçalamak, ayrıştırmak; parçalanmak
Enzymes in the stomach break down proteins into smaller pieces.
Midedeki enzimler proteinleri daha küçük parçalara ayırır.
- digest/daɪˈdʒɛst/
sindirmek
Babies cannot digest some foods until their stomachs are more developed.
Bebekler, mideleri daha gelişmiş hâle gelene dek bazı yiyecekleri sindiremez.
- digestion/daɪˈdʒɛstʃən/
sindirim
Digestion begins in the mouth, where saliva starts to break down starch.
Sindirim, tükürüğün nişastayı parçalamaya başladığı ağızda başlar.
- fiber/ˈfaɪbər/
lif (besinlerde)
Beans, whole grains and vegetables are good sources of fiber.
Fasulye, tam tahıllar ve sebzeler iyi lif kaynaklarıdır.
- filter/ˈfɪltər/
süzmek, filtrelemek
The kidneys filter waste products out of the blood.
Böbrekler atık maddeleri kandan süzer.
- fluid/ˈfluːɪd/
sıvı
Fever and sweating increase the loss of body fluids.
Ateş ve terleme vücut sıvısı kaybını artırır.
- gum/ɡʌm/
diş eti
Brushing too hard can hurt your gums.
Dişleri çok sert fırçalamak diş etlerine zarar verebilir.
- gut/ɡʌt/
bağırsak, sindirim kanalı
Billions of bacteria live in the human gut and help with digestion.
İnsan bağırsağında milyarlarca bakteri yaşar ve sindirime yardım eder.
- hormone/ˈhɔːrmoʊn/
hormon
Insulin is a hormone that lowers blood sugar.
İnsülin, kan şekerini düşüren bir hormondur.
- mass/mæs/
kitle, yığın (doku, madde)
The scan showed a small mass in the patient's lung.
Tarama hastanın akciğerinde küçük bir kitle gösterdi.
- muscular/ˈmʌskjələr/
kaslarla ilgili, kas (tamlamada)
The heart is a muscular organ that pumps blood.
Kalp, kan pompalayan kas yapılı bir organdır.
- pregnancy/ˈprɛɡnənsi/
gebelik, hamilelik
A normal pregnancy lasts about forty weeks.
Normal bir gebelik yaklaşık kırk hafta sürer.
- sensation/sɛnˈseɪʃən/
his, duyu, duyum
After the injection, she lost all sensation in her lower lip.
İğneden sonra alt dudağında hiçbir his kalmadı.
- strengthen/ˈstrɛŋθən/
güçlendirmek, kuvvetlendirmek; güçlenmek
Regular exercise strengthens the heart and the muscles.
Düzenli egzersiz kalbi ve kasları güçlendirir.
- sweat/swɛt/
ter
Sweat cools the body as it evaporates from the skin.
Ter deriden buharlaşırken vücudu serinletir.
- tissue/ˈtɪʃuː/
doku (canlıda)
Muscle tissue contracts when it receives a signal from a nerve.
Kas dokusu bir sinirden sinyal aldığında kasılır.
- vein/veɪn/
toplardamar, damar
The nurse took a blood sample from a vein in his arm.
Hemşire kolundaki bir toplardamardan kan örneği aldı.
- vision/ˈvɪʒən/
görme, görüş
Regular eye tests can find vision problems in children early.
Düzenli göz muayeneleri çocuklardaki görme sorunlarını erkenden bulabilir.
- vital/ˈvaɪtəl/
hayati, çok önemli
Clean water is vital for good public health.
Temiz su, iyi bir halk sağlığı için hayati önemdedir.
- abdomen/ˈæbdəmən/
karın
The doctor pressed gently on the patient's abdomen to check for pain.
Doktor ağrı olup olmadığını anlamak için hastanın karnına hafifçe bastırdı.
- abdominal/æbˈdɑːmɪnəl/
karınla ilgili, karın (tamlamada)
The patient came to the emergency room with severe abdominal pain.
Hasta acil servise şiddetli karın ağrısıyla geldi.
- airway/ˈɛrweɪ/
solunum yolu, hava yolu
In asthma, the airways become narrow and breathing gets difficult.
Astımda solunum yolları daralır ve nefes almak zorlaşır.
- artery/ˈɑːrtəri/
atardamar, arter
Arteries carry blood rich in oxygen from the heart to the body.
Atardamarlar oksijence zengin kanı kalpten vücuda taşır.
- bloodstream/ˈblʌdstriːm/
kan dolaşımı, kan
Glucose from food enters the bloodstream after it is absorbed in the intestine.
Yiyecekten gelen glikoz, bağırsakta emildikten sonra kan dolaşımına geçer.
- circulation/ˌsɜːrkjəˈleɪʃən/
(kan) dolaşım
Sitting still for many hours can slow the circulation in the legs.
Saatlerce kıpırdamadan oturmak bacaklardaki dolaşımı yavaşlatabilir.
- compress/kəmˈprɛs/
sıkıştırmak, baskı yapmak, basmak
When the calf muscles contract, they compress the veins and push blood upward.
Baldır kasları kasıldığında toplardamarları sıkıştırır ve kanı yukarı iter.
- contraction/kənˈtrækʃən/
kasılma
Each heartbeat is caused by a contraction of the heart muscle.
Her kalp atışı kalp kasının kasılmasıyla oluşur.
- cord/kɔːrd/
kordon, tel biçimli yapı (omurilik, ses telleri, göbek kordonu)
The spinal cord is protected by the bones of the spine.
Omurilik, omurga kemikleri tarafından korunur.
- digestive/daɪˈdʒɛstɪv/
sindirimle ilgili, sindirim (sistemi vb.)
The stomach and intestines are the main parts of the digestive system.
Mide ve bağırsaklar sindirim sisteminin ana bölümleridir.
- enzyme/ˈenzaɪm/
enzim
Enzymes in saliva begin breaking down starch in the mouth.
Tükürükteki enzimler nişastayı ağızda parçalamaya başlar.
- gland/ɡlænd/
bez, salgı bezi
The thyroid gland in the neck produces hormones that control metabolism.
Boyundaki tiroit bezi metabolizmayı düzenleyen hormonlar üretir.
- hemoglobin/ˈhiːməɡloʊbɪn/
hemoglobin
Hemoglobin carries oxygen from the lungs to the rest of the body.
Hemoglobin oksijeni akciğerlerden vücudun geri kalanına taşır.
- inhale/ɪnˈheɪl/
solumak, (nefesle) içine çekmek
The patient was asked to inhale deeply while the doctor listened to her chest.
Doktor göğsünü dinlerken hastadan derin nefes alması istendi.
- intestinal/ɪnˈtɛstɪnəl/
bağırsakla ilgili, bağırsak (tamlamada)
Nutrients are absorbed through the intestinal wall into the blood.
Besin öğeleri bağırsak duvarından kana emilir.
- intestine/ɪnˈtɛstɪn/
bağırsak
Most nutrients from food are absorbed in the small intestine.
Yiyeceklerdeki besin öğelerinin çoğu ince bağırsakta emilir.
- limb/lɪm/
uzuv, kol ya da bacak
After a stroke, some patients lose strength in one of their limbs.
İnme sonrasında bazı hastalar uzuvlarından birinde güç kaybeder.
- marrow/ˈmæroʊ/
ilik, kemik iliği
Red blood cells are produced in the bone marrow.
Kırmızı kan hücreleri kemik iliğinde üretilir.
- membrane/ˈmɛmbreɪn/
zar
Every cell is surrounded by a thin membrane that controls what enters it.
Her hücre, içine neyin gireceğini denetleyen ince bir zarla çevrilidir.
- messenger/ˈmɛsəndʒər/
haberci (madde), sinyal taşıyan molekül
Hormones act as chemical messengers that travel in the blood.
Hormonlar kanda dolaşan kimyasal haberciler olarak görev yapar.
- mucus/ˈmjuːkəs/
mukus, sümük, balgam
Mucus in the airways traps dust and germs before they reach the lungs.
Solunum yollarındaki mukus, toz ve mikropları akciğerlere ulaşmadan yakalar.
- neuron/ˈnʊrɑːn/
nöron, sinir hücresi
The human brain contains billions of neurons.
İnsan beyni milyarlarca nöron içerir.
- pancreas/ˈpæŋkriəs/
pankreas
The pancreas produces insulin, which helps control blood sugar.
Pankreas, kan şekerini düzenlemeye yardım eden insülini üretir.
- reflex/ˈriːflɛks/
refleks
The doctor tapped her knee to test her reflexes.
Doktor reflekslerini test etmek için dizine hafifçe vurdu.
- respiratory/ˈrɛspərətɔːri/
solunumla ilgili, solunum (sistemi vb.)
The lungs and airways form the main part of the respiratory system.
Akciğerler ve solunum yolları solunum sisteminin ana bölümünü oluşturur.
- retina/ˈrɛtɪnə/
retina, ağ tabaka
Light passes through the lens and reaches the retina at the back of the eye.
Işık mercekten geçer ve gözün arkasındaki retinaya ulaşır.
- saliva/səˈlaɪvə/
tükürük
Saliva contains an enzyme that starts to break down starch.
Tükürük, nişastayı parçalamaya başlayan bir enzim içerir.
- specialized/ˈspɛʃəlaɪzd/
özelleşmiş, belirli bir işe uyarlanmış
Red blood cells are specialized cells that carry oxygen.
Kırmızı kan hücreleri oksijen taşıyan özelleşmiş hücrelerdir.
- spinal/ˈspaɪnəl/
omurgayla ilgili, omurga, omurilik (tamlamada)
The spinal cord carries messages between the brain and the rest of the body.
Omurilik, beyin ile vücudun geri kalanı arasında mesaj taşır.
- stamina/ˈstæmənə/
dayanıklılık, dayanma gücü
Regular running slowly builds stamina and strengthens the heart.
Düzenli koşu dayanıklılığı yavaş yavaş artırır ve kalbi güçlendirir.
- stimulate/ˈstɪmjəleɪt/
uyarmak, harekete geçirmek (organ, sinir, hücre)
Food entering the stomach stimulates the release of digestive juices.
Mideye giren yiyecek, sindirim sıvılarının salgılanmasını uyarır.
- strenuous/ˈstrɛnjuəs/
yorucu, ağır, çok güç isteyen
Patients are told to avoid strenuous activity for a few weeks after surgery.
Hastalara ameliyattan sonra birkaç hafta ağır etkinlikten kaçınmaları söylenir.
- tract/trækt/
yol, kanal (organ sistemi)
Food passes along the digestive tract from the mouth to the intestines.
Yiyecek, sindirim kanalı boyunca ağızdan bağırsaklara ilerler.
- urine/ˈjʊrɪn/
idrar
The kidneys remove waste from the blood and produce urine.
Böbrekler kandaki atıkları uzaklaştırır ve idrar üretir.
- vigorous/ˈvɪɡərəs/
güçlü, yoğun, enerjik (hareket, egzersiz)
Vigorous exercise makes the heart beat faster and the breathing deeper.
Yoğun egzersiz kalbin daha hızlı atmasını ve nefesin derinleşmesini sağlar.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.