İngilizce spor isimleri
27 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
Sporlar
- football/ˈfʊtbɔːl/
futbol
Murat plays football with his cousins every weekend.
Murat her hafta sonu kuzenleriyle futbol oynar.
- basketball/ˈbæskɪtbɔːl/
basketbol
We play basketball after school on Tuesdays.
Salı günleri okuldan sonra basketbol oynuyoruz.
- volleyball/ˈvɑːlibɔːl/
voleybol
The girls play volleyball in the school gym.
Kızlar okulun spor salonunda voleybol oynuyor.
- tennis/ˈtɛnɪs/
tenis
Elif plays tennis twice a week.
Elif haftada iki kez tenis oynar.
- athletics/æθˈlɛtɪks/
atletizm
Athletics is my favourite sport to watch.
Atletizm izlemeyi en sevdiğim spor.
- archery/ˈɑːrtʃəri/
okçuluk
Elif has done archery for two years and loves it.
Elif iki yıldır okçuluk yapıyor ve buna bayılıyor.
- canoeing/kəˈnuːɪŋ/
kano, kano sporu
We went canoeing on the river last weekend.
Geçen hafta sonu nehirde kano yaptık.
- kayaking/ˈkaɪækɪŋ/
kapalı kano sporu, kanoyla kürek çekme
Kayaking in the sea is harder than on a lake.
Denizde kano yapmak, gölde yapmaktan daha zordur.
- rafting/ˈræftɪŋ/
rafting (botla nehirde inmek)
We went rafting on the Çoruh River in Artvin.
Artvin'de Çoruh Nehri'nde rafting yaptık.
- paragliding/ˈperəˌɡlaɪdɪŋ/
yamaç paraşütü
Fethiye is a famous place for paragliding.
Fethiye, yamaç paraşütüyle ünlü bir yerdir.
- hang-gliding/ˈhæŋˌɡlaɪdɪŋ/
yelken kanat, yelken kanatla uçma
Hang-gliding looks exciting, but I'm afraid of heights.
Yelken kanat heyecan verici görünüyor ama yükseklik korkum var.
- bungee jumping/ˈbʌndʒi ˌdʒʌmpɪŋ/
bungee jumping, elastik iple yüksekten atlama
My brother went bungee jumping on his eighteenth birthday.
Ağabeyim on sekizinci doğum gününde bungee jumping yaptı.
- caving/ˈkeɪvɪŋ/
mağaracılık
Take a helmet and a strong flashlight when you go caving.
Mağaracılık yapmaya giderken yanına bir kask ve güçlü bir el feneri al.
- skateboarding/ˈskeɪtbɔːrdɪŋ/
kaykay sporu, kaykay kayma
My brother loves skateboarding.
Ağabeyim kaykay kaymayı çok seviyor.
- chess/tʃes/
satranç
My grandfather taught me to play chess.
Bana satranç oynamayı dedem öğretti.
Spor kelimeleri
- sport/spɔːrt/
spor, spor dalı
What's your favorite sport?
En sevdiğin spor hangisi?
- team/tiːm/
takım (sporda)
Which team do you support?
Hangi takımı tutuyorsun?
- match/mætʃ/
maç, karşılaşma
Who won the match last night?
Dün akşamki maçı kim kazandı?
- player/ˈpleɪər/
oyuncu, sporcu
Each team has eleven players on the field.
Her takımın sahada on bir oyuncusu var.
- coach/koʊtʃ/
antrenör, çalıştırıcı
Our coach makes us run before every training session.
Antrenörümüz her antrenmandan önce bize koşu yaptırıyor.
- referee/ˌrefəˈriː/
hakem
The referee gave the player a yellow card.
Hakem oyuncuya sarı kart gösterdi.
- score/skɔːr/
skor, sayı; puan, not
What was the final score of the match?
Maçın son skoru neydi?
- win/wɪn/
kazanmak (yarışma, maç, ödül)
Our team won the match three to nil.
Takımımız maçı üç sıfır kazandı.
- lose/luːz/
kaybetmek (eşya), yitirmek
I lost my phone on the bus.
Telefonumu otobüste kaybettim.
- tournament/ˈtɜːrnəmənt/
turnuva
Our school team won the chess tournament.
Okulumuzun takımı satranç turnuvasını kazandı.
- medal/ˈmɛdəl/
madalya
She won a gold medal in swimming.
Yüzmede altın madalya kazandı.
- stadium/ˈsteɪdiəm/
stadyum, stat
The stadium was full for the final.
Final için stadyum tıklım tıklımdı.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.