İngilizce kişilik özellikleri
41 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
Olumlu özellikler
- friendly/ˈfrendli/
arkadaş canlısı, cana yakın, güler yüzlü
Our new neighbours are very friendly.
Yeni komşularımız çok cana yakın.
- kind/kaɪnd/
nazik, iyi kalpli, sevecen
My neighbour is very kind to old people.
Komşum yaşlılara karşı çok iyi kalpli.
- funny/ˈfʌni/
komik, güldürücü
My uncle tells really funny jokes.
Amcam gerçekten komik fıkralar anlatır.
- patient/ˈpeɪʃənt/
hasta (doktora giden kişi)
The doctor sees about twenty patients every day.
Doktor her gün yaklaşık yirmi hastaya bakıyor.
- generous/ˈdʒenərəs/
cömert, eli açık
My grandmother is very generous with her time.
Büyükannem zamanını cömertçe ayırır.
- honest/ˈɑːnɪst/
dürüst
He is an honest man; he always tells the truth.
Dürüst bir adamdır, hep doğruyu söyler.
- brave/breɪv/
cesur, yiğit, korkusuz
It was brave of her to speak up in front of such a large audience.
Bu kadar büyük bir kalabalığın önünde konuşmak onun için cesaret gerektiriyordu.
- polite/pəˈlaɪt/
kibar, nazik, görgülü
It's polite to say 'please' and 'thank you' when asking for something.
Bir şey isterken 'lütfen' ve 'teşekkür ederim' demek kibarlıktır.
- hardworking/ˌhɑːrdˈwɜːrkɪŋ/
çalışkan, azimli, gayretli
She is one of the most hardworking students in the class.
Sınıftaki en çalışkan öğrencilerden biri.
- gentle/ˈdʒentəl/
nazik, yumuşak, hassas; zarif, hafif
Be gentle with the puppy, it's still very young.
Yavru köpeğe nazik ol; daha çok küçük.
- confident/ˈkɑːnfɪdənt/
kendinden emin, özgüvenli
She walked into the interview feeling confident.
Görüşmeye özgüvenle girdi.
- careful/ˈkerfəl/
dikkatli, özenli
Be careful, the floor is wet.
Dikkat et, yer ıslak.
- calm/kɑːm/
sakin, huzurlu
Stay calm, the doctor will see you soon.
Sakin ol, doktor sizi birazdan görecek.
- ambitious/æmˈbɪʃəs/
hırslı, büyük hedeflere sahip
She is very ambitious and wants to become a doctor before she turns 30.
Çok hırslı biri ve 30 yaşına gelmeden doktor olmak istiyor.
- creative/kriˈeɪtɪv/
yaratıcı
She has a very creative mind, she's always coming up with new ideas.
Çok yaratıcı bir zihni var, sürekli yeni fikirler üretiyor.
- curious/ˈkjʊriəs/
meraklı, öğrenmek isteyen
Children are naturally curious and love asking questions.
Çocuklar doğası gereği meraklıdır ve soru sormayı sever.
- sociable/ˈsoʊʃəbəl/
sosyal, insanlarla kolay anlaşan, girişken
She is very sociable and makes friends wherever she goes.
Çok sosyal biri; gittiği her yerde arkadaş edinir.
- reliable/rɪˈlaɪəbəl/
güvenilir, tutarlı, sözünde duran
She is one of the most reliable members of our team, she always meets deadlines.
Ekibimizin en güvenilir üyelerinden biri; her zaman son tarihlere uyar.
- cheerful/ˈtʃɪrfəl/
neşeli, güler yüzlü
Mert is a cheerful boy who loves telling jokes.
Mert şaka yapmayı seven neşeli bir çocuk.
- clever/ˈklevər/
zeki, akıllı
Selim is very clever; he can solve hard puzzles quickly.
Selim çok zeki; zor bulmacaları hızla çözebiliyor.
- intelligent/ɪnˈtelɪdʒənt/
zeki, akıllı
Crows are intelligent birds; they can use sticks as tools.
Kargalar zeki kuşlardır; çubukları alet olarak kullanabilirler.
- smart/smɑːrt/
zeki, akıllı
My little brother is really smart; he can count to a hundred in English.
Küçük kardeşim gerçekten zeki; İngilizce yüze kadar sayabiliyor.
- caring/ˈkerɪŋ/
şefkatli, ilgili, sevecen
Ali is a caring brother; he always helps his little sister with homework.
Ali ilgili bir ağabey; küçük kız kardeşine ödevinde hep yardım eder.
- easy-going/ˌiːziˈɡoʊɪŋ/
rahat, sakin, geçimli
My dad is easy-going, so he doesn't get angry when I'm late.
Babam rahat biridir, bu yüzden geç kaldığımda kızmaz.
- outgoing/ˈaʊtɡoʊɪŋ/
dışa dönük, girişken, sosyal
Selin is outgoing and makes new friends very easily.
Selin girişkendir ve çok kolay yeni arkadaşlar edinir.
- laid-back/ˌleɪdˈbæk/
sakin, rahat, kafaya takmayan
My older brother is very laid-back; nothing makes him nervous.
Ağabeyim çok rahat biridir; hiçbir şey onu tedirgin etmez.
- optimistic/ˌɑːptɪˈmɪstɪk/
iyimser, olumlu düşünen
Despite the challenges, she remained optimistic about finding a solution.
Zorluklara rağmen bir çözüm bulma konusunda iyimserliğini korudu.
- modest/ˈmɑːdɪst/
mütevazı, alçakgönüllü; ölçülü, abartısız
Despite winning several awards, she remained modest about her success.
Birçok ödül kazanmasına rağmen başarısı karşısında mütevazı kalmaya devam etti.
- punctual/ˈpʌŋktʃuəl/
dakik, vaktinde gelen
Our English teacher is always punctual.
İngilizce öğretmenimiz her zaman dakiktir.
Olumsuz özellikler
- rude/ruːd/
kaba, saygısız, görgüsüz
It was rude of him to interrupt the meeting without apologizing.
Özür dilemeden toplantıyı yarıda kesmesi çok kabaydı.
- lazy/ˈleɪzi/
tembel, üşengeç, çalışmaktan kaçınan
He failed the course because he was too lazy to study.
Çalışmak için çok tembel olduğundan dersi geçemedi.
- shy/ʃaɪ/
utangaç, çekingen
He's shy around strangers but very funny with friends.
Yabancıların yanında utangaçtır ama arkadaşlarıyla çok eğlenceli biri.
- stubborn/ˈstʌbərn/
inatçı, dik kafalı, ısrarcı
He is so stubborn that he never admits when he is wrong.
O kadar inatçı ki hatalı olduğunda bunu hiç kabul etmez.
- selfish/ˈselfɪʃ/
bencil, sadece kendi çıkarını düşünen
It's selfish to take the last piece of food without asking if anyone else wants it.
Başka birinin isteyip istemediğini sormadan son parçayı almak bencilliktir.
- careless/ˈkerləs/
dikkatsiz, özensiz
I made a careless mistake and wrote 21 instead of 12.
Dikkatsizce bir hata yaptım ve 12 yerine 21 yazdım.
- forgetful/fərˈɡetfəl/
unutkan
I'm so forgetful that I write everything in a notebook.
O kadar unutkanım ki her şeyi bir deftere yazıyorum.
- arrogant/ˈærəɡənt/
kibirli, kendini beğenmiş, küstah
He came across as arrogant because he constantly interrupted people.
Sürekli sözünü kesmesi yüzünden kibirli biri izlenimi verdi.
- pessimistic/ˌpesɪˈmɪstɪk/
kötümser, olumsuz düşünen
Don't be so pessimistic, there's still a chance we can win.
Bu kadar kötümser olma, hâlâ kazanma şansımız var.
- unreliable/ˌʌnrɪˈlaɪəbəl/
güvenilmez, sözüne güvenilmeyen
The old bus is unreliable, so I leave home early.
Eski otobüse güvenilmiyor, bu yüzden evden erken çıkıyorum.
- impulsive/ɪmˈpʌlsɪv/
dürtüsel, anlık kararlar veren, düşünmeden hareket eden
She made an impulsive decision to quit her job without another one lined up.
Başka bir iş bulmadan işten ayrılmak için anlık bir karar verdi.
- reckless/ˈrekləs/
pervasız, dikkatsiz, sonuçları düşünmeden hareket eden
Driving at that speed in the rain was reckless and dangerous.
Yağmurda o hızda araba kullanmak pervasız ve tehlikeliydi.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.