Görüş ve Argüman ile ilgili İngilizce kelimeler
125 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- idea/aɪˈdiːə/
fikir, düşünce
- true/truː/
doğru, gerçek (bilgi)
- actually/ˈæktʃuəli/
aslında, gerçekte
- believe/bɪˈliːv/
inanmak
- can't stand/ˌkænt ˈstænd/
katlanamamak, hiç hoşlanmamak
- definitely/ˈdefənətli/
kesinlikle, mutlaka
- prefer/prɪˈfɜːr/
tercih etmek, yeğlemek
- unfair/ʌnˈfer/
haksız, adaletsiz
- view/vjuː/
manzara, görüntü
- according to/əˈkɔːrdɪŋ tuː/
-e göre (birinin söylediğine/bir kaynağa göre)
- admit/ədˈmɪt/
itiraf etmek, kabul etmek (genelde istemeden)
- agreement/əˈɡriːmənt/
anlaşma, sözleşme
- although/ɔːlˈðoʊ/
-e rağmen, -diği hâlde
- argument/ˈɑːrɡjəmənt/
tartışma, ağız kavgası
- assert/əˈsɜːrt/
kesinlikle iddia etmek, ısrarla öne sürmek
- bias/ˈbaɪəs/
önyargı, taraflılık, yanlı tutum
- blame/bleɪm/
suçlamak, sorumlu tutmak
- certainly/ˈsɜːrtənli/
kesinlikle, şüphesiz
- claim/kleɪm/
iddia etmek, öne sürmek
- comment/ˈkɑːment/
yorum, görüş, söz
- contradict/ˌkɑːntrəˈdɪkt/
çelişmek, yalanlamak, aksini söylemek
- convince/kənˈvɪns/
ikna etmek, inandırmak
- debate/dɪˈbeɪt/
tartışma, münazara, görüş alışverişi
- defend/dɪˈfend/
korumak, savunmak (saldırıya karşı)
- despite/dɪˈspaɪt/
-e rağmen, -e karşın
- disappointing/ˌdɪsəˈpɔɪntɪŋ/
hayal kırıklığı yaratan
- discussion/dɪˈskʌʃən/
tartışma, görüşme, fikir alışverişi
- evidence/ˈɛvɪdəns/
kanıt, delil, ispat
- fact/fækt/
gerçek, olgu, bilgi
- fascinating/ˈfæsəneɪtɪŋ/
büyüleyici, çok ilgi çekici
- for instance/fər ˈɪnstəns/
örneğin, mesela
- however/haʊˈevər/
ancak, bununla birlikte, yine de
- impressive/ɪmˈpresɪv/
etkileyici
- in addition/ɪn əˈdɪʃən/
ayrıca, buna ek olarak
- issue/ˈɪʃuː/
konu, mesele, sorun
- justify/ˈdʒʌstɪfaɪ/
gerekçe göstermek, haklı kılmak, meşrulaştırmak
- logical/ˈlɑːdʒɪkəl/
mantıklı, akla yatkın, tutarlı
- matter/ˈmætər/
önemli olmak, fark etmek
- oppose/əˈpoʊz/
karşı çıkmak, muhalefet etmek
- perspective/pərˈspɛktɪv/
bakış açısı, perspektif
- point of view/ˌpɔɪnt əv ˈvjuː/
bakış açısı, görüş
- prove/pruːv/
kanıtlamak, ispat etmek
- realistic/ˌriːəˈlɪstɪk/
gerçekçi, yapılabilir
- recommendation/ˌrekəmenˈdeɪʃən/
öneri, tavsiye
- ridiculous/rɪˈdɪkjələs/
saçma, gülünç
- statement/ˈsteɪtmənt/
ifade, beyan, açıklama
- suggestion/səˈdʒestʃən/
öneri, teklif
- support/səˈpɔːrt/
desteklemek, savunmak; (bir iddiayı) doğrulamak
- terrific/təˈrɪfɪk/
harika, müthiş
- though/ðoʊ/
-e rağmen, -diği hâlde
- truth/truːθ/
gerçek, doğru, hakikat
- valid/ˈvælɪd/
geçerli, haklı, mantıklı; (resmi olarak) hukuken geçerli
- approval/əˈpruːvəl/
onay, izin
- breathtaking/ˈbreθˌteɪkɪŋ/
nefes kesici, büyüleyici
- compromise/ˈkɑːmprəmaɪz/
uzlaşma, orta yol, karşılıklı taviz
- concern/kənˈsɜːrn/
endişe, kaygı
- contrary/ˈkɑːntrɛri/
zıt, aksi, karşıt
- critic/ˈkrɪtɪk/
eleştirmen
- critical/ˈkrɪtɪkəl/
eleştirel; eleştiren
- criticism/ˈkrɪtəsɪzəm/
eleştiri
- defence/dɪˈfɛns/
savunma, koruma (bir fikri, kişiyi)
- demand/dɪˈmænd/
talep etmek, ısrarla istemek; gerektirmek
- deny/dɪˈnaɪ/
inkâr etmek, yalanlamak
- disagreement/ˌdɪsəˈɡriːmənt/
anlaşmazlık, görüş ayrılığı
- dismiss/dɪsˈmɪs/
göz ardı etmek, önemsememek, reddetmek
- dispute/dɪˈspjuːt/
anlaşmazlık, uyuşmazlık, ihtilaf
- empirical/ɪmˈpɪrɪkəl/
deneysel, gözlem ve veriye dayalı, amprik
- hypothesis/haɪˈpɑːθəsɪs/
hipotez, sınanmak üzere öne sürülen açıklama ya da varsayım
- impose/ɪmˈpoʊz/
getirmek, uygulamak (vergi, kural, ceza)
- insist/ɪnˈsɪst/
ısrar etmek, üstelemek
- moreover/mɔːrˈoʊvər/
üstelik, ayrıca, bundan başka
- neutral/ˈnuːtrəl/
tarafsız, yansız
- nevertheless/ˌnevərðəˈles/
yine de, buna rağmen
- objective/əbˈdʒɛktɪv/
nesnel, tarafsız, kişisel duygudan bağımsız
- opponent/əˈpoʊnənt/
rakip (oyunda, maçta)
- persuade/pərˈsweɪd/
ikna etmek, razı etmek
- premise/ˈprɛmɪs/
öncül, temel varsayım, dayanak nokta
- proof/pruːf/
kanıt, ispat
- proposal/prəˈpoʊzəl/
öneri, teklif (resmî)
- propose/prəˈpoʊz/
önermek, teklif etmek (resmî)
- regardless of/rɪˈɡɑːrdləs əv/
-e bakılmaksızın, -den bağımsız olarak
- reject/rɪˈdʒɛkt/
reddetmek, geri çevirmek
- resistance/rɪˈzɪstəns/
direnç, karşı koyma, itiraz
- reviewer/rɪˈvjuːər/
eleştirmen, inceleme yazarı
- rhetoric/ˈrɛtərɪk/
retorik, söz sanatı; (olumsuz) boş söz, gösteriş amaçlı konuşma
- subjective/səbˈdʒɛktɪv/
öznel, kişisel algıya dayalı, kişiden kişiye değişen
- unbearable/ʌnˈberəbəl/
dayanılmaz, çekilmez
- underestimate/ˌʌndərˈɛstɪmeɪt/
hafife almak, küçümsemek; olduğundan az tahmin etmek
- urge/ɜːrdʒ/
ısrarla tavsiye etmek, teşvik etmek, çağrıda bulunmak
- whereas/werˈæz/
oysa, -iken, buna karşın
- acknowledge/əkˈnɑːlɪdʒ/
kabul etmek, teslim etmek; farkında olduğunu belirtmek
- assertion/əˈsɜːrʃən/
iddia, kesin ifade, öne sürme
- commentary/ˈkɑːmənˌtɛri/
yorum, değerlendirme (yazılı ya da sözlü)
- concede/kənˈsiːd/
kabullenmek, (istemeyerek) kabul etmek
- concession/kənˈseʃən/
taviz, ödün
- consensus/kənˈsɛnsəs/
uzlaşı, fikir birliği
- contradiction/ˌkɑːntrəˈdɪkʃən/
çelişki, tutarsızlık
- contradictory/ˌkɑːntrəˈdɪktəri/
çelişkili, birbirini tutmayan
- controversy/ˈkɑːntrəvɜːrsi/
tartışma, anlaşmazlık; kamuoyunu ikiye bölen mesele
- conversely/kənˈvɜːrsli/
tersine, öte yandan (karşıt durumu tanıtırken)
- conviction/kənˈvɪkʃən/
kanaat, inanç; kendinden emin olma
- corroborate/kəˈrɑːbəreɪt/
doğrulamak, teyit etmek (bağımsız kanıtla)
- deem/diːm/
saymak, addetmek, kabul etmek
- defensible/dɪˈfɛnsəbəl/
savunulabilir, haklı gösterilebilir
- denial/dɪˈnaɪəl/
inkâr, yalanlama; (gerçeği) kabullenmeme
- dissent/dɪˈsɛnt/
muhalefet, farklı görüş, karşı çıkma
- editorial/ˌedɪˈtɔːriəl/
başyazı, gazetenin görüş yazısı
- endorse/ɪnˈdɔːrs/
onaylamak, desteklemek (açıkça)
- endorsement/ɪnˈdɔːrsmənt/
onay, destek (açıkça verilen)
- fallacy/ˈfæləsi/
yanılgı, mantık hatası; yanlış ama yaygın inanç
- objection/əbˈdʒekʃən/
itiraz, karşı çıkma
- opposition/ˌɑːpəˈzɪʃən/
karşı çıkma, muhalefet, itiraz
- outright/ˌaʊtˈraɪt/
tamamen, kesin olarak; açıkça, dolambaçsız
- overstate/ˌoʊvərˈsteɪt/
abartmak, olduğundan büyük göstermek
- prevail/prɪˈveɪl/
hâkim olmak, yaygın olmak, geçerli olmak
- reconcile/ˈrekənsaɪl/
barıştırmak; (edilgen/dönüşlü) barışmak
- refute/rɪˈfjuːt/
çürütmek, kanıtla yalanlamak
- skeptical/ˈskɛptɪkəl/
şüpheci, kuşkucu; kolay kolay inanmayan
- undermine/ˌʌndərˈmaɪn/
zayıflatmak, baltalamak, temelini sarsmak
- unsupported/ˌʌnsəˈpɔːrtɪd/
desteksiz, temelsiz, kanıtlanmamış (iddia)
- verdict/ˈvɜːrdɪkt/
karar, hüküm (mahkemede)
- warrant/ˈwɔːrənt/
gerektirmek, haklı kılmak
- contention/kənˈtenʃən/
iddia, savunulan görüş
- falsehood/ˈfɔːlshʊd/
yalan, asılsız bilgi
- refutation/ˌrefjuˈteɪʃən/
çürütme, (bir iddianın) yanlışlığını gösterme
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.