Ana içeriğe geç

Gen ve Beslenme ile ilgili İngilizce kelimeler

28 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • calcium/ˈkælsiəm/

    kalsiyum

    Vitamin D helps the body absorb calcium from food.

    D vitamini vücudun yiyeceklerden kalsiyum emmesine yardım eder.

  • gene/dʒiːn/

    gen

    Each person inherits one copy of most genes from each parent.

    Her insan çoğu genin bir kopyasını anne ve babasının her birinden alır.

  • genetic/dʒəˈnetɪk/

    genetik, kalıtımla ilgili

    Cystic fibrosis is a genetic disorder that affects the lungs.

    Kistik fibrozis akciğerleri etkileyen genetik bir bozukluktur.

  • nutritious/nuːˈtrɪʃəs/

    besleyici

    The hospital kitchen prepares nutritious meals for patients.

    Hastane mutfağı hastalar için besleyici yemekler hazırlar.

  • absorption/əbˈzɔːrpʃən/

    emilim, emme

    Most nutrient absorption takes place in the small intestine.

    Besin öğelerinin emiliminin çoğu ince bağırsakta gerçekleşir.

  • amino acid/əˌmiːnoʊ ˈæsɪd/

    amino asit

    Proteins are made of long chains of amino acids.

    Proteinler uzun amino asit zincirlerinden oluşur.

  • carrier/ˈkæriər/

    taşıyıcı (gen ya da hastalık)

    Carriers of the gene usually have no symptoms themselves.

    Genin taşıyıcılarında genellikle hiçbir belirti görülmez.

  • chromosome/ˈkroʊməsoʊm/

    kromozom

    Human cells normally contain 23 pairs of chromosomes.

    İnsan hücreleri normalde 23 çift kromozom içerir.

  • deficiency/dɪˈfɪʃənsi/

    eksiklik, yetersizlik

    Vitamin D deficiency is more common in winter, when sunlight is limited.

    D vitamini eksikliği güneş ışığının kısıtlı olduğu kışın daha yaygındır.

  • dietary/ˈdaɪəteri/

    beslenmeyle ilgili, diyete ait

    Some genetic disorders are managed with strict dietary restrictions.

    Bazı genetik bozukluklar sıkı beslenme kısıtlamalarıyla kontrol altında tutulur.

  • excess/ˈekses/

    fazlalık, aşırı miktar

    An excess of cholesterol in the blood is linked to heart disease.

    Kanda kolesterol fazlalığı kalp hastalığıyla ilişkilidir.

  • glucose/ˈɡluːkoʊs/

    glikoz

    The brain uses glucose as its main source of energy.

    Beyin ana enerji kaynağı olarak glikozu kullanır.

  • hereditary/həˈredɪteri/

    kalıtsal, irsî

    Some hereditary conditions appear only if both parents pass on the gene.

    Bazı kalıtsal hastalıklar ancak anne ve babanın ikisi de geni aktarırsa ortaya çıkar.

  • insulin/ˈɪnsəlɪn/

    insülin

    The pancreas releases insulin after a meal.

    Pankreas yemekten sonra insülin salgılar.

  • intake/ˈɪnteɪk/

    alım, tüketim (vücuda alınan miktar)

    The study recorded each participant's daily salt intake.

    Çalışma her katılımcının günlük tuz tüketimini kaydetti.

  • metabolism/məˈtæbəlɪzəm/

    metabolizma

    The thyroid gland produces hormones that regulate metabolism.

    Tiroit bezi metabolizmayı düzenleyen hormonlar üretir.

  • molecule/ˈmɑːlɪkjuːl/

    molekül

    A water molecule consists of two hydrogen atoms and one oxygen atom.

    Bir su molekülü iki hidrojen atomu ve bir oksijen atomundan oluşur.

  • mutate/ˈmjuːteɪt/

    mutasyona uğramak, değişime uğramak

    Influenza viruses mutate constantly, so vaccines are updated each year.

    Grip virüsleri sürekli mutasyona uğrar, bu yüzden aşılar her yıl güncellenir.

  • mutation/mjuːˈteɪʃən/

    mutasyon, kalıtsal değişim

    A mutation in this gene can cause a rare blood disorder.

    Bu gendeki bir mutasyon nadir bir kan bozukluğuna yol açabilir.

  • nucleus/ˈnuːkliəs/

    (hücre) çekirdek

    Most of a cell's DNA is found in the nucleus.

    Bir hücrenin DNA'sının çoğu çekirdekte bulunur.

  • nutrient/ˈnuːtriənt/

    besin öğesi

    Proteins, fats and vitamins are all essential nutrients.

    Proteinler, yağlar ve vitaminlerin hepsi temel besin öğeleridir.

  • obese/oʊˈbiːs/

    obez, aşırı kilolu

    Obese patients have a higher risk of type 2 diabetes.

    Obez hastaların tip 2 diyabet riski daha yüksektir.

  • particle/ˈpɑːrtɪkəl/

    parçacık, tanecik

    Fats travel through the blood inside particles made partly of protein.

    Yağlar kanda kısmen proteinden oluşan parçacıkların içinde taşınır.

  • replicate/ˈreplɪkeɪt/

    (bir sonucu, deneyi) tekrarlamak, yinelemek

    Other teams were unable to replicate the original findings.

    Başka ekipler ilk bulguları tekrarlayamadı.

  • sedentary/ˈsedənteri/

    hareketsiz, oturarak geçen

    A sedentary lifestyle is a known risk factor for heart disease.

    Hareketsiz bir yaşam tarzı kalp hastalığı için bilinen bir risk etkenidir.

  • synthesize/ˈsɪnθəsaɪz/

    sentezlemek, (vücutta) üretmek

    The skin synthesizes vitamin D when it is exposed to sunlight.

    Deri güneş ışığına maruz kaldığında D vitamini sentezler.

  • trait/treɪt/

    özellik, nitelik (kalıtsal ya da kişilik)

    Genes influence physical traits such as height and eye color.

    Genler boy ve göz rengi gibi fiziksel özellikleri etkiler.

  • variant/ˈveriənt/

    varyant, farklı biçim

    Some genetic variants change how quickly the liver breaks down drugs.

    Bazı genetik varyantlar karaciğerin ilaçları ne kadar hızlı parçaladığını değiştirir.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler