Ana içeriğe geç

Dependent Prepositions

Türkçede: fiil ve sıfatla gelen edatlar

Sıfatın ve ismin yanındaki edat, anlamdan türetilemeyen sabit bir eştir: 'indicative of', 'conducive to', 'commensurate with' gibi yirmi sıfat + edat çifti ile 'reach a consensus', 'set a precedent' gibi on isim kolokasyonunu çift hâlinde öğrenirsin.

İçindekiler (7)
  1. Phrasal verb'ün ötesi: bağımlı edat (dependent preposition)
  2. 1) Sıfat + edat
  3. Sıfat + edat: sık geçen çiftler
  4. Sık yapılan hatalar
  5. 2) İsim kolokasyonu: sabit olan fiildir
  6. İsim kolokasyonları
  7. Özet

'Interested in', 'dependent on', 'conducive to': İngilizcede bazı sözcükler yanlarındaki edatı kendileri seçer ve o edat değiştirilemez. Buna bağımlı edat denir. Zorluk sözcüğü bilmemekte değil: 'indicative' sıfatını tanıyor olabilirsin ama boşluğa 'of' mu 'for' mu geleceğini ancak çifti ezberlediysen bilirsin. Türkçe konuşan biri olarak burada iki ayrı tuzağa düşersin. Birincisi edatı Türkçedeki ekten türetmek: 'yağmura bağlı' dediğin için 'dependent to' yazarsın, doğrusu 'dependent on'dur. İkincisi genel Türkçe fiilleri olduğu gibi taşımak: 'uzlaşma sağlamak' seni 'make a consensus'a iter, İngilizce 'reach a consensus' der. Akademik ve resmî yazıda en çok iş gören iki kümeyi çalışacaksın: yirmi sıfat + edat çifti ve on isim kolokasyonu. İkisi de sınav boşluklarında ve akademik yazıda sürekli karşına çıkar.

Phrasal verb'ün ötesi: bağımlı edat (dependent preposition)

Phrasal verb'lerde edat FİİLE bağlıdır: look + into, take + over. Ama İngilizcede edat isteyen tek sözcük türü fiil değil. İleri düzeyde karşına çıkacak asıl zorluk şu üç sınıftır ve üçü de aynı mantıkla çalışır.

1) Sıfat + edat: 'indicative of', 'conducive to', 'fraught with'. Sıfat edatını kendisi seçer.

2) İsim kolokasyonu: 'reach a consensus', 'set a precedent'. Burada sabit olan edat değil FİİLDİR: her ismin hangi fiille geldiği bellidir, başka fiil kabul etmez.

3) Üç parçalı phrasal verb: 'get to grips with', 'come up against'. Fiil + zarf + edat; üçü tek sözcük gibi davranır. Bu üçüncü sınıfın ayrıntısı ileri phrasal verb dersinde; burada aynı mantığı paylaştığını görmen yeter.

Bu üçünün ortak noktası şu: eş, anlamdan TÜRETİLEMEZ. 'Bağlı' demek istiyorsun diye 'dependent to' diyemezsin — 'dependent on'dur. Mantığı yoktur, gerekçesi yoktur, İngilizce böyle karar vermiştir. Yani bunları kural olarak değil, sözcük çiftinin kendisi olarak öğrenirsin: 'indicative of' iki sözcüklü tek bir maddedir, 'indicative' + bir edat kararı değil.

Sınavda ve yazıda seni kurtaracak refleks de bu: boşluğu cümlenin anlamına bakarak değil, boşluğun hemen SOLUNDAKİ sözcüğe bakarak doldur.

1) Sıfat + edat

Bu grup akademik ve resmî yazının belkemiğidir; rapor, makale ve hakem yorumlarında yoğun geçer. Sıfatı zaten biliyor olabilirsin; sorun sıfatta değil, yanındaki edatta.

Aşağıdaki tabloda edatlar üç kümede toplanıyor; bu kümeleri fark etmek ezberi hafifletir. 'Of' kümesi bir şeyin işareti ya da içeriği olmakla ilgilidir: indicative of, symptomatic of, devoid of, redolent of. 'With' kümesi doluluk ya da uyum bildirir: fraught with, replete with, suffused with, tinged with, congruent with, consonant with, commensurate with, at variance with (bu sonuncusu sıfat değil, edatla başlayan bir kalıptır). 'To' kümesi yönelme, benzeme ya da bağlanma anlatır: akin to, conducive to, tantamount to, extraneous to, peripheral to, impervious to.

Bu kümeler ipucudur, kural değildir: 'contingent on' ve 'versed in' hiçbirine girmez. Ama yirmi maddeyi tek tek ezberlemek yerine üç öbek + iki istisna olarak taşımak çok daha kolaydır.

Sıfat + edat: sık geçen çiftler

Sıfatı değil, ÇİFTİ ezberle. Sağdaki örnek cümle, o çiftin hangi bağlamda doğal durduğunu gösteriyor.

Sıfat + edat

indicative of

Anlam

-in göstergesi olan

Örnek

The deposits are indicative of a warmer climate.

Sıfat + edat

symptomatic of

Anlam

-in belirtisi olan

Örnek

The delay was symptomatic of a wider problem.

Sıfat + edat

devoid of

Anlam

-den tamamen yoksun

Örnek

The prototype was devoid of accessibility features.

Sıfat + edat

redolent of

Anlam

-i çağrıştıran, -i andıran

Örnek

The old room was redolent of paper and dust.

Sıfat + edat

fraught with

Anlam

-le yüklü (risk, sorun)

Örnek

The plan was fraught with legal risk.

Sıfat + edat

replete with

Anlam

-le dolu (bol miktarda)

Örnek

The report is replete with examples.

Sıfat + edat

suffused with

Anlam

-e bürünmüş (his, renk, ışık)

Örnek

The opening is suffused with quiet anxiety.

Sıfat + edat

tinged with

Anlam

hafifçe -e çalan

Örnek

Her response was tinged with regret.

Sıfat + edat

congruent with

Anlam

-le örtüşen, denk düşen

Örnek

The outline is congruent with the funder's priorities.

Sıfat + edat

consonant with

Anlam

-le uyumlu (resmî)

Örnek

His tone is consonant with the journal's voice.

Sıfat + edat

commensurate with

Anlam

-le orantılı

Örnek

The salary is commensurate with experience.

Sıfat + edat

at variance with (sıfat değil, kalıp)

Anlam

-le çelişen, -e ters düşen

Örnek

His method is at variance with departmental practice.

Sıfat + edat

akin to

Anlam

-e benzer, -e yakın

Örnek

His late style is akin to his teacher's.

Sıfat + edat

conducive to

Anlam

-i kolaylaştıran, -e elverişli

Örnek

A flatter hierarchy is conducive to honest dissent.

Sıfat + edat

tantamount to

Anlam

-e eşdeğer (olumsuz yönde)

Örnek

Saying nothing would be tantamount to agreeing.

Sıfat + edat

extraneous to

Anlam

-in dışında kalan, konuyla ilgisiz

Örnek

That evidence is extraneous to the charge.

Sıfat + edat

peripheral to

Anlam

-in kıyısında kalan, ikincil

Örnek

The issue is peripheral to the main debate.

Sıfat + edat

impervious to

Anlam

-den hiç etkilenmeyen

Örnek

She is impervious to peer pressure.

Sıfat + edat

contingent on

Anlam

-e bağlı, -in koşuluna bağlı

Örnek

The forecast is contingent on winter rainfall.

Sıfat + edat

versed in

Anlam

-e vakıf, -de yetkin

Örnek

He is well versed in the protocols.

Sıfat + edat örnekleri

  • The are indicative of a much warmer ancient climate.

    Mineral yatakları çok daha sıcak bir eski iklimin göstergesi.

    'Indicative' her zaman 'of' alır. 'Indicative for' diye bir kalıp yok.

  • The negotiations were fraught with legal risk.

    Birleşme görüşmeleri çözülmemiş hukuki riskle doluydu.

    'Fraught with' kalıbında taşınan şey hep olumsuzdur (risk, tehlike, sorun). 'Fraught' tek başına da kullanılır ama anlamı değişir: 'a fraught silence' = gergin bir sessizlik.

  • The pay is commensurate with the experience.

    Ücret bandı adayın deneyimiyle orantılı.

    İş ilanlarının standart kalıbı. 'Commensurate to' değil, 'with'.

  • Letting the stand would be tantamount to the statute.

    Emsalin geçerli kalmasına izin vermek, yasayı yeniden yazmakla eşdeğer olurdu.

    Buradaki 'to' INFINITIVE İŞARETİ DEĞİL, edat. Bu yüzden 'rewrite' değil 'rewriting'.

  • Several supporting are extraneous to the central .

    Destekleyici paragrafların birkaçı ana iddianın dışında kalıyor.

  • Ela is well versed in the of nineteenth-century travel diaries.

    Ela on dokuzuncu yüzyıl seyahat günlüklerinin geleneklerine vakıf.

    'Well versed in' kalıp hâlinde gelir; 'versed about/on' yanlış.

