Ana içeriğe geç

İngilizce duygular

30 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

Kendini dene: eşleştir

0 / 4

Önce İngilizcesine, sonra Türkçesine dokun.

  • happy/ˈhæpi/

    mutlu

    She looks happy today.

    Bugün mutlu görünüyor.

  • sad/sæd/

    üzgün

    Why are you sad?

    Neden üzgünsün?

  • angry/ˈæŋɡri/

    kızgın, öfkeli

    She was angry at her brother for breaking her laptop.

    Kardeşi dizüstü bilgisayarını kırdığı için ona kızgındı.

  • afraid/əˈfreɪd/

    korkmuş, korkan

    My little brother is afraid of dogs.

    Küçük erkek kardeşim köpeklerden korkuyor.

  • scared/skɛrd/

    korkmuş, ürkmüş

    She is scared of spiders.

    Örümceklerden korkuyor.

  • excited/ɪkˈsaɪtɪd/

    heyecanlı, coşkulu

    I'm so excited about the concert next week.

    Gelecek haftaki konsere çok heyecanlıyım.

  • bored/bɔːrd/

    sıkılmış, bunalmış

    The students were bored with the long lecture.

    Öğrenciler uzun dersten sıkılmıştı.

  • tired/ˈtaɪərd/

    yorgun

    I'm tired. I want to go to bed.

    Yorgunum. Yatmak istiyorum.

  • nervous/ˈnɜːrvəs/

    gergin, endişeli, kaygılı

    I always feel nervous before a job interview.

    İş görüşmesinden önce her zaman gerginleşirim.

  • worried/ˈwɜːrid/

    endişeli, kaygılı

    She is worried about her exam results.

    Sınav sonuçları konusunda endişeli.

  • surprised/sərˈpraɪzd/

    şaşırmış, hayrete düşmüş

    We were surprised by the sudden change in plans.

    Planlardaki ani değişikliğe şaşırdık.

  • proud/praʊd/

    gururlu, onurlu; gurur duyan

    I'm really proud of you for passing the exam.

    Sınavı geçtiğin için seninle gerçekten gurur duyuyorum.

  • lonely/ˈloʊnli/

    yalnız (yalnızlık hisseden), yalnızlıktan mutsuz

    She felt lonely after moving to a new city.

    Yeni bir şehre taşındıktan sonra yalnızlık hissetti.

  • embarrassed/ɪmˈbærəst/

    utanmış, mahcup (anlık bir durumdan)

    I was so embarrassed when I forgot my teacher's name.

    Öğretmenimi adını unutunca çok mahcup oldum.

  • frustrated/ˈfrʌstreɪtɪd/

    sinirlenmiş, bunalmış (bir şeyi yapamadığında hissedilen)

    She felt frustrated when her computer kept crashing.

    Bilgisayarı sürekli çöküce sinirinden çıldırıyordu.

  • jealous/ˈdʒɛləs/

    kıskanç

    He was jealous of his friend's new car.

    Arkadaşının yeni arabasını kıskandı.

  • disappointed/ˌdɪsəˈpɔɪntɪd/

    hayal kırıklığına uğramış

    She was disappointed with her test score.

    Sınav puanından hayal kırıklığına uğradı.

  • confused/kənˈfjuːzd/

    kafası karışmış, şaşkın

    I'm confused. Can you explain the question again?

    Kafam karıştı. Soruyu yeniden açıklayabilir misin?

  • relaxed/rɪˈlækst/

    rahat, gevşemiş, sakin

    I always feel relaxed after a walk in the park.

    Parkta yürüdükten sonra hep rahatlamış hissederim.

  • upset/ʌpˈset/

    üzgün, morali bozuk, kırgın

    Bora was upset because he lost his phone.

    Bora telefonunu kaybettiği için üzgündü.

  • glad/ɡlæd/

    memnun, sevinçli

    I'm glad you came to my party.

    Partime gelmene sevindim.

  • annoyed/əˈnɔɪd/

    sinirli, canı sıkılmış

    My dad gets annoyed when we leave our shoes in the hall.

    Ayakkabılarımızı koridorda bırakınca babam sinirlenir.

  • relieved/rɪˈliːvd/

    rahatlamış, içi rahatlamış

    I was relieved when I found my wallet under the sofa.

    Cüzdanımı kanepenin altında bulunca rahatladım.

  • anxious/ˈæŋkʃəs/

    endişeli, kaygılı

    I always feel anxious before exams.

    Sınavlardan önce hep kaygılı hissederim.

  • calm/kɑːm/

    sakin, huzurlu

    Stay calm, the doctor will see you soon.

    Sakin ol, doktor sizi birazdan görecek.

  • love/lʌv/

    sevmek, çok sevmek; bayılmak

    I love my little sister.

    Küçük kız kardeşimi çok seviyorum.

  • hate/heɪt/

    nefret etmek, hiç sevmemek

    I hate getting up early on Saturdays.

    Cumartesileri erken kalkmaktan nefret ederim.

  • fear/fɪr/

    korku

    He has a fear of flying.

    Uçma korkusu var.

  • feeling/ˈfiːlɪŋ/

    duygu, his

    It's okay to talk about your feelings.

    Duyguların hakkında konuşmakta bir sakınca yok.

  • emotion/ɪˈmoʊʃən/

    duygu

    Music can bring out strong emotions.

    Müzik güçlü duyguları ortaya çıkarabilir.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler