Ana içeriğe geç

İnsanlar ile ilgili İngilizce kelimeler

67 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • age/eɪdʒ/

    yaş

    What's your age?

    Yaşın kaç?

  • aunt/ænt/

    teyze, hala, yenge

    My aunt lives in Antalya.

    Teyzem Antalya'da yaşıyor.

  • baby/ˈbeɪbi/

    bebek

    The baby is sleeping.

    Bebek uyuyor.

  • boy/bɔɪ/

    erkek çocuk, oğlan

    There are twelve boys and fifteen girls in my class.

    Sınıfımda on iki erkek ve on beş kız var.

  • brother/ˈbrʌðər/

    erkek kardeş (abi veya küçük kardeş)

    I have one brother.

    Bir erkek kardeşim var.

  • child/tʃaɪld/

    çocuk (küçük yaştaki)

    The child is playing in the garden.

    Çocuk bahçede oynuyor.

  • classmate/ˈklæsmeɪt/

    sınıf arkadaşı

    Ayşe is my classmate and my best friend.

    Ayşe benim sınıf arkadaşım ve en iyi arkadaşım.

  • cousin/ˈkʌzən/

    kuzen (amca/dayı/teyze/hala çocuğu)

    My cousin is the same age as me.

    Kuzenim benimle aynı yaşta.

  • daughter/ˈdɔːtər/

    kız evlat

    Their daughter is a teacher.

    Kızları öğretmen.

  • everybody/ˈevribɑːdi/

    herkes

    Everybody in my family likes tea.

    Ailemde herkes çayı sever.

  • everyone/ˈevriwʌn/

    herkes

    Everyone in our street knows my grandmother.

    Sokağımızda herkes büyükannemi tanır.

  • face/feɪs/

    yüz, surat

    Wash your face.

    Yüzünü yıka.

  • family/ˈfæməli/

    aile

    I love my family.

    Ailemi seviyorum.

  • father/ˈfɑːðər/

    baba

    My father works in a bank.

    Babam bir bankada çalışıyor.

  • friend/frend/

    arkadaş, dost

    She is my best friend.

    O benim en iyi arkadaşım.

  • girl/ɡɜːrl/

    kız, kız çocuk

    The girl next to me is my best friend.

    Yanımdaki kız benim en iyi arkadaşım.

  • grandfather/ˈɡrænˌfɑːðər/

    büyükbaba, dede

    My grandfather was a soldier.

    Dedem askerdi.

  • grandmother/ˈɡrænˌmʌðər/

    büyükanne (anneanne veya babaanne)

    My grandmother makes the best cookies.

    Büyükannem en güzel kurabiyeyi yapar.

  • group/ɡruːp/

    grup, topluluk

    A group of students is waiting outside.

    Bir grup öğrenci dışarıda bekliyor.

  • head/hɛd/

    baş, kafa

    My head hurts.

    Başım ağrıyor.

  • husband/ˈhʌzbənd/

    koca, erkek eş

    Her husband is a doctor.

    Kocası doktor.

  • man/mæn/

    adam, erkek (yetişkin)

    A tall man is waiting at the door.

    Kapıda uzun boylu bir adam bekliyor.

  • mother/ˈmʌðər/

    anne

    My mother is a teacher.

    Annem öğretmen.

  • name/neɪm/

    isim, ad

    What's your name?

    Adın ne?

  • parent/ˈpɛrənt/

    ebeveyn (anne veya baba); çoğul: anne baba

    My parents are doctors.

    Annemle babam doktor.

  • person/ˈpɜːrsən/

    kişi, insan

    My aunt is a very funny person.

    Teyzem çok komik biri.

  • police/pəˈliːs/

    polis (kurum, polisler)

    The police are here to help us.

    Polis bize yardım etmek için burada.

  • sister/ˈsɪstər/

    kız kardeş (abla veya küçük kız kardeş)

    I have two sisters.

    İki kız kardeşim var.

  • somebody/ˈsʌmbɑːdi/

    birisi, biri

    Somebody is knocking at the door.

    Birisi kapıyı çalıyor.

  • son/sʌn/

    oğul

    Their son is at university.

    Oğulları üniversitede.

  • student/ˈstuːdənt/

    öğrenci

    I am a university student.

    Üniversite öğrencisiyim.

  • teacher/ˈtiːtʃər/

    öğretmen

    My English teacher is very kind.

    İngilizce öğretmenim çok kibar.

  • uncle/ˈʌŋkəl/

    amca, dayı, enişte

    My uncle has a farm.

    Amcamın bir çiftliği var.

  • wife/waɪf/

    karı, kadın eş

    His wife is a lawyer.

    Eşi (karısı) avukat.

  • woman/ˈwʊmən/

    kadın

    The woman at the desk gave us a map.

    Masadaki kadın bize bir harita verdi.

  • young/jʌŋ/

    genç; küçük (yaşça)

    My parents met when they were very young.

    Annemle babam çok gençken tanıştı.

  • adult/əˈdʌlt/

    yetişkin

    Tickets cost 100 lira for adults and 50 for children.

    Biletler yetişkinler için 100, çocuklar için 50 lira.

  • anyone/ˈeniwʌn/

    kimse (olumsuz cümlede); biri (soruda)

    I didn't tell anyone about the party.

    Partiden kimseye bahsetmedim.

  • die/daɪ/

    ölmek; (bitki) kurumak

    My grandfather died when I was six.

    Ben altı yaşındayken dedem öldü.

  • famous/ˈfeɪməs/

    ünlü, meşhur

    Our town is famous for its cherries.

    Kasabamız kirazıyla ünlüdür.

  • guide/ɡaɪd/

    rehber (kişi veya kitap)

    Our tour guide spoke four languages fluently.

    Tur rehberimiz dört dili akıcı konuşuyordu.

  • hometown/ˈhoʊmtaʊn/

    memleket, doğup büyüdüğü yer

    My hometown is a small town near the sea.

    Memleketim denize yakın küçük bir kasaba.

  • human/ˈhjuːmən/

    insan (canlı türü olarak)

    Dogs can hear sounds that humans can't.

    Köpekler insanların duyamadığı sesleri duyabilir.

  • kid/kɪd/

    çocuk (günlük konuşmada)

    The kids are playing football in the park.

    Çocuklar parkta futbol oynuyor.

  • leader/ˈliːdər/

    lider, önder, başkan (bir grubun)

    Defne is the leader of our school's science club.

    Defne okulumuzun bilim kulübünün lideri.

  • nickname/ˈnɪkneɪm/

    lakap, takma ad

    Everyone calls my brother Memo; it's his nickname.

    Herkes kardeşime Memo der; bu onun lakabı.

  • nobody/ˈnoʊbɑːdi/

    hiç kimse

    Nobody was at home when I called.

    Aradığımda evde kimse yoktu.

  • personal/ˈpɜːrsənəl/

    kişisel, özel

    Please don't read my personal messages.

    Lütfen kişisel mesajlarımı okuma.

  • reader/ˈriːdər/

    okur, okuyucu

    My sister is a big reader; she finishes a book every week.

    Kız kardeşim çok kitap okur; her hafta bir kitap bitirir.

  • someone/ˈsʌmwʌn/

    biri, birisi

    Someone called you while you were out.

    Sen dışarıdayken biri seni aradı.

  • teenager/ˈtiːneɪdʒər/

    genç, ergen (13-19 yaş)

    My cousin is a teenager now; she's fifteen.

    Kuzenim artık bir genç; on beş yaşında.

  • tutor/ˈtuːtər/

    özel öğretmen, ders veren kişi

    She hired a math tutor to help her son pass the exam.

    Oğlunun sınavı geçmesine yardım etmesi için bir matematik özel öğretmeni tuttu.

  • childhood/ˈtʃaɪldhʊd/

    çocukluk

    I spent my childhood in a small town near the sea.

    Çocukluğumu denize yakın küçük bir kasabada geçirdim.

  • crowd/kraʊd/

    kalabalık

    A crowd gathered to watch the street musicians.

    Sokak müzisyenlerini izlemek için bir kalabalık toplandı.

  • elderly/ˈeldərli/

    yaşlı (kibar söyleyiş)

    An elderly woman asked me for directions.

    Yaşlı bir kadın bana yol sordu.

  • middle-aged/ˌmɪdəl ˈeɪdʒd/

    orta yaşlı

    The new librarian is a friendly, middle-aged woman.

    Yeni kütüphaneci güler yüzlü, orta yaşlı bir kadın.

  • native/ˈneɪtɪv/

    ana (dil); (bir dili) doğuştan konuşan

    Elif's native language is Turkish, and she is learning Japanese.

    Elif'in ana dili Türkçe; şu sıralar Japonca öğreniyor.

  • stranger/ˈstreɪndʒər/

    yabancı, tanımadığın kişi

    Don't open the door to strangers.

    Kapıyı tanımadığın kişilere açma.

  • youth/juːθ/

    gençlik (dönem)

    My father played football in his youth.

    Babam gençliğinde futbol oynardı.

  • individual/ˌɪndɪˈvɪdʒuəl/

    birey, kişi

    Every individual has the right to privacy.

    Her bireyin özel hayat hakkı vardır.

  • newcomer/ˈnuːkʌmər/

    yeni gelen, yeni katılan kişi; acemi

    The neighbours welcomed the newcomers with a cake.

    Komşular yeni gelenleri bir kekle karşıladı.

  • observer/əbˈzɜːrvər/

    gözlemci, izleyici

    To a casual observer, the two paintings look the same.

    Sıradan bir gözlemciye iki resim aynı görünür.

  • participant/pɑːrˈtɪsɪpənt/

    katılımcı

    All participants will receive a certificate at the end of the course.

    Bütün katılımcılar kursun sonunda bir sertifika alacak.

  • peer/pɪr/

    akran, yaşıt; (iş) dengi, meslektaş

    Teenagers often care more about their peers than their parents.

    Ergenler çoğu zaman ailelerinden çok akranlarını önemser.

  • self/self/

    benlik, kişinin kendisi, kişiliği

    After the holiday, she felt like her old self again.

    Tatilden sonra yine eski hâline döndüğünü hissetti.

  • snob/snɑːb/

    snop, burnu havada kişi, züppe

    She's a bit of a snob; she won't talk to anyone in cheap clothes.

    Biraz snoptur; ucuz giyinen kimseyle konuşmaz.

  • survivor/sərˈvaɪvər/

    hayatta kalan, kurtulan kişi

    Rescue teams worked all night to find survivors after the avalanche.

    Kurtarma ekipleri çığdan sonra hayatta kalanları bulmak için bütün gece çalıştı.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler