Ana içeriğe geç

Eğitim ile ilgili İngilizce kelimeler

76 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • history/ˈhɪstəri/

    tarih (ders ve geçmiş olaylar)

    We have a history lesson on Wednesday.

    Çarşamba günü tarih dersimiz var.

  • math/mæθ/

    matematik

    Math is my favourite subject.

    Matematik en sevdiğim ders.

  • science/ˈsaɪəns/

    fen (ders), fen bilgisi

    We have science on Monday and Thursday.

    Pazartesi ve perşembe fen dersimiz var.

  • teach/tiːtʃ/

    öğretmek, ders vermek

    My mother teaches English at a high school.

    Annem bir lisede İngilizce öğretiyor.

  • university/ˌjuːnəˈvɜːrsəti/

    üniversite

    My sister goes to university in Ankara.

    Kız kardeşim Ankara'da üniversiteye gidiyor.

  • absent/ˈæbsənt/

    devamsız, orada bulunmayan, gelmemiş

    Three students were absent from class today.

    Bugün üç öğrenci derse gelmedi.

  • certificate/sərˈtɪfɪkɪt/

    sertifika, belge (bir başarıyı veya niteliği gösteren resmi kağıt)

    She received a certificate after completing the first aid course.

    İlk yardım kursunu tamamladıktan sonra sertifika aldı.

  • concentrate/ˈkɑːnsəntreɪt/

    odaklanmak, konsantre olmak

    I can't concentrate when there's noise around me.

    Etrafımda gürültü olunca odaklanamıyorum.

  • course/kɔːrs/

    ders, kurs (belirli bir süre devam eden öğrenim programı)

    I signed up for an online English course.

    Çevrimiçi bir İngilizce kursuna kaydoldum.

  • degree/dɪˈɡriː/

    üniversite derecesi, diploma

    She has a degree in computer science.

    Bilgisayar bilimleri alanında üniversite derecesi var.

  • essay/ˈɛseɪ/

    kompozisyon, deneme yazısı (belirli bir konuda yazılı metin)

    We have to write a 500-word essay for history class.

    Tarih dersi için 500 kelimelik bir kompozisyon yazmamız gerekiyor.

  • fail/feɪl/

    geçememek, başarısız olmak (sınavda)

    He failed his math exam and has to retake it.

    Matematik sınavında başarısız oldu ve tekrar almak zorunda.

  • grade/ɡreɪd/

    not, puan (akademik değerlendirme)

    She got a good grade on her history exam.

    Tarih sınavından iyi bir not aldı.

  • graduate/ˈɡrædʒuɪt/

    mezun olmak

    She graduated from university last June.

    Geçen Haziran'da üniversiteden mezun oldu.

  • level/ˈlɛvəl/

    seviye, düzey

    My English is at an intermediate level now.

    İngilizcem şu an orta seviyede.

  • mark/mɑːrk/

    not (sınav, ödev)

    I got a good mark in the maths test.

    Matematik sınavından iyi not aldım.

  • pass/pæs/

    geçmek (sınav veya ders)

    She studied hard and passed the exam.

    Çok çalıştı ve sınavı geçti.

  • professor/prəˈfɛsər/

    profesör, üniversite hocası

    Our professor gives us a lot of reading every week.

    Profesörümüz bize her hafta çok okuma veriyor.

  • revision/rɪˈvɪʒən/

    tekrar çalışma, sınav öncesi gözden geçirme

    I spent the whole weekend doing revision for my exams.

    Bütün hafta sonu sınav tekrarı yaptım.

  • scholarship/ˈskɑːlərʃɪp/

    burs (eğitim için maddi destek)

    She won a full scholarship to study at Oxford.

    Oxford'da okumak için tam burs kazandı.

  • score/skɔːr/

    skor, sayı; puan, not

    What was the final score of the match?

    Maçın son skoru neydi?

  • semester/sɪˈmɛstər/

    dönem, yarıyıl

    The fall semester starts in September.

    Güz dönemi Eylül'de başlıyor.

  • subject/ˈsʌbdʒɪkt/

    ders konusu, okul dersi, çalışma alanı

    What's your favorite subject at school?

    Okuldaki en sevdiğin ders ne?

  • term/tɜːrm/

    dönem (okul)

    The new term starts in September.

    Yeni dönem eylülde başlıyor.

  • topic/ˈtɑːpɪk/

    konu (konuşma, yazı, ders içi)

    The topic of today's lesson is the weather.

    Bugünkü dersin konusu hava durumu.

  • tutor/ˈtuːtər/

    özel öğretmen, ders veren kişi

    She hired a math tutor to help her son pass the exam.

    Oğlunun sınavı geçmesine yardım etmesi için bir matematik özel öğretmeni tuttu.

  • academic/ˌækəˈdɛmɪk/

    akademik, eğitimle ilgili

    The academic year starts in September.

    Akademik yıl eylülde başlıyor.

  • assignment/əˈsaɪnmənt/

    ödev, proje ödevi

    I have to finish my history assignment tonight.

    Tarih ödevimi bu gece bitirmem gerekiyor.

  • attend/əˈtɛnd/

    katılmak, gitmek (toplantı, ders, okul)

    More than two hundred people attended the concert.

    Konsere iki yüzden fazla kişi katıldı.

  • basic/ˈbeɪsɪk/

    temel, ana

    Everyone should learn basic first aid.

    Herkes temel ilk yardımı öğrenmeli.

  • boarding school/ˈbɔːrdɪŋ skuːl/

    yatılı okul

    My cousin goes to a boarding school and comes home every two weeks.

    Kuzenim yatılı okula gidiyor ve iki haftada bir eve geliyor.

  • campus/ˈkæmpəs/

    kampüs, üniversite yerleşkesi

    First-year students usually live on campus.

    Birinci sınıf öğrencileri genellikle kampüste yaşar.

  • chapter/ˈtʃæptər/

    bölüm (kitapta)

    Please read chapter three for homework.

    Ödev olarak lütfen üçüncü bölümü okuyun.

  • conference/ˈkɑːnfərəns/

    konferans, kongre

    She gave a talk at a teaching conference in Izmir.

    İzmir'deki bir öğretmenlik konferansında konuşma yaptı.

  • counselor/ˈkaʊnsələr/

    rehber öğretmen, psikolojik danışman

    If you feel stressed before exams, talk to the school counselor.

    Sınavlardan önce stresli hissedersen okulun rehber öğretmeniyle konuş.

  • fluent/ˈfluːənt/

    akıcı (dil)

    My aunt is fluent in German and French.

    Teyzem Almancayı ve Fransızcayı akıcı konuşuyor.

  • graduation/ˌɡrædʒuˈeɪʃən/

    mezuniyet, okulu bitirme

    After graduation, she found a job in Izmir.

    Mezuniyetten sonra İzmir'de bir iş buldu.

  • knowledge/ˈnɑːlɪdʒ/

    bilgi, birikim

    He has a good knowledge of history.

    Tarih bilgisi iyi.

  • lecture/ˈlɛktʃər/

    ders (anlatım), konferans

    I missed the first lecture because my bus was late.

    Otobüsüm geç kaldığı için ilk dersi kaçırdım.

  • master/ˈmæstər/

    yüksek lisans (master's degree)

    She is doing a master's in economics in Istanbul.

    İstanbul'da ekonomi alanında yüksek lisans yapıyor.

  • nursery/ˈnɜːrsəri/

    kreş, anaokulu (daha çok İngiliz kullanımı)

    My little sister goes to a nursery while my parents are at work.

    Ailem işteyken küçük kız kardeşim kreşe gidiyor.

  • panel/ˈpænəl/

    kurul, jüri, panel (uzman grubu)

    A panel of three teachers judged the competition.

    Üç öğretmenden oluşan bir jüri yarışmayı değerlendirdi.

  • primary/ˈpraɪmeri/

    temel, başlıca, birincil

    Safety is our primary concern.

    Güvenlik bizim başlıca kaygımız.

  • qualification/ˌkwɑːlɪfɪˈkeɪʃən/

    nitelik, yeterlilik; diploma, sertifika

    You need a teaching qualification to work at this school.

    Bu okulda çalışmak için öğretmenlik yeterlilik belgesine ihtiyacın var.

  • repetition/ˌrepəˈtɪʃən/

    tekrar, tekrarlama

    Repetition helps me remember new words.

    Tekrar, yeni kelimeleri hatırlamama yardım ediyor.

  • research/ˈriːsɜːrtʃ/

    araştırma

    Research shows that reading every day improves vocabulary.

    Araştırmalar her gün okumanın kelime bilgisini geliştirdiğini gösteriyor.

  • review/rɪˈvjuː/

    gözden geçirmek, (dersi) tekrar etmek

    I review my notes every evening before bed.

    Her akşam yatmadan önce notlarımı gözden geçiriyorum.

  • revise/rɪˈvaɪz/

    (sınava) çalışmak, ders tekrarı yapmak

    I'm revising for my history exam this weekend.

    Bu hafta sonu tarih sınavıma çalışıyorum.

  • role-play/ˈroʊl pleɪ/

    canlandırma, rol yapma (derste bir durumu oynama)

    In today's lesson, we did a role-play about ordering food in a restaurant.

    Bugünkü derste restoranda yemek siparişi vermeyle ilgili bir canlandırma yaptık.

  • seminar/ˈsɛmənɑːr/

    seminer, küçük grup dersi

    We have a history seminar every Tuesday morning.

    Her salı sabahı bir tarih seminerimiz var.

  • session/ˈsɛʃən/

    oturum, seans; belli bir etkinlik için ayrılan süre

    We have a training session every Monday morning.

    Her pazartesi sabahı bir eğitim oturumumuz var.

  • admission/ədˈmɪʃən/

    kabul (okula, kuruma), giriş hakkı

    She applied for admission to three different universities.

    Üç farklı üniversiteye kabul için başvurdu.

  • applicant/ˈæplɪkənt/

    başvuran, başvuru sahibi, aday

    There were over fifty applicants for the job.

    İş için elliden fazla başvuran vardı.

  • apprentice/əˈprentɪs/

    çırak

    He started as an apprentice in a carpenter's workshop.

    Bir marangoz atölyesinde çırak olarak başladı.

  • assessment/əˈsesmənt/

    değerlendirme, ölçme

    The final assessment is a written project.

    Dönem sonu değerlendirmesi yazılı bir proje.

  • attendance/əˈtɛndəns/

    devam, derse katılım

    Attendance is important if you want to pass this course.

    Bu dersi geçmek istiyorsan devam önemli.

  • brainstorming/ˈbreɪnstɔːrmɪŋ/

    beyin fırtınası

    We started the project with ten minutes of brainstorming.

    Projeye on dakikalık bir beyin fırtınasıyla başladık.

  • evaluation/ɪˌvæljuˈeɪʃən/

    değerlendirme

    Teachers will do an evaluation of the new course.

    Öğretmenler yeni dersin bir değerlendirmesini yapacak.

  • examiner/ɪɡˈzæmɪnər/

    sınav görevlisi, sınavı değerlendiren kişi