İngilizce hastalıklar
26 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
Hastalık ve belirtiler
- headache/ˈhɛdeɪk/
baş ağrısı
I have a headache, I need to lie down.
Başım ağrıyor, uzanmam lazım.
- fever/ˈfiːvər/
ateş (yüksek vücut ısısı)
He has a fever of 39 degrees, he should stay in bed.
39 derece ateşi var, yatakta kalmalı.
- cough/kɔːf/
öksürük
I have a bad cough that won't go away.
Geçmeyen kötü bir öksürüğüm var.
- sore throat/ˌsɔːr ˈθroʊt/
boğaz ağrısı
I have a sore throat, so I can't sing today.
Boğazım ağrıyor, bu yüzden bugün şarkı söyleyemem.
- ache/eɪk/
ağrımak, sızlamak
My legs ached after the long walk.
Uzun yürüyüşten sonra bacaklarım ağrıdı.
- pain/peɪn/
ağrı, acı (fiziksel)
I have a pain in my chest.
Göğsümde bir ağrı var.
- allergy/ˈælədʒi/
alerji
I have an allergy to cats, my eyes start watering.
Kedilere alerjim var, gözlerim sulanmaya başlıyor.
- injury/ˈɪndʒəri/
yaralanma, sakatlık
He suffered a knee injury during the football match.
Futbol maçı sırasında diz yaralanması geçirdi.
- influenza/ˌɪnfluˈenzə/
grip, influenza
Influenza spreads mainly through droplets from coughs and sneezes.
Grip esas olarak öksürük ve hapşırıktan çıkan damlacıklarla yayılır.
- asthma/ˈæzmə/
astım
Asthma causes the airways to narrow and become inflamed.
Astım hava yollarının daralmasına ve iltihaplanmasına yol açar.
- diabetes/ˌdaɪəˈbiːtiːz/
diyabet, şeker hastalığı
In type 1 diabetes, the pancreas produces little or no insulin.
Tip 1 diyabette pankreas çok az insülin üretir ya da hiç üretmez.
- infection/ɪnˈfekʃən/
enfeksiyon
The wound was cleaned carefully to prevent infection.
Yara, enfeksiyonu önlemek için dikkatle temizlendi.
- symptom/ˈsɪmptəm/
belirti, semptom
Common symptoms of a cold include a runny nose and sore throat.
Soğuk algınlığının yaygın belirtileri arasında burun akması ve boğaz ağrısı var.
- ill/ɪl/
hasta, rahatsız
Ali can't come to school because he is ill.
Ali hasta olduğu için okula gelemiyor.
- sick/sɪk/
hasta
I feel sick today.
Bugün kendimi hasta hissediyorum.
Doktorda
- doctor/ˈdɑːktər/
doktor (tıp)
I'm going to the doctor tomorrow.
Yarın doktora gidiyorum.
- nurse/nɜːrs/
hemşire
My sister is a nurse.
Kız kardeşim hemşire.
- patient/ˈpeɪʃənt/
hasta (doktora giden kişi)
The doctor sees about twenty patients every day.
Doktor her gün yaklaşık yirmi hastaya bakıyor.
- hospital/ˈhɑːspɪtəl/
hastane
She works at a hospital.
Bir hastanede çalışıyor.
- clinic/ˈklɪnɪk/
klinik, poliklinik, sağlık ocağı
I have an appointment at the clinic at ten.
Saat onda klinikte randevum var.
- pharmacy/ˈfɑːrməsi/
eczane
I need to go to the pharmacy to pick up my prescription.
Reçetemi almak için eczaneye gitmem gerekiyor.
- medicine/ˈmɛdəsən/
ilaç
Take this medicine twice a day.
Bu ilacı günde iki kere al.
- prescription/prɪˈskrɪpʃən/
reçete
The doctor gave me a prescription for antibiotics.
Doktor bana antibiyotik için reçete yazdı.
- tablet/ˈtæblət/
tablet (bilgisayar)
My little sister watches cartoons on her tablet.
Küçük kız kardeşim tabletinde çizgi film izliyor.
- first aid/ˌfɜːrst ˈeɪd/
ilk yardım
We learned first aid at school last week.
Geçen hafta okulda ilk yardım öğrendik.
- cure/kjʊr/
çare, tedavi (hastalığı tamamen geçiren)
There is no cure for the common cold, but rest helps.
Soğuk algınlığının kesin bir tedavisi yok ama dinlenmek iyi gelir.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.