Ana içeriğe geç

Aile ve İlişkiler ile ilgili İngilizce kelimeler

74 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • aunt/ænt/

    teyze, hala, yenge

    My aunt lives in Antalya.

    Teyzem Antalya'da yaşıyor.

  • baby/ˈbeɪbi/

    bebek

    The baby is sleeping.

    Bebek uyuyor.

  • be born/bi bɔːrn/

    doğmak

    I was born in Izmir in 2010.

    2010'da İzmir'de doğdum.

  • best friend/ˌbest ˈfrend/

    en iyi arkadaş, en yakın arkadaş

    Zeynep is my best friend.

    Zeynep benim en iyi arkadaşım.

  • brother/ˈbrʌðər/

    erkek kardeş (abi veya küçük kardeş)

    I have one brother.

    Bir erkek kardeşim var.

  • child/tʃaɪld/

    çocuk (küçük yaştaki)

    The child is playing in the garden.

    Çocuk bahçede oynuyor.

  • cousin/ˈkʌzən/

    kuzen (amca/dayı/teyze/hala çocuğu)

    My cousin is the same age as me.

    Kuzenim benimle aynı yaşta.

  • dad/dæd/

    baba (günlük konuşmada)

    My dad takes me to school every morning.

    Babam beni her sabah okula götürüyor.

  • daughter/ˈdɔːtər/

    kız evlat

    Their daughter is a teacher.

    Kızları öğretmen.

  • family/ˈfæməli/

    aile

    I love my family.

    Ailemi seviyorum.

  • father/ˈfɑːðər/

    baba

    My father works in a bank.

    Babam bir bankada çalışıyor.

  • friend/frend/

    arkadaş, dost

    She is my best friend.

    O benim en iyi arkadaşım.

  • girl/ɡɜːrl/

    kız, kız çocuk

    The girl next to me is my best friend.

    Yanımdaki kız benim en iyi arkadaşım.

  • grandfather/ˈɡrænˌfɑːðər/

    büyükbaba, dede

    My grandfather was a soldier.

    Dedem askerdi.

  • grandma/ˈɡrænmɑː/

    büyükanne, nine, babaanne/anneanne

    Grandma makes the best soup in our family.

    Ailemizde en güzel çorbayı ninem yapar.

  • grandmother/ˈɡrænˌmʌðər/

    büyükanne (anneanne veya babaanne)

    My grandmother makes the best cookies.

    Büyükannem en güzel kurabiyeyi yapar.

  • grandpa/ˈɡrænpɑː/

    dede, büyükbaba

    Grandpa tells us stories about his childhood.

    Dedem bize çocukluğuyla ilgili hikâyeler anlatır.

  • grandparent/ˈɡrænperənt/

    büyükanne ya da büyükbaba; (çoğul) büyükanne ve büyükbaba

    My grandparents live in Trabzon.

    Büyükannemle büyükbabam Trabzon'da yaşıyor.

  • husband/ˈhʌzbənd/

    koca, erkek eş

    Her husband is a doctor.

    Kocası doktor.

  • love/lʌv/

    sevmek, çok sevmek; bayılmak

    I love my little sister.

    Küçük kız kardeşimi çok seviyorum.

  • married/ˈmerid/

    evli

    My older sister is married and has two children.

    Ablam evli ve iki çocuğu var.

  • mother/ˈmʌðər/

    anne

    My mother is a teacher.

    Annem öğretmen.

  • mum/mʌm/

    anne (günlük konuşmada)

    My mum works at a hospital.

    Annem bir hastanede çalışıyor.

  • name/neɪm/

    isim, ad

    What's your name?

    Adın ne?

  • parent/ˈpɛrənt/

    ebeveyn (anne veya baba); çoğul: anne baba

    My parents are doctors.

    Annemle babam doktor.

  • sister/ˈsɪstər/

    kız kardeş (abla veya küçük kız kardeş)

    I have two sisters.

    İki kız kardeşim var.

  • son/sʌn/

    oğul

    Their son is at university.

    Oğulları üniversitede.

  • uncle/ˈʌŋkəl/

    amca, dayı, enişte

    My uncle has a farm.

    Amcamın bir çiftliği var.

  • wife/waɪf/

    karı, kadın eş

    His wife is a lawyer.

    Eşi (karısı) avukat.

  • adult/əˈdʌlt/

    yetişkin

    Tickets cost 100 lira for adults and 50 for children.

    Biletler yetişkinler için 100, çocuklar için 50 lira.

  • buddy/ˈbʌdi/

    kanka, arkadaş

    Cem and I have been buddies since we were kids.

    Cem'le çocukluğumuzdan beri kankayız.

  • care/ker/

    bakım, ilgi, özen

    Babies need a lot of care.

    Bebeklerin çok bakıma ihtiyacı vardır.

  • forgive/fərˈɡɪv/

    affetmek, bağışlamak

    Please forgive me; I didn't mean to break your cup.

    Lütfen beni affet; fincanını kırmak istemedim.

  • friendship/ˈfrendʃɪp/

    arkadaşlık, dostluk

    Our friendship started in primary school.

    Arkadaşlığımız ilkokulda başladı.

  • get on well with/ˌɡet ɑːn ˈwel wɪð/

    iyi anlaşmak, iyi geçinmek (özellikle İngiliz kullanımı)

    I get on well with my cousins.

    Kuzenlerimle iyi anlaşırım.

  • grandchild/ˈɡræntʃaɪld/

    torun

    My grandmother has six grandchildren.

    Büyükannemin altı torunu var.

  • granddaughter/ˈɡrænˌdɔːtər/

    kız torun

    Her granddaughter is a student in Ankara.

    Kız torunu Ankara'da öğrenci.

  • grandson/ˈɡrænsʌn/

    erkek torun

    My grandmother calls her grandson every evening.

    Büyükannem her akşam erkek torununu arar.

  • great-grandfather/ˌɡreɪtˈɡrænfɑːðər/

    büyük dede (dedenin ya da büyükannenin babası)

    My great-grandfather built this house in 1950.

    Bu evi büyük dedem 1950'de yaptı.

  • grow up/ˌɡroʊ ˈʌp/

    büyümek, yetişmek

    I grew up in a small village near Rize.

    Rize yakınlarında küçük bir köyde büyüdüm.

  • kid/kɪd/

    çocuk (günlük konuşmada)

    The kids are playing football in the park.

    Çocuklar parkta futbol oynuyor.

  • member/ˈmembər/

    üye; (aile) bireyi

    I'm a member of the school choir.

    Okul korosunun üyesiyim.

  • nephew/ˈnefjuː/

    erkek yeğen

    My nephew is five and loves dinosaurs.

    Erkek yeğenim beş yaşında ve dinozorlara bayılıyor.

  • nickname/ˈnɪkneɪm/

    lakap, takma ad

    Everyone calls my brother Memo; it's his nickname.

    Herkes kardeşime Memo der; bu onun lakabı.

  • niece/niːs/

    kız yeğen

    My niece started school this year.

    Kız yeğenim bu yıl okula başladı.

  • partner/ˈpɑːrtnər/

    hayat arkadaşı, eş, sevgili

    She lives in Antalya with her partner.

    Hayat arkadaşıyla Antalya'da yaşıyor.

  • secret/ˈsiːkrət/

    sır

    Can you keep a secret?

    Sır saklayabilir misin?

  • single/ˈsɪŋɡəl/

    tek, bir tane; tek kişilik

    I'd like a single room for three nights.

    Üç gece için tek kişilik bir oda istiyorum.

  • take care of/ˌteɪk ˈker əv/

    bakmak, ilgilenmek

    Can you take care of my cat this weekend?

    Bu hafta sonu kedime bakabilir misin?

  • teenager/ˈtiːneɪdʒər/

    genç, ergen (13-19 yaş)

    My cousin is a teenager now; she's fifteen.

    Kuzenim artık bir genç; on beş yaşında.

  • twin/twɪn/

    ikiz

    Ela and Ece are twins, but they don't look alike.

    Ela ile Ece ikiz ama birbirlerine benzemiyorlar.

  • wedding/ˈwedɪŋ/

    düğün, nikâh töreni

    My cousin's wedding is in June.

    Kuzenimin düğünü haziranda.

  • adopt/əˈdɑːpt/

    sahiplenmek (hayvan); evlat edinmek

    We adopted a cat from the local animal shelter last month.

    Geçen ay yerel hayvan barınağından bir kedi sahiplendik.

  • apart/əˈpɑːrt/

    ayrı, birbirinden uzak

    My parents work in different cities, so they live apart during the week.

    Annemle babam farklı şehirlerde çalışıyor, bu yüzden hafta içi ayrı yaşıyorlar.

  • back up/ˌbæk ˈʌp/

    arka çıkmak, desteklemek

    When I told the teacher what happened, my friends backed me up.

    Öğretmene olanları anlattığımda arkadaşlarım bana arka çıktı.

  • childhood/ˈtʃaɪldhʊd/

    çocukluk

    I spent my childhood in a small town near the sea.

    Çocukluğumu denize yakın küçük bir kasabada geçirdim.

  • count on/ˈkaʊnt ɑːn/

    güvenmek, bel bağlamak (birine)

    You can count on me. I'll be there at six.

    Bana güvenebilirsin. Saat altıda orada olacağım.

  • elderly/ˈeldərli/

    yaşlı (kibar söyleyiş)

    An elderly woman asked me for directions.

    Yaşlı bir kadın bana yol sordu.

  • engaged/ɪnˈɡeɪdʒd/

    meşgul (telefon hattı; İngiliz kullanımı)

    I tried to call my aunt, but her line was engaged.

    Teyzemi aramaya çalıştım ama hattı meşguldü.

  • get along with/ˌɡet əˈlɔːŋ wɪð/

    iyi geçinmek, anlaşmak (biriyle)

    I get along with my brother, but we sometimes argue about the TV.

    Kardeşimle iyi geçinirim ama bazen televizyon yüzünden tartışırız.

  • half-sister/ˈhæfˌsɪstər/

    anne bir ya da baba bir kız kardeş

    My half-sister lives with her mom in Izmir, but she visits us every summer.

    Baba bir kız kardeşim annesiyle İzmir'de yaşıyor ama her yaz bizi ziyarete geliyor.

  • household/ˈhaʊshoʊld/

    hane, ev halkı

    There are five people in our household.

    Hanemizde beş kişi var.

  • nursery/ˈnɜːrsəri/

    kreş, anaokulu (daha çok İngiliz kullanımı)

    My little sister goes to a nursery while my parents are at work.

    Ailem işteyken küçük kız kardeşim kreşe gidiyor.

  • relationship/rɪˈleɪʃənʃɪp/

    ilişki (insanlar arasında)

    The relationship between the two neighbors got better after the street party.

    Sokak partisinden sonra iki komşu arasındaki ilişki düzeldi.

  • relative/ˈrelətɪv/

    akraba

    We visit our relatives in Konya every summer.

    Her yaz Konya'daki akrabalarımızı ziyaret ederiz.

  • reunion/riˈjuːnjən/

    yeniden buluşma, bir araya gelme toplantısı

    We have a big family reunion in my grandfather's village every summer.

    Her yaz dedemin köyünde büyük bir aile buluşması yapıyoruz.

  • sibling/ˈsɪblɪŋ/

    kardeş (kız ya da erkek)

    Do you have any siblings?

    Kardeşin var mı?

  • trust/trʌst/

    güvenmek

    I trust my best friend completely.

    En iyi arkadaşıma tamamen güveniyorum.

  • companion/kəmˈpænjən/

    yol arkadaşı, arkadaş, dost

    Our old cat has been my grandfather's loyal companion for twelve years.

    Yaşlı kedimiz on iki yıldır dedemin sadık dostu.

  • inherit/ɪnˈherɪt/

    miras almak, mirasa konmak

    She inherited a small house from her grandmother.

    Büyükannesinden küçük bir ev miras kaldı.

  • supportive/səˈpɔːrtɪv/

    destekleyici, destek olan

    My parents were very supportive when I changed schools.

    Okul değiştirdiğimde ailem bana çok destek oldu.

  • cherish/ˈtʃerɪʃ/

    çok değer vermek, üstüne titremek

    I cherish every letter my grandmother wrote me.

    Büyükannemin bana yazdığı her mektuba çok değer veriyorum.

  • inheritance/ɪnˈherɪtəns/

    miras (ölen birinden kalan para ya da mal)

    She used her inheritance to buy a small flat.

    Mirasıyla küçük bir daire aldı.

  • reconcile/ˈrekənsaɪl/

    barıştırmak; (edilgen/dönüşlü) barışmak

    The two brothers finally reconciled after years of silence.

    İki kardeş yıllarca konuşmadıktan sonra sonunda barıştı.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler