Ana içeriğe geç

Akademik Söylem ile ilgili İngilizce kelimeler

175 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • academic/ˌækəˈdɛmɪk/

    akademik, eğitimle ilgili

  • according to/əˈkɔːrdɪŋ tuː/

    -e göre (birinin söylediğine/bir kaynağa göre)

  • definition/ˌdefəˈnɪʃən/

    tanım

  • for instance/fər ˈɪnstəns/

    örneğin, mesela

  • function/ˈfʌŋkʃən/

    işlev, görev

  • however/haʊˈevər/

    ancak, bununla birlikte, yine de

  • in addition/ɪn əˈdɪʃən/

    ayrıca, buna ek olarak

  • particular/pərˈtɪkjələr/

    belirli, belli, özel (bu ve başka değil)

  • structure/ˈstrʌktʃər/

    yapı, düzen, kuruluş biçimi

  • ambiguous/æmˈbɪɡjuəs/

    çift anlamlı, ikircikli, birden fazla şekilde yorumlanabilir

  • authority/əˈθɔːrɪti/

    otorite, yetki (karar alma veya emir verme gücü)

  • capacity/kəˈpæsəti/

    kapasite, alabileceği miktar

  • cite/saɪt/

    kaynak göstermek, alıntılamak, atıf yapmak

  • coherent/koʊˈhɪrənt/

    tutarlı, anlaşılır, mantıksal olarak birbirine bağlı

  • concise/kənˈsaɪs/

    özlü, kısa ve öz, gereksiz söz içermeyen

  • consequently/ˈkɑːnsəkwɛntli/

    sonuç olarak, bu yüzden, dolayısıyla

  • considerable/kənˈsɪdərəbəl/

    hatırı sayılır, epey, önemli ölçüde

  • constitution/ˌkɑːnstɪˈtuːʃən/

    anayasa (devletin temel yasası ve ilkeleri)

  • contrary/ˈkɑːntrɛri/

    zıt, aksi, karşıt

  • contrast/ˈkɑːntræst/

    karşıtlık, zıtlık, belirgin fark

  • convey/kənˈveɪ/

    iletmek, aktarmak, ifade etmek

  • critical/ˈkrɪtɪkəl/

    eleştirel; eleştiren

  • empirical/ɪmˈpɪrɪkəl/

    deneysel, gözlem ve veriye dayalı, amprik

  • explicit/ɪkˈsplɪsɪt/

    açık, net, doğrudan belirtilmiş; sarih

  • extent/ɪkˈstɛnt/

    derece, ölçü, boyut

  • footnote/ˈfʊtnoʊt/

    dipnot

  • furthermore/ˈfɜːrðərmɔːr/

    ayrıca, üstelik, bunun yanı sıra

  • govern/ˈɡʌvərn/

    yönetmek (bir ülkeyi veya kurumu resmi olarak idare etmek)

  • hypothesis/haɪˈpɑːθəsɪs/

    hipotez, sınanmak üzere öne sürülen açıklama ya da varsayım

  • imply/ɪmˈplaɪ/

    ima etmek, üstü kapalı söylemek; gerektirmek, çıkarımına yol açmak

  • institution/ˌɪnstɪˈtuːʃən/

    kurum, kuruluş (toplumun işleyişini düzenleyen köklü yapı ya da örgüt)

  • largely/ˈlɑːrdʒli/

    büyük ölçüde, çoğunlukla

  • legislation/ˌledʒɪˈsleɪʃən/

    mevzuat, yasa (resmi olarak çıkarılan yasaların bütünü veya süreci)

  • merely/ˈmɪrli/

    yalnızca, sadece, sırf

  • moreover/mɔːrˈoʊvər/

    üstelik, ayrıca, bundan başka

  • nevertheless/ˌnevərðəˈles/

    yine de, buna rağmen

  • nuance/ˈnjuːɑːns/

    nüans, ince ayrım, anlam farkı

  • objective/əbˈdʒɛktɪv/

    nesnel, tarafsız, kişisel duygudan bağımsız

  • parallel/ˈpærəlɛl/

    paralel, koşut

  • policy/ˈpɑːləsi/

    politika, yöntem (bir kurum veya hükümetin benimsediği resmi plan ya da ilke)

  • precisely/prɪˈsaɪsli/

    tam olarak, kesin olarak, tam tamına

  • premise/ˈprɛmɪs/

    öncül, temel varsayım, dayanak nokta

  • principle/ˈprɪnsəpəl/

    ilke, prensip (ahlaki)

  • publication/ˌpʌblɪˈkeɪʃən/

    yayımlanma, yayın (işlemi)

  • regarding/rɪˈɡɑːrdɪŋ/

    ile ilgili, hakkında, -e dair

  • regardless of/rɪˈɡɑːrdləs əv/

    -e bakılmaksızın, -den bağımsız olarak

  • regulate/ˈreɡjəleɪt/

    düzenlemek, denetlemek (kural veya yasa aracılığıyla kontrol altına almak)

  • reliably/rɪˈlaɪəbli/

    güvenilir biçimde, sorunsuz şekilde

  • rhetoric/ˈrɛtərɪk/

    retorik, söz sanatı; (olumsuz) boş söz, gösteriş amaçlı konuşma

  • sanction/ˈsæŋkʃən/

    yaptırım (bir devlet veya kuruluşa uygulanan resmi ceza ya da kısıtlama); onay (resmi izin)

  • scholar/ˈskɑːlər/

    bilim insanı, akademisyen, âlim

  • sovereignty/ˈsɑːvrənti/

    egemenlik (bir devletin kendi toprakları üzerindeki bağımsız ve üstün otorite)

  • standard/ˈstændərd/

    standart, düzey, ölçüt

  • subjective/səbˈdʒɛktɪv/

    öznel, kişisel algıya dayalı, kişiden kişiye değişen

  • thesis/ˈθiːsɪs/

    tez (bitirme ya da lisansüstü çalışması)

  • thus/ðʌs/

    bu nedenle, dolayısıyla, böylece

  • treaty/ˈtriːti/

    antlaşma, anlaşma (ülkeler arasında imzalanan resmi anlaşma)

  • ultimately/ˈʌltɪmətli/

    nihayetinde, sonunda, en sonunda

  • unlike/ʌnˈlaɪk/

    -den farklı olarak, -in aksine

  • vague/veɪɡ/

    belirsiz, muğlak, net olmayan

  • widely/ˈwaɪdli/

    yaygın olarak, geniş çapta

  • acknowledge/əkˈnɑːlɪdʒ/

    kabul etmek, teslim etmek; farkında olduğunu belirtmek

  • acknowledgement/əkˈnɑːlɪdʒmənt/

    kabul, kabul etme

  • acquisition/ˌækwɪˈzɪʃən/

    satın alma, devralma (şirket); edinilen şey

  • albeit/ɔːlˈbiːɪt/

    -se de, gerçi, her ne kadar … olsa da

  • algorithm/ˈælɡərɪðəm/

    algoritma (belirli bir problemi çözmek için izlenen adım adım işlem dizisi)

  • ambiguity/ˌæmbɪˈɡjuːəti/

    belirsizlik, muğlaklık, birden çok anlama gelme

  • analytical/ˌænəˈlɪtɪkəl/

    analitik, çözümleyici

  • artificial/ˌɑːrtɪˈfɪʃəl/

    yapay (insan eli veya teknoloji tarafından üretilmiş, doğal olmayan)

  • assertion/əˈsɜːrʃən/

    iddia, kesin ifade, öne sürme

  • attribute/əˈtrɪbjuːt/

    (bir sonucu bir nedene) bağlamak, -den kaynaklandığını söylemek

  • attribution/ˌætrɪˈbjuːʃən/

    atfetme, (eser, sözün) birine mal edilmesi

  • authoritative/əˈθɔːrəteɪtɪv/

    güvenilir, yetkin, kaynak niteliğinde (bilgi, kitap)

  • autonomous/ɔːˈtɑːnəməs/

    otonom, özerk (insan müdahalesi olmaksızın bağımsız hareket eden veya karar veren)

  • broadly/ˈbrɔːdli/

    genel olarak, ana hatlarıyla

  • causal/ˈkɔːzəl/

    nedensel, neden-sonuç ilişkisi olan

  • circulate/ˈsɜːrkjəleɪt/

    dağıtmak (belge); yayılmak (haber, söylenti)

  • coherence/koʊˈhɪrəns/

    tutarlılık, bütünlük (düşünce, metin)

  • cohort/ˈkoʊhɔːrt/

    dönem, grup (aynı zamanda başlayan öğrenci ya da kişiler)

  • connotation/ˌkɑːnəˈteɪʃən/

    çağrışım; bir kelimenin sözlük dışı duygusal ya da kültürel çağrışımı

  • controversy/ˈkɑːntrəvɜːrsi/

    tartışma, anlaşmazlık; kamuoyunu ikiye bölen mesele

  • conversely/kənˈvɜːrsli/

    tersine, öte yandan (karşıt durumu tanıtırken)

  • corroborate/kəˈrɑːbəreɪt/

    doğrulamak, teyit etmek (bağımsız kanıtla)

  • deduce/dɪˈduːs/

    tümdengelimle sonuç çıkarmak, mantıksal çıkarım yapmak

  • deem/diːm/

    saymak, addetmek, kabul etmek

  • discourse/ˈdɪskɔːrs/

    söylem; belirli bir konuya ya da topluma özgü yazılı/sözlü dil kullanımı; tartışma, diyalog

  • distinction/dɪˈstɪŋkʃən/

    ayrım, fark

  • equivalent/ɪˈkwɪvələnt/

    eşdeğer, karşılık

  • evidently/ˈevɪdəntli/

    anlaşılan, görünüşe göre (eldeki bilgiye bakılırsa)

  • explanatory/ɪkˈsplænəˌtɔːri/

    açıklayıcı

  • exponential/ˌekspəˈnenʃəl/

    üstel, katlanarak artan (her adımda bir öncekiyle çarpım yoluyla büyüyen)

  • fallacy/ˈfæləsi/

    yanılgı, mantık hatası; yanlış ama yaygın inanç

  • framework/ˈfreɪmwɜːrk/

    çerçeve (kurallar, fikirler, yapı)

  • genome/ˈdʒiːnoʊm/

    genom (bir organizmanın tüm genetik bilgisini içeren DNA dizisi)

  • hinge on/ˈhɪndʒ ɑːn/

    -e bağlı olmak, (sonucu) -e dayanmak

  • hypothetical/ˌhaɪpəˈθetɪkəl/

    varsayımsal, farazi

  • implication/ˌɪmplɪˈkeɪʃən/

    olası sonuç, doğuracağı etki

  • implicit/ɪmˈplɪsɪt/

    örtük, üstü kapalı, dolaylı olarak anlaşılan

  • inconclusive/ˌɪnkənˈkluːsɪv/

    sonuçsuz, kesin olmayan, bir sonuca bağlanmayan

  • index/ˈɪndeks/

    dizin, fihrist (kitabın sonundaki)

  • infer/ɪnˈfɜːr/

    çıkarım yapmak, sonuç çıkarmak (dolaylı bilgiden)

  • innovation/ˌɪnəˈveɪʃən/

    inovasyon, yenilik (yeni bir fikir, yöntem veya ürünün hayata geçirilmesi)

  • insofar as/ˌɪnsoʊˈfɑːr æz/

    -dığı ölçüde, -dığı kadarıyla

  • institutional/ˌɪnstɪˈtuːʃənəl/

    kurumsal, kurumlara ait

  • integrity/ɪnˈteɡrəti/

    dürüstlük, ahlaki sağlamlık

  • interpretation/ɪnˌtɜːrprɪˈteɪʃən/

    yorum, yorumlama

  • lexical/ˈlɛksɪkəl/

    sözcüksel, sözlüksel; kelimeler ya da kelime dağarcığıyla ilgili

  • mere/mɪr/

    salt, sadece, yalnızca (küçüklüğü vurgular)

  • metaphor/ˈmɛtəfɔːr/

    metafor, eğretileme; bir şeyi başka bir şeymiş gibi anlatan söz sanatı

  • methodological/ˌmeθədəˈlɑːdʒɪkəl/

    yöntemsel, metodolojik

  • methodology/ˌmɛθəˈdɑːlədʒi/

    yöntem bilim, metodoloji, yöntemler bütünü

  • neural/ˈnjʊərəl/

    nöral, sinirsel (sinir sistemi veya sinir hücreleriyle ilgili)

  • notwithstanding/ˌnɑːtwɪθˈstændɪŋ/

    -e rağmen, -e karşın

  • paradox/ˈpærədɑːks/

    paradoks, çelişkili gerçek; birbirine zıt ama ikisi de doğru görünen durum

  • paradoxically/ˌperəˈdɑːksɪkli/

    paradoksal olarak, garip bir biçimde (beklenenin tersine)

  • plausible/ˈplɔːzɪbəl/

    makul görünen, akla yatkın, inandırıcı

  • pragmatic/præɡˈmætɪk/

    pragmatik, pratik; sonuçlara odaklanan, ideoloji yerine pratikliği ön plana alan

  • precede/prɪˈsiːd/

    önce gelmek, öncesinde olmak

  • preliminary/prɪˈlɪmɪnɛri/

    ön, hazırlık niteliğinde, ilk

  • procedural/prəˈsiːdʒərəl/

    usule ilişkin, prosedürel

  • prose/proʊz/

    düzyazı; şiir olmayan, günlük cümle yapısına sahip yazı biçimi

  • prototype/ˈproʊtətaɪp/

    prototip (bir ürünün ilk deneme modeli, örnek sürüm)

  • refute/rɪˈfjuːt/

    çürütmek, kanıtla yalanlamak

  • retain/rɪˈteɪn/

    korumak, elinde tutmak, muhafaza etmek

  • scope/skoʊp/

    kapsam, alan (bir işin, konunun sınırları)

  • scrutinize/ˈskruːtɪnaɪz/

    dikkatle incelemek, titizlikle araştırmak

  • semantic/sɪˈmæntɪk/

    anlamsal, semantik; kelimelerin anlam ve yorumuyla ilgili

  • simulation/ˌsɪmjʊˈleɪʃən/

    simülasyon (gerçek bir sistem veya sürecin bilgisayar ortamında ya da fiziksel olarak taklit edilmesi)

  • structural/ˈstrʌktʃərəl/

    yapısal, yapıyla ilgili

  • subsequent/ˈsʌbsɪkwənt/

    sonraki, ardından gelen

  • substantive/səbˈstæntɪv/

    esaslı, önemli, özlü (yüzeysel değil)

  • supplementary/ˌsʌpləˈmentəri/

    ek, tamamlayıcı

  • syntax/ˈsɪntæks/

    söz dizimi; kelimelerin bir cümle içinde düzenlenme kuralları bütünü

  • synthesis/ˈsɪnθəsɪs/

    sentez, birleşim (farklı fikir ya da kaynakların bir araya getirilmesi)

  • threshold/ˈθrɛʃhoʊld/

    eşik, sınır (değer)

  • trajectory/trəˈdʒektəri/

    yörünge (fırlatılan bir cismin havadaki eğri yolu)

  • unambiguous/ˌʌnæmˈbɪɡjuəs/

    açık, net, tek anlamlı

  • underlying/ˌʌndərˈlaɪɪŋ/

    altta yatan, asıl, temel (görünmeyen neden)

  • undermine/ˌʌndərˈmaɪn/

    zayıflatmak, baltalamak, temelini sarsmak

  • abstraction/æbˈstrækʃən/

    soyutlama, soyut kavram

  • allegory/ˈæləɡɔːri/

    alegori; yüzeysel bir hikayenin altında daha derin ahlaki, siyasi ya da felsefi bir anlam taşıyan edebi ya da sanatsal eser

  • allusion/əˈluːʒən/

    imge gönderme, atıf; başka bir esere, olaya ya da kişiye doğrudan belirtmeksizin yapılan dolaylı gönderme

  • asymmetry/eɪˈsɪmətri/

    dengesizlik, eşitsizlik (iki taraf arasında güç, bilgi bakımından)

  • axiom/ˈæksiəm/

    aksiyom; kanıtlanmaya gerek duyulmadan doğru kabul edilen temel ilke veya önerme

  • caveat/ˈkæviɑːt/

    çekince, kayıt, uyarı (bir ifadeye eklenen sınırlama)

  • commensurate/kəˈmɛnsərət/

    orantılı, denk, uygun düşen

  • consequential/ˌkɑːnsəˈkwɛnʃəl/

    önemli, büyük sonuçlar doğuran

  • corpus/ˈkɔːrpəs/

    derlem (incelenmek üzere toplanmış metin bütünü)

  • dialectic/ˌdaɪəˈlɛktɪk/

    diyalektik; tez ve antitezin çatışmasından senteze ulaşan düşünce ve tartışma yöntemi

  • diction/ˈdɪkʃən/

    sözcük seçimi, dil üslubu; bir yazarın ya da konuşmacının kelimelerini seçme ve kullanma biçimi

  • dogma/ˈdɔːɡmə/

    dogma; sorgusuz sualsiz kabul edilen inanç veya öğreti; katı ve değişmez ilke

  • ephemeral/ɪˈfɛmərəl/

    çok kısa süren, geçici; var oluşu anlık ya da mevsimlik olan

  • epistemology/ɪˌpɪstɪˈmɑːlədʒi/

    epistemoloji, bilgikuramı; bilginin kaynağını, kapsamını ve geçerliliğini inceleyen felsefe dalı

  • equivocate/ɪˈkwɪvəkeɪt/

    muğlak konuşmak, net bir tavır almaktan kaçınmak; yoruma açık ifadeler kullanarak aldatmak ya da taahhütten kaçınmak

  • existential/ˌɛɡzɪˈstɛnʃəl/

    varoluşsal; insan varoluşunun anlamı ve özgürlüğüyle ilgili; ya da bir varlığın temel varlığını tehdit eden

  • hegemony/hɪˈdʒɛməni/

    hegemonya; bir devletin, grubun veya ideolojinin diğerleri üzerindeki siyasi, kültürel ya da ekonomik üstünlüğü ve yönlendirici gücü

  • henceforth/ˌhensˈfɔːrθ/

    bundan böyle, bundan sonra

  • inasmuch as/ˌɪnəzˈmʌtʃ æz/

    -dığı için, madem ki

  • juxtaposition/ˌdʒʌkstəpəˈzɪʃən/

    yanyana koyma, karşı karşıya getirme; birbirinden farklı şeylerin karşılaştırma etkisi yaratmak amacıyla bir arada sunulması

  • monograph/ˈmɑːnəɡræf/

    monografi, tek bir konuyu ayrıntılı inceleyen eser

  • obfuscate/ˈɑːbfəskeɪt/

    kasıtlı olarak belirsizleştirmek, anlaşılmasını güçleştirmek; (bir şeyi) karartmak, muğlaklaştırmak

  • ontology/ɑːnˈtɑːlədʒi/

    ontoloji; varlığın doğasını ve temel yapısını inceleyen felsefe dalı

  • ostensibly/ɑːˈstɛnsəbli/

    görünüşte, sözde

  • pellucid/pəˈluːsɪd/

    kristal berraklığında; (düzyazı, düşünce, su vb. için) son derece açık ve anlaşılır

  • phenomenology/fɪˌnɑːmɪˈnɑːlədʒi/

    fenomenoloji; deneyimlerin bilinçte nasıl göründüğünü, öznel yaşanmışlığı inceleyen felsefi yöntem

  • polemical/pəˈlɛmɪkəl/

    polemik niteliğinde, tartışmacı; güçlü biçimde karşı çıkan ya da saldırgan bir argüman içeren

  • pragmatism/ˈpræɡmətɪzəm/

    pragmatizm; bir fikrin ya da eylemin pratik sonuçlarına ve işe yararlılığına göre değerlendirilmesi gerektiğini savunan felsefi yaklaşım

  • provenance/ˈprɑːvənəns/

    köken, kaynak, menşe (eser, nesne)

  • restatement/riːˈsteɪtmənt/

    yeniden ifade etme, başka sözlerle tekrar

  • specious/ˈspiːʃəs/

    görünürde makul ama özünde yanıltıcı; yüzeysel olarak geçerli görünen fakat temelsiz olan

  • tautology/tɔːˈtɑːlədʒi/

    totoloji; bir ifadenin yalnızca kendini tekrar etmesi; mantıkta her koşulda doğru olan önerme

  • teleological/ˌtɛliəˈlɑːdʒɪkəl/

    teleolojik; olayları son amaca veya hedefe göre açıklayan; amaçbilimsel

  • tendentious/tɛnˈdɛnʃəs/

    belirli bir amacı ya da bakış açısını desteklemek için yazılmış veya tasarlanmış; taraflı, yönlendirici

  • vernacular/vərˈnækjələr/

    halk dili, yerel dil; bir toplumun ya da grubun günlük konuşmada kullandığı, resmi olmayan dil

  • vicarious/vaɪˈkɛriəs/

    dolaylı yoldan yaşanan ya da hissedilen; başkasının deneyimi aracılığıyla duyulan

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler