Değişim ve Gelişme ile ilgili İngilizce kelimeler
103 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- change/tʃeɪndʒ/
değişmek; değiştirmek
The town has changed a lot since I was a child.
Kasaba ben çocukken beri çok değişti.
- become/bɪˈkʌm/
olmak, hâline gelmek
She wants to become a doctor.
Doktor olmak istiyor.
- grow/ɡroʊ/
büyümek, gelişmek
Children grow very fast.
Çocuklar çok hızlı büyür.
- grow up/ˌɡroʊ ˈʌp/
büyümek, yetişmek
I grew up in a small village near Rize.
Rize yakınlarında küçük bir köyde büyüdüm.
- improve/ɪmˈpruːv/
geliştirmek, iyileştirmek
I watch films in English to improve my listening.
Dinlememi geliştirmek için İngilizce film izliyorum.
- adapt/əˈdæpt/
uyum sağlamak, adapte olmak
It took her a few weeks to adapt to her new job.
Yeni işine uyum sağlaması birkaç haftasını aldı.
- adjust/əˈdʒʌst/
ayarlamak, uyarlamak, küçük değişiklikler yapmak
You may need to adjust your study plan as the exam gets closer.
Sınav yaklaştıkça çalışma planınızı ayarlamanız gerekebilir.
- advance/ədˈvæns/
ilerlemek, geliştirmek, öne çıkarmak
Science has advanced enormously in the last hundred years.
Bilim son yüz yılda muazzam bir ilerleme kaydetti.
- appear/əˈpɪr/
ortaya çıkmak, görünmek, belirmek
A message appeared on the screen.
Ekranda bir mesaj belirdi.
- collapse/kəˈlæps/
çökmek, yıkılmak, başarısız olmak
The bridge collapsed after years of neglect.
Köprü yıllarca ihmal edildikten sonra çöktü.
- develop/dɪˈvɛləp/
geliştirmek, gelişmek
Reading every day helps you develop your vocabulary.
Her gün okumak kelime bilgini geliştirmene yardım eder.
- disappear/ˌdɪsəˈpɪr/
kaybolmak, gözden kaybolmak, yok olmak
The sun disappeared behind the clouds.
Güneş bulutların arkasında kayboldu.
- emerge/ɪˈmɜːdʒ/
ortaya çıkmak, belirmek, gün yüzüne çıkmak
A clear winner emerged after several hours of counting.
Saatler süren sayımın ardından açık bir galip ortaya çıktı.
- enhance/ɪnˈhɑːns/
geliştirmek, iyileştirmek, artırmak (kalite/değer)
Regular feedback enhances student performance significantly.
Düzenli geri bildirim öğrenci performansını önemli ölçüde artırır.
- equality/ɪˈkwɑːlɪti/
eşitlik
The movement fought for equality between men and women in the workplace.
Hareket, işyerinde kadınlar ve erkekler arasındaki eşitlik için mücadele etti.
- evolve/ɪˈvɑːlv/
evrimleşmek, zamanla gelişmek/değişmek
The English language has evolved significantly over the centuries.
İngilizce yüzyıllar içinde önemli ölçüde evrildi.
- flexible/ˈfleksɪbəl/
esnek, uyum sağlayabilen, değişime açık
You need to be flexible when working in a team with different personalities.
Farklı kişiliklerden oluşan bir ekipte çalışırken esnek olmanız gerekir.
- generation/ˌdʒenəˈreɪʃən/
kuşak, nesil
Each generation faces its own set of challenges.
Her kuşak kendine özgü zorluklarla yüzleşmek durumundadır.
- growth/ɡroʊθ/
büyüme, gelişme, artış
The country has seen rapid economic growth over the past decade.
Ülke son on yılda hızlı bir ekonomik büyüme yaşadı.
- immigration/ˌɪmɪˈɡreɪʃən/
göç (başka bir ülkeye yerleşmek amacıyla gidiş)
Immigration has increased significantly in recent decades.
Son on yıllarda göç önemli ölçüde artmıştır.
- increase/ɪnˈkriːs/
artmak, artırmak
The number of students in our school increased this year.
Bu yıl okulumuzdaki öğrenci sayısı arttı.
- poverty/ˈpɑːvərti/
yoksulluk, fakirlik
Millions of people around the world live in poverty.
Dünya genelinde milyonlarca insan yoksulluk içinde yaşamaktadır.
- raise/reɪz/
yükseltmek, artırmak (fiyat, ücret)
The café raised its prices again this month.
Kafe bu ay yine fiyatlarını artırdı.
- reduce/rɪˈdjuːs/
azaltmak, düşürmek
We need to reduce the amount of plastic we use every day.
Her gün kullandığımız plastik miktarını azaltmamız gerekiyor.
- reform/rɪˈfɔːm/
reform etmek, ıslah etmek, değiştirip iyileştirmek
The government plans to reform the education system next year.
Hükümet gelecek yıl eğitim sistemini reform etmeyi planlıyor.
- remain/rɪˈmeɪn/
(aynı) kalmak, olmaya devam etmek
Please remain seated until the bus stops.
Lütfen otobüs durana kadar yerinizde oturun.
- remove/rɪˈmuːv/
çıkarmak, kaldırmak, gidermek
Please remove your shoes before you come in.
Lütfen içeri girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarın.
- replace/rɪˈpleɪs/
değiştirmek, yerine koymak, yerini almak
Many factories have replaced workers with automated machines.
Pek çok fabrika işçilerin yerini otomatik makinelere bıraktırdı.
- rise/raɪz/
yükselmek, artmak
Prices rose quickly last year.
Geçen yıl fiyatlar hızla yükseldi.
- ruin/ˈruːɪn/
mahvetmek, bozmak, berbat etmek
The rain ruined our picnic.
Yağmur pikniğimizi mahvetti.
- settle/ˈsɛtəl/
yerleşmek (bir yere); alışmak
My grandparents settled in Bursa in the 1970s.
Büyükannemle büyükbabam 1970'lerde Bursa'ya yerleşti.
- shift/ʃɪft/
kaymak, değişmek, yön değiştirmek
Public opinion has shifted in favour of stricter environmental laws.
Kamuoyu daha katı çevre yasaları lehine kaymıştır.
- spread/spred/
yayılmak, yaymak
The news spread quickly around the school.
Haber okulda hızla yayıldı.
- steady/ˈstedi/
düzenli, istikrarlı, sabit (hızda değişmeyen)
There has been a steady rise in house prices.
Ev fiyatlarında istikrarlı bir artış var.
- survive/sərˈvaɪv/
hayatta kalmak, (zor bir durumu) atlatmak
Cactuses can survive for months without water.
Kaktüsler aylarca susuz yaşayabilir.
- sustainable/səˈsteɪnəbəl/
sürdürülebilir (çevreye zarar vermeden devam ettirilebilen)
The company is investing in sustainable energy sources such as solar power.
Şirket, güneş enerjisi gibi sürdürülebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıyor.
- swap/swɑːp/
değiş tokuş etmek, takas etmek, yer değiştirmek
Can we swap seats? I want to sit by the window.
Yer değiştirebilir miyiz? Cam kenarında oturmak istiyorum.
- transform/trænsˈfɔːm/
dönüştürmek, köklü biçimde değiştirmek
Technology has transformed the way we work and learn.
Teknoloji çalışma ve öğrenme biçimimizi kökten değiştirdi.
- update/ˈʌpdeɪt/
güncellemek, yenilemek, bilgi vermek
You should update your software regularly to stay secure.
Güvende kalmak için yazılımınızı düzenli olarak güncellemelisiniz.
- abandon/əˈbændən/
vazgeçmek, bırakmak (plan, fikir)
They abandoned the match because of the storm.
Fırtına yüzünden maçı yarıda bıraktılar.
- adjustment/əˈdʒʌstmənt/
ayarlama, küçük değişiklik, düzeltme
I made a few adjustments to my study plan.
Çalışma planımda birkaç küçük değişiklik yaptım.
- alter/ˈɔːltər/
değiştirmek, değişmek
We had to alter our plans because of the weather.
Hava yüzünden planlarımızı değiştirmek zorunda kaldık.
- arise/əˈraɪz/
ortaya çıkmak, doğmak (sorun, durum)
Call me if any problems arise.
Bir sorun çıkarsa beni ara.
- closure/ˈkloʊʒər/
kapanma, kapatılma (iş yeri, yol)
The factory closure left two hundred people without jobs.
Fabrikanın kapanması iki yüz kişiyi işsiz bıraktı.
- consumption/kənˈsʌmpʃən/
tüketim (mal, hizmet veya kaynakların kullanımı)
Reducing energy consumption is essential for fighting climate change.
Enerji tüketimini azaltmak, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik öneme sahiptir.
- convert/kənˈvɜːrt/
dönüştürmek, çevirmek
They converted the old garage into a small office.
Eski garajı küçük bir ofise dönüştürdüler.
- decline/dɪˈklaɪn/
azalmak, düşmek, gerilemek
The number of bees is declining every year.
Arıların sayısı her yıl azalıyor.
- establish/ɪˈstæblɪʃ/
kurmak (şirket, kurum)
The school was established in 1925.
Okul 1925'te kuruldu.
- expand/ɪkˈspænd/
genişlemek, büyümek; genişletmek
The company plans to expand into new markets next year.
Şirket gelecek yıl yeni pazarlara açılmayı planlıyor.
- extend/ɪkˈstend/
uzatmak (süre)
We decided to extend our holiday by three days.
Tatilimizi üç gün uzatmaya karar verdik.
- fade/feɪd/
solmak, rengi açılmak
My favourite jeans have faded after many washes.
En sevdiğim kot pantolon çok yıkanınca soldu.
- flow/floʊ/
akış, akım
The flow of traffic slows down after six o'clock.
Saat altıdan sonra trafik akışı yavaşlıyor.
- found/faʊnd/
kurmak (okul, şirket, kurum, şehir)
My grandfather founded this company in 1970.
Dedem bu şirketi 1970'te kurdu.
- investment/ɪnˈvestmənt/
yatırım (para veya zaman harcayarak gelecekte kazanç elde etme)
The government plans to increase investment in renewable energy.
Hükümet, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımı artırmayı planlıyor.
- modify/ˈmɑːdɪfaɪ/
değiştirmek, düzenlemek (biraz)
We modified the plan after the first meeting.
İlk toplantıdan sonra planı biraz değiştirdik.
- noticeably/ˈnoʊtɪsəbli/
belirgin şekilde, gözle görülür biçimde
The weather has become noticeably colder this week.
Bu hafta hava belirgin şekilde soğudu.
- phase/feɪz/
aşama, evre, safha
The first phase of the project ends in May.
Projenin ilk aşaması Mayıs'ta bitiyor.
- preserve/prɪˈzɜːrv/
korumak, muhafaza etmek (olduğu gibi kalmasını sağlamak)
The town works hard to preserve its old stone houses.
Kasaba, eski taş evlerini korumak için çok çalışıyor.
- rebuild/ˌriːˈbɪld/
yeniden inşa etmek, yeniden kurmak
The bridge was rebuilt after the flood.
Köprü selden sonra yeniden inşa edildi.
- recession/rɪˈseʃən/
durgunluk, resesyon (ekonomik faaliyetlerin belirgin biçimde azaldığı dönem)
The country entered a recession after the financial crisis of 2008.
Ülke, 2008 finansal krizinin ardından resesyona girdi.
- recovery/rɪˈkʌvəri/
iyileşme
She made a full recovery after the operation.
Ameliyattan sonra tamamen iyileşti.
- redesign/ˌriːdɪˈzaɪn/
yeniden tasarım
The website needs a complete redesign.
Web sitesinin baştan yeniden tasarlanması gerekiyor.
- reduction/rɪˈdʌkʃən/
azalma, azaltma; indirim
The new road led to a big reduction in traffic.
Yeni yol trafikte büyük bir azalmaya yol açtı.
- renew/rɪˈnuː/
(süresi dolan bir şeyi) yenilemek, uzatmak
I need to renew my passport before the summer.
Yazdan önce pasaportumu yenilemem gerekiyor.
- renovate/ˈrɛnəveɪt/
yenilemek, tadilat yapmak
We are renovating the kitchen this summer.
Bu yaz mutfağı yeniletiyoruz.
- renovation/ˌrenəˈveɪʃən/
tadilat, yenileme, restorasyon
The museum is closed for renovation.
Müze tadilat nedeniyle kapalı.
- replacement/rɪˈpleɪsmənt/
yenisi, yerine konan şey
My new phone stopped working, so the shop gave me a replacement.
Yeni telefonum çalışmayı bıraktı, dükkân bana yenisini verdi.
- restoration/ˌrɛstəˈreɪʃən/
restorasyon, onarım (eski yapı, eser)
The old castle is closed for restoration.
Eski kale restorasyon nedeniyle kapalı.
- restore/rɪˈstɔːr/
restore etmek, onarmak, eski hâline getirmek
They restored the old stone bridge carefully.
Eski taş köprüyü özenle restore ettiler.
- reverse/rɪˈvɜːrs/
tersine çevirmek, geri almak (karar, süreç)
The court reversed the earlier decision.
Mahkeme önceki kararı bozdu.
- sharply/ˈʃɑːrpli/
keskin biçimde, birden ve büyük ölçüde (artış/düşüş, dönüş)
Prices rose sharply after the new tax was announced.
Yeni vergi açıklandıktan sonra fiyatlar keskin biçimde yükseldi.
- shorten/ˈʃɔːrtən/
kısaltmak; kısalmak
Can you shorten this paragraph to fifty words?
Bu paragrafı elli kelimeye kısaltabilir misin?
- shrink/ʃrɪŋk/
çekmek, küçülmek (kumaş, boyut)
My new sweater shrank in the wash.
Yeni kazağım yıkamada çekti.
- soften/ˈsɔːfən/
yumuşamak, yumuşatmak (tavır, ton)
Her face softened when she saw the baby.
Bebeği görünce yüzü yumuşadı.
- steadily/ˈstɛdɪli/
istikrarla, giderek, düzenli olarak
House prices have risen steadily since 2020.
Konut fiyatları 2020'den beri istikrarlı biçimde arttı.
- vanish/ˈvænɪʃ/
kaybolmak, gözden kaybolmak, yok olmak
The cat vanished under the bed when the guests arrived.
Misafirler gelince kedi yatağın altında kayboldu.
- weaken/ˈwiːkən/
zayıflatmak; zayıflamak
The illness weakened her for several weeks.
Hastalık onu birkaç hafta zayıf düşürdü.
- widen/ˈwaɪdən/
genişletmek, genişlemek
The city is going to widen the road next year.
Belediye gelecek yıl yolu genişletecek.
- accelerate/əkˈsɛləreɪt/
hızlandırmak, hızlanmak (süreç)
Warmer winters have accelerated the melting of the glaciers.
Daha ılık kışlar buzulların erimesini hızlandırdı.
- adaptive/əˈdæptɪv/
uyarlanabilir, uyum sağlayan
The app uses adaptive tests that get harder as you answer correctly.
Uygulama, doğru cevap verdikçe zorlaşan uyarlanabilir testler kullanıyor.
- amend/əˈmɛnd/
(yasa, metin) değiştirmek, düzeltmek
Parliament voted to amend the law on working hours.
Meclis çalışma saatleriyle ilgili yasayı değiştirmek için oy verdi.
- dismantle/dɪsˈmæntəl/
sökmek, parçalarına ayırmak
We dismantled the bed so it could fit through the door.
Kapıdan geçsin diye yatağı söktük.
- emergence/ɪˈmɜːrdʒəns/
ortaya çıkış, belirme
The emergence of smartphones changed how people read the news.
Akıllı telefonların ortaya çıkışı insanların haber okuma biçimini değiştirdi.
- halt/hɔːlt/
durdurmak; durmak
The rain halted the match for an hour.
Yağmur maçı bir saat durdurdu.
- merge/mɜːrdʒ/
birleşmek, birleştirmek (şirket, kurum)
The two banks merged last year.
İki banka geçen yıl birleşti.
- pivot/ˈpɪvət/
yön değişikliği (özellikle iş stratejisinde)
The start-up made a pivot from games to education apps.
Girişim oyunlardan eğitim uygulamalarına doğru yön değiştirdi.
- reconstruct/ˌriːkənˈstrʌkt/
yeniden canlandırmak, olayı (eldeki bilgilerle) yeniden kurgulamak
Police tried to reconstruct the events of that night.
Polis o gecenin olaylarını yeniden canlandırmaya çalıştı.
- reconstruction/ˌriːkənˈstrʌkʃən/
yeniden inşa, yeniden yapılanma
The reconstruction of the bridge took almost two years.
Köprünün yeniden inşası neredeyse iki yıl sürdü.
- refine/rɪˈfaɪn/
geliştirmek, iyileştirmek, ince ayar yapmak
She spent the weekend refining her presentation.
Hafta sonunu sunumunu geliştirmekle geçirdi.
- refit/ˈriːfɪt/
onarım ve yenileme (gemi, dükkân, bina içi)
The ferry is out of service for a refit.
Feribot onarım ve yenileme için seferden çekildi.
- reinforcement/ˌriːɪnˈfɔːrsmənt/
pekiştirme (davranış, öğrenme)
Children learn faster with positive reinforcement than with punishment.
Çocuklar cezadan çok olumlu pekiştirmeyle daha hızlı öğrenir.
- reshape/ˌriːˈʃeɪp/
yeniden şekillendirmek, köklü biçimde değiştirmek
Smartphones have reshaped the way we shop.
Akıllı telefonlar alışveriş biçimimizi yeniden şekillendirdi.
- resurface/ˌriːˈsɜːrfɪs/
yeniden kaplamak (yol, zemin)
The council will resurface our street next month.
Belediye gelecek ay sokağımızı yeniden kaplayacak.
- retain/rɪˈteɪn/
korumak, elinde tutmak, muhafaza etmek
Please retain your receipt in case you need a refund.
İade gerekirse diye lütfen fişinizi saklayın.
- sustain/səˈsteɪn/
sürdürmek, devam ettirmek
It is hard to sustain your motivation for months.
Motivasyonunu aylarca sürdürmek zordur.
- swell/swel/
şişmek
My ankle swelled after I fell on the stairs.
Merdivenlerde düştükten sonra bileğim şişti.
- transformation/ˌtrænsfərˈmeɪʃən/
dönüşüm, köklü değişim
The old factory went through a complete transformation into an art centre.
Eski fabrika bir sanat merkezine dönüşerek baştan aşağı değişti.
- transformative/trænsˈfɔːrmətɪv/
dönüştürücü, köklü değişim yaratan
Living abroad for a year was a transformative experience for her.
Bir yıl yurt dışında yaşamak onun için dönüştürücü bir deneyim oldu.
- unfold/ʌnˈfoʊld/
(olaylar) gelişmek, yaşanmak, ortaya çıkmak
We watched the news as the events unfolded.
Olaylar gelişirken haberleri izledik.
- withdrawal/wɪðˈdrɔːəl/
para çekme
I made a cash withdrawal at the airport.
Havaalanında nakit para çektim.
- dispense with/dɪˈspɛns wɪð/
-den vazgeçmek, -i gereksiz saymak, -siz yapmak
Let's dispense with the formalities and start the meeting.
Resmiyeti bir kenara bırakıp toplantıya başlayalım.
- recalibrate/riːˈkæləbreɪt/
(plan, beklenti) yeniden ayarlamak, gözden geçirip değiştirmek
After the poor results, the team had to recalibrate its goals for the year.
Kötü sonuçlardan sonra ekip yılın hedeflerini yeniden ayarlamak zorunda kaldı.
- recalibration/ˌriːkæləˈbreɪʃən/
yeniden ayarlama, gözden geçirip değiştirme
The new data forced a recalibration of the government's plans.
Yeni veriler hükümetin planlarını yeniden ayarlamasını zorunlu kıldı.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.