Hastalık ve Tedavi ile ilgili İngilizce kelimeler
49 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- accident/ˈæksədənt/
kaza
Luckily, nobody was hurt in the accident.
Neyse ki kazada kimse yaralanmadı.
- allergy/ˈælədʒi/
alerji
I have an allergy to cats, my eyes start watering.
Kedilere alerjim var, gözlerim sulanmaya başlıyor.
- appointment/əˈpɔɪntmənt/
randevu (profesyonel, doktor, diş hekimi vb.)
I made an appointment with the doctor for Thursday.
Perşembe için doktorla randevu aldım.
- bandage/ˈbændɪdʒ/
bandaj, sargı bezi
The nurse put a bandage on his arm after the cut.
Kesikten sonra hemşire koluna bandaj sardı.
- blood/blʌd/
kan
I cut my finger, and some blood came out.
Parmağımı kestim ve biraz kan geldi.
- clinic/ˈklɪnɪk/
klinik, poliklinik, sağlık ocağı
I have an appointment at the clinic at ten.
Saat onda klinikte randevum var.
- cough/kɔːf/
öksürük
I have a bad cough that won't go away.
Geçmeyen kötü bir öksürüğüm var.
- fever/ˈfiːvər/
ateş (yüksek vücut ısısı)
He has a fever of 39 degrees, he should stay in bed.
39 derece ateşi var, yatakta kalmalı.
- first aid/ˌfɜːrst ˈeɪd/
ilk yardım
We learned first aid at school last week.
Geçen hafta okulda ilk yardım öğrendik.
- headache/ˈhɛdeɪk/
baş ağrısı
I have a headache, I need to lie down.
Başım ağrıyor, uzanmam lazım.
- health/helθ/
sağlık
Smoking is bad for your health.
Sigara içmek sağlığın için kötüdür.
- ill/ɪl/
hasta, rahatsız
Ali can't come to school because he is ill.
Ali hasta olduğu için okula gelemiyor.
- injury/ˈɪndʒəri/
yaralanma, sakatlık
He suffered a knee injury during the football match.
Futbol maçı sırasında diz yaralanması geçirdi.
- operation/ˌɑːpəˈreɪʃən/
ameliyat
She had an operation on her knee last month.
Geçen ay diz ameliyatı oldu.
- patient/ˈpeɪʃənt/
hasta (doktora giden kişi)
The doctor sees about twenty patients every day.
Doktor her gün yaklaşık yirmi hastaya bakıyor.
- pharmacy/ˈfɑːrməsi/
eczane
I need to go to the pharmacy to pick up my prescription.
Reçetemi almak için eczaneye gitmem gerekiyor.
- prescription/prɪˈskrɪpʃən/
reçete
The doctor gave me a prescription for antibiotics.
Doktor bana antibiyotik için reçete yazdı.
- recover/rɪˈkʌvər/
iyileşmek, toparlanmak
It took me two weeks to recover from the flu.
Gripten iyileşmem iki hafta sürdü.
- sore/sɔːr/
ağrıyan, hassas (vücut bölgesi için)
My throat is sore, it hurts when I swallow.
Boğazım ağrıyor, yutkunurken acıyor.
- sore throat/ˌsɔːr ˈθroʊt/
boğaz ağrısı
I have a sore throat, so I can't sing today.
Boğazım ağrıyor, bu yüzden bugün şarkı söyleyemem.
- stomach/ˈstʌmək/
mide; karın
I have a stomachache, I think I ate something bad.
Mide/karın ağrım var, kötü bir şey yemiş olabilirim.
- symptom/ˈsɪmptəm/
belirti, semptom
Common symptoms of a cold include a runny nose and sore throat.
Soğuk algınlığının yaygın belirtileri arasında burun akması ve boğaz ağrısı var.
- tablet/ˈtæblət/
tablet (bilgisayar)
My little sister watches cartoons on her tablet.
Küçük kız kardeşim tabletinde çizgi film izliyor.
- temperature/ˈtɛmprɪtʃər/
ateş, vücut ısısı
The nurse took my temperature, it was 38.5.
Hemşire ateşimi ölçtü, 38,5'ti.
- throat/θroʊt/
boğaz
I have a sore throat, it hurts to swallow.
Boğazım ağrıyor, yutkunmak acı veriyor.
- ache/eɪk/
ağrımak, sızlamak
My legs ached after the long walk.
Uzun yürüyüşten sonra bacaklarım ağrıdı.
- advise/ədˈvaɪz/
tavsiye etmek, öğüt vermek
The doctor advised me to drink more water.
Doktor bana daha fazla su içmemi tavsiye etti.
- cure/kjʊr/
çare, tedavi (hastalığı tamamen geçiren)
There is no cure for the common cold, but rest helps.
Soğuk algınlığının kesin bir tedavisi yok ama dinlenmek iyi gelir.
- disabled/dɪˈseɪbəld/
engelli
Our school has a ramp for disabled students.
Okulumuzda engelli öğrenciler için bir rampa var.
- effect/ɪˈfekt/
etki, sonuç
Exercise has a positive effect on your mood.
Egzersizin ruh hâlin üzerinde olumlu bir etkisi var.
- emergency/ɪˈmɜːrdʒənsi/
acil durum
In an emergency, call 112.
Acil bir durumda 112'yi ara.
- examine/ɪɡˈzæmɪn/
incelemek, ayrıntılı bakmak
The scientist examined the rock under a microscope.
Bilim insanı kayayı mikroskop altında inceledi.
- harm/hɑːrm/
zarar vermek
Too much sugar can harm your teeth.
Fazla şeker dişlerine zarar verebilir.
- injure/ˈɪndʒər/
yaralamak, sakatlamak
Two people were injured in the accident.
Kazada iki kişi yaralandı.
- meditate/ˈmedəteɪt/
meditasyon yapmak
I meditate for five minutes before I go to bed.
Yatmadan önce beş dakika meditasyon yapıyorum.
- pharmacist/ˈfɑːrməsɪst/
eczacı
Ask the pharmacist if you can take this medicine with food.
Bu ilacı yemekle birlikte alıp alamayacağını eczacıya sor.
- suffer/ˈsʌfər/
acı çekmek; (hastalıktan) muzdarip olmak
My father suffers from back pain.
Babamın sırt ağrısı var.
- tear/tɛr/
yırtmak, yırtılmak
I tore my jeans on a nail.
Kotumu bir çiviye takıp yırttım.
- treat/triːt/
davranmak
She treats all her students fairly.
Bütün öğrencilerine adil davranıyor.
- anxiety/æŋˈzaɪəti/
kaygı, endişe; anksiyete
She experienced intense anxiety before every exam, even when she had studied well.
İyi çalışmış olsa bile her sınavdan önce yoğun bir kaygı yaşıyordu.
- consultation/ˌkɑːnsəlˈteɪʃən/
danışma, istişare, görüş alma
The new park was planned after consultation with residents.
Yeni park, mahalle sakinlerinin görüşü alındıktan sonra planlandı.
- disability/ˌdɪsəˈbɪləti/
engel, engellilik
People with disabilities should be able to use every building in the city.
Engelli bireyler şehirdeki her binayı kullanabilmeli.
- donor/ˈdoʊnər/
bağışçı
A local donor paid for the new library.
Yeni kütüphanenin parasını yerel bir bağışçı ödedi.
- procedure/prəˈsiːdʒər/
prosedür, usul, işlem (resmî yol)
Please follow the safety procedure if the alarm rings.
Alarm çalarsa lütfen güvenlik prosedürünü izleyin.
- recovery/rɪˈkʌvəri/
iyileşme
She made a full recovery after the operation.
Ameliyattan sonra tamamen iyileşti.
- trauma/ˈtrɔːmə/
travma; derin psikolojik yara, şok edici deneyim
Childhood trauma can affect a person's mental health well into adulthood.
Çocukluk travması kişinin ruh sağlığını yetişkinlik döneminde de etkileyebilir.
- ward/wɔːrd/
(hastanede) servis, koğuş
My grandmother is in the heart ward.
Babaannem kalp servisinde yatıyor.
- diagnosis/ˌdaɪəɡˈnoʊsɪs/
teşhis, tanı
The doctor made a diagnosis after the blood test.
Doktor kan tahlilinden sonra teşhis koydu.
- remedy/ˈremədi/
çare, çözüm
There is no simple remedy for traffic in big cities.
Büyük şehirlerdeki trafiğe basit bir çare yok.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.