İngilizce hobiler
20 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- hobby/ˈhɑːbi/
hobi, boş zamanlarda düzenli olarak yapılan uğraşı
What are your hobbies?
Hobiler neler?
- read/riːd/
okumak
I read a book every night.
Her gece bir kitap okurum.
- draw/drɔː/
(kalemle) çizmek, resim yapmak
Can you draw a cat for me?
Bana bir kedi çizebilir misin?
- paint/peɪnt/
resim yapmak, tablo boyamak (sanatsal)
She paints in her free time, mostly landscapes.
Boş zamanlarında resim yapıyor, çoğunlukla manzaralar.
- dance/dæns/
dans
The halay is a traditional dance in Turkey.
Halay, Türkiye'de geleneksel bir danstır.
- sing/sɪŋ/
şarkı söylemek
She sings in the shower every morning.
Her sabah duşta şarkı söylüyor.
- swim/swɪm/
yüzmek
I learned to swim when I was six.
Altı yaşındayken yüzmeyi öğrendim.
- chess/tʃes/
satranç
My grandfather taught me to play chess.
Bana satranç oynamayı dedem öğretti.
- puzzle/ˈpʌzəl/
bulmaca; yapboz
I do a word puzzle on the train every morning.
Her sabah trende bir kelime bulmacası çözüyorum.
- board game/ˈbɔːrd ɡeɪm/
masa oyunu
We played board games all evening when the power went out.
Elektrik kesilince bütün akşam masa oyunu oynadık.
- collect/kəˈlɛkt/
koleksiyon yapmak, (hobi olarak) toplamak
She collects vintage postcards from different countries.
Farklı ülkelerden eski posta kartları koleksiyonu yapıyor.
- photography/fəˈtɑːɡrəfi/
fotoğrafçılık
My father's hobby is photography.
Babamın hobisi fotoğrafçılık.
- camping/ˈkæmpɪŋ/
kamp yapma, kamp aktivitesi
We go camping every summer in the mountains.
Her yaz dağlarda kampa gideriz.
- fishing/ˈfɪʃɪŋ/
balık avlama, olta balıkçılığı (hobi olarak)
My grandfather loves going fishing on Sunday mornings.
Dedem Pazar sabahları balığa gitmeyi çok sever.
- gardening/ˈɡɑːrdənɪŋ/
bahçecilik, bahçeyle uğraşma
My mother spends her weekends doing the gardening.
Annem hafta sonlarını bahçe işleriyle uğraşarak geçirir.
- hike/haɪk/
doğa yürüyüşü yapmak
We hiked to the top of the hill.
Tepenin zirvesine kadar yürüdük.
- knitting/ˈnɪtɪŋ/
örgü örme
My grandmother taught me knitting when I was ten.
Ben on yaşındayken büyükannem bana örgü örmeyi öğretti.
- pottery/ˈpɑːtəri/
çömlekçilik, seramik yapımı
I'm taking a pottery class on Saturday mornings.
Cumartesi sabahları çömlekçilik dersi alıyorum.
- cycle/ˈsaɪkəl/
bisiklete binmek, bisikletle gitmek
I cycle to work when the weather is nice.
Hava güzel olunca işe bisikletle giderim.
- volunteer/ˌvɑːlənˈtɪr/
gönüllü
She works as a volunteer at the local animal shelter.
Yerel hayvan barınağında gönüllü olarak çalışıyor.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.