Sık yapılan hatalar

  • Edatı Türkçedeki ekten türetmek

    Yanlış kullanım: The outcome is dependent to the weather. / The forecast is contingent to rainfall.

    Doğru kullanım: The outcome is dependent on the weather. / The forecast is contingent on rainfall.

    Türkçede 'yağmura bağlı' dersin; yönelme eki (-e/-a) vardır, o yüzden sezgi 'to' der. Ama 'depend', 'dependent' ve 'contingent' hep 'on' alır. Edat sözcüğün anlamından değil, sözcüğün KENDİSİNDEN gelir: İngilizce bu eşi tarihsel olarak seçmiştir ve gerekçesi yoktur. Aynı tuzak 'interested about' (→ in), 'afraid from' (→ of), 'consist from' (→ of) hatalarını da üretir. Kural: Türkçe karşılığını çevirme, çifti ezberle.

  • 'to' gördüğünde infinitive sanmak

    Yanlış kullanım: A flatter hierarchy is conducive to encourage honest dissent.

    Doğru kullanım: A flatter hierarchy is conducive to encouraging honest dissent.

    'Conducive to', 'akin to', 'tantamount to', 'look forward to', 'get round to': bunlardaki 'to' infinitive işareti değil EDATTIR. Edattan sonra fiil gelecekse -ing alır. Ayırt etme testi: 'to'dan sonra bir isim koyabiliyor musun? 'conducive to debate' doğal duruyorsa o 'to' bir edattır, dolayısıyla fiil de -ing biçimine girer. 'I want to go' ile karıştırma: orada 'to' fiile bağlıdır, burada sıfata.

2) İsim kolokasyonu: sabit olan fiildir

Bu grupta boşluk edatta değil, isim ile onu taşıyan fiilin arasındadır. Türkçe konuşan biri olarak burada başka bir tuzağa düşersin: Türkçede 'sağlamak', 'oluşturmak', 'yapmak' gibi genel fiiller çoğu isimle çalışır: 'uzlaşma sağlamak', 'emsal oluşturmak', 'denge kurmak'. İngilizce böyle değildir; her ismin kendi fiili vardır ve o fiil değiştirilemez.

'Consensus' fiili 'reach'tir: 'make a consensus' ya da 'provide a consensus' dilbilgisel olarak anlaşılır ama anadili İngilizce olan birinin kulağını tırmalar. Aynı şekilde emsal için 'set', denge için 'strike', ayrım için 'draw', itiraz için 'raise' kullanılır.

Bu maddelerin bir kısmı ayrıca kendi edatını da taşır: 'cast doubt on', 'take precedence over', 'bear the brunt of', 'strike a balance between'. Yani hem fiili hem edatı çiftin parçasıdır; üç sözcüklük tek bir madde olarak ezberle.

İsim kolokasyonları

Ortadaki sütun neden gerekli: Türkçe karşılığını doğrudan çevirirsen yanlış fiili seçersin.

Kolokasyon

reach a consensus

Türkçesi (ve tuzağı)

uzlaşmaya varmak — 'sağlamak' → make ❌

Örnek

The committee reached a consensus on the matter.

Kolokasyon

cast doubt on

Türkçesi (ve tuzağı)

gölge düşürmek, şüpheye düşürmek — 'düşürmek' → drop ❌

Örnek

Her note cast doubt on the accuracy of the figure.

Kolokasyon

set a precedent

Türkçesi (ve tuzağı)

emsal oluşturmak — 'oluşturmak' → create ⚠ (standardı set; establish da olur)

Örnek

The proposal sets a dangerous precedent.

Kolokasyon

meet a deadline

Türkçesi (ve tuzağı)

teslim tarihine yetişmek — 'yetişmek' → catch ❌

Örnek

The team met the deadline despite the setback.

Kolokasyon

lay the foundations (for)

Türkçesi (ve tuzağı)

temellerini atmak — 'atmak' → throw ❌

Örnek

The reform laid the foundations for later change.

Kolokasyon

take precedence over

Türkçesi (ve tuzağı)

-den önce gelmek, öncelikli olmak

Örnek

Quality should always take precedence over speed.

Kolokasyon

bear the brunt of

Türkçesi (ve tuzağı)

en ağır yükünü çekmek

Örnek

Junior staff bore the brunt of the cuts.

Kolokasyon

strike a balance (between)

Türkçesi (ve tuzağı)

denge kurmak — 'kurmak' → build ❌

Örnek

The policy strikes a balance between access and privacy.

Kolokasyon

draw a distinction (between)

Türkçesi (ve tuzağı)

ayrım yapmak — 'yapmak' → make ⚠ (make a distinction de var, draw daha resmî)

Örnek

Her draft draws a clear distinction between consent and coercion.

Kolokasyon

raise an objection (to)

Türkçesi (ve tuzağı)

itiraz etmek — 'etmek' → do ❌

Örnek

No one was willing to raise an objection to the plan.

İsim kolokasyonu örnekleri

  • After four hours the finally reached a consensus on the wording.

    Dört saat sonra kurul nihayet ifadede uzlaşmaya vardı.

    'Reach' + consensus. 'Come to a consensus' de doğrudur; 'make' değil.

  • Approving this would set a precedent for every future application.

    Bu muafiyeti onaylamak, gelecekteki her başvuru için emsal oluştururdu.

  • Safety must take precedence over .

    Güvenlik teslim tarihlerinden önce gelmelidir.

    Kolokasyonun edatı 'over'. 'Take precedence to' yanlış.

  • The report on the figures published last spring.

    Rapor geçen ilkbaharda yayımlanan rakamlara gölge düşürüyor.

    'Cast doubt' + on. Fiil düzensiz: cast / cast / cast.

Genel Türkçe fiili İngilizceye taşımak

✗

Yanlış kullanım: The committee made a consensus and formed a new precedent.

✓

Doğru kullanım: The committee reached a consensus and set a new precedent.

Türkçede 'uzlaşma sağlamak' ve 'emsal oluşturmak' aynı iki genel fiille (sağlamak/oluşturmak) kurulur, bu yüzden İngilizceye 'make' ve 'form' diye taşımak doğal gelir. İngilizcede her isim kendi fiilini yanında taşır: consensus → reach, precedent → set, balance → strike, distinction → draw, objection → raise, foundations → lay. Cümle anlaşılır ama akademik ve resmî yazıda hemen 'çeviri kokar'. İsmi öğrenirken fiilini ayrı satıra yazma; ikisini tek madde olarak kaydet.

Bağımlı edatta karar sırası

  • Boşluğun soluna bak, cümlenin anlamına değil'indicative' görüyorsan of, 'conducive' görüyorsan to, 'fraught' görüyorsan with. Anlam sana yardım etmez; çifti tanıyıp tanımadığın belirler.
  • Türkçe karşılığını çevirme'-e bağlı' → 'dependent to' değil 'dependent on'. Türkçedeki ek İngilizce edatı öngörmez; bu eşleşme tarihseldir, mantıklı değildir.
  • 'to' gördüğünde -ing testi yap'to'dan sonra isim koyabiliyorsan ('conducive to debate') o 'to' edattır → fiil -ing alır. Koyamıyorsan infinitive'dir.
  • İsimde fiili de kaydet'Consensus' değil, 'reach a consensus' yaz deftere. Precedent → set, balance → strike, distinction → draw, objection → raise, foundations → lay.
  • Üç parça = tek sözcükget to grips with, come up against, put up with… Ayırmayı hiç deneme, nesne hep sona gider.

Şimdi sen dene: bağımlı edat ve kolokasyon

1 / 5

The stone steps are indicative ___ centuries of daily use.

Özet

  • Bağımlı edat anlamdan türetilemez: 'bağlı' demek 'dependent to' yapmaz, 'dependent on'dur. Çifti tek madde olarak ezberle.
  • Boşluğu cümlenin anlamına değil, hemen SOLUNDAKİ sözcüğe bakarak doldur: 'indicative' → of, 'conducive' → to, 'fraught' → with.
  • Sıfat + edat kümeleri ezberi hafifletir: 'of' işaret ve içerik (indicative of, devoid of), 'with' doluluk ve uyum (fraught with, commensurate with), 'to' yönelme ve benzeme (akin to, conducive to). 'Contingent on' ve 'versed in' hiçbirine girmez.
  • 'Conducive to', 'akin to', 'tantamount to' sonundaki 'to' edattır → ardından gelen fiil -ing alır. Test: 'to'dan sonra isim koyabiliyorsan o 'to' edattır.
  • İsim kolokasyonlarında sabit olan edat değil FİİLDİR: reach a consensus, set a precedent, strike a balance, draw a distinction, raise an objection, lay the foundations.
  • Kolokasyonların bir kısmı kendi edatını da taşır: cast doubt on, take precedence over, bear the brunt of, strike a balance between. Üç sözcüklük tek madde olarak kaydet.
  • Türkçenin genel fiilleri (sağlamak, oluşturmak, yapmak) İngilizceye taşınmaz; ismi deftere yazarken fiilini de aynı satıra yaz.

İlgili konular

Okuduğun konuyu çöz.

Uygulamada 11 türde alıştırma setleri, kolaydan zora.