Soyut Nitelikler ile ilgili İngilizce kelimeler
30 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- major/ˈmeɪdʒər/
büyük, önemli, başlıca
Traffic is a major problem in big cities.
Trafik büyük şehirlerde önemli bir sorundur.
- obvious/ˈɑːbviəs/
belli, açık, ortada
It was obvious that she was tired.
Yorgun olduğu belliydi.
- practical/ˈpræktɪkəl/
kullanışlı, işe yarar, pratik
Trainers are more practical than high heels for walking.
Yürümek için spor ayakkabı topuklu ayakkabıdan daha kullanışlı.
- primary/ˈpraɪmeri/
temel, başlıca, birincil
Safety is our primary concern.
Güvenlik bizim başlıca kaygımız.
- rare/rer/
nadir, ender
Snow is rare in this part of Turkey.
Türkiye'nin bu bölgesinde kar nadirdir.
- significant/sɪɡˈnɪfɪkənt/
önemli, kayda değer
There has been a significant increase in the number of cyclists in our city.
Şehrimizdeki bisikletli sayısında kayda değer bir artış oldu.
- specific/spəˈsɪfɪk/
belirli, belli; -e özgü
Is there a specific time for the meeting?
Toplantı için belirli bir saat var mı?
- unfamiliar/ˌʌnfəˈmɪljər/
yabancı, tanıdık olmayan
The city was unfamiliar to me at first.
Şehir başta bana yabancıydı.
- unusual/ʌnˈjuːʒuəl/
alışılmadık, sıra dışı
It's unusual for him to be late.
Onun geç kalması alışılmadık bir şey.
- visible/ˈvɪzəbəl/
görünür, gözle görülebilen
The mountain is visible from our window.
Dağ penceremizden görünüyor.
- absence/ˈæbsəns/
devamsızlık, bulunmama
Too many absences can affect your grades.
Çok fazla devamsızlık notlarını etkileyebilir.
- absolute/ˈæbsəluːt/
tam, kesin, mutlak
I have absolute trust in my doctor.
Doktoruma tam bir güvenim var.
- abstract/ˈæbstrækt/
soyut
Love and freedom are abstract ideas.
Aşk ve özgürlük soyut kavramlardır.
- complex/kɑːmˈpleks/
karmaşık, çok parçalı
The rules of this game are quite complex.
Bu oyunun kuralları oldukça karmaşık.
- concrete/ˈkɑːnkriːt/
beton
The new bridge is made of concrete and steel.
Yeni köprü beton ve çelikten yapılmış.
- external/ɪkˈstɜːrnəl/
dış, harici, dışarıdan
The company hired an external expert to check its accounts.
Şirket hesaplarını kontrol etmesi için dışarıdan bir uzman tuttu.
- fragile/ˈfrædʒəl/
kırılgan, kolay kırılır
Be careful, these glasses are very fragile.
Dikkat et, bu bardaklar çok kırılgan.
- genuine/ˈdʒenjuɪn/
gerçek, hakiki, sahte olmayan
Is this bag made of genuine leather?
Bu çanta hakiki deriden mi?
- identical/aɪˈdentɪkəl/
tıpatıp aynı, özdeş
The two houses look identical.
İki ev tıpatıp aynı görünüyor.
- inevitable/ɪˈnevɪtəbəl/
kaçınılmaz
Some mistakes are inevitable when you learn a new language.
Yeni bir dil öğrenirken bazı hatalar kaçınılmazdır.
- internal/ɪnˈtɜːrnəl/
iç, dahili, kurum içi
The job will be offered to internal candidates first.
İş önce kurum içindeki adaylara teklif edilecek.
- stable/ˈsteɪbəl/
istikrarlı, sabit, dengeli
She wants a stable job with a regular salary.
Düzenli maaşı olan istikrarlı bir iş istiyor.
- ubiquitous/juːˈbɪkwɪtəs/
her yerde bulunan, çok yaygın
Smartphones have become ubiquitous.
Akıllı telefonlar her yerde.
- untouched/ʌnˈtʌtʃt/
dokunulmamış, el sürülmemiş (yemek vb.)
He left his dinner untouched.
Akşam yemeğine hiç dokunmadı.
- versatile/ˈvɜːrsətəl/
çok yönlü, birçok işi iyi yapabilen
She is a versatile musician who can play the piano, the guitar and the drums.
Piyano, gitar ve davul çalabilen, çok yönlü bir müzisyendir.
- intact/ɪnˈtækt/
sağlam, bozulmamış, zarar görmemiş
The vase arrived intact, without a single crack.
Vazo tek bir çatlak olmadan sağlam ulaştı.
- irreplaceable/ˌɪrɪˈpleɪsəbəl/
yeri doldurulamaz, yerine konamaz
The fire destroyed irreplaceable family photos.
Yangın yeri doldurulamaz aile fotoğraflarını yok etti.
- outright/ˌaʊtˈraɪt/
tamamen, kesin olarak; açıkça, dolambaçsız
The school banned phones outright.
Okul telefonları tamamen yasakladı.
- sobering/ˈsoʊbərɪŋ/
düşündürücü, insanı ciddileştiren, gerçeği gösteren
The report on plastic in the oceans makes sobering reading.
Okyanuslardaki plastikle ilgili rapor insanı ciddi biçimde düşündürüyor.
- subtle/ˈsʌtəl/
ince, belli belirsiz, kolay fark edilmeyen
There is a subtle difference between these two words.
Bu iki kelime arasında ince bir fark var.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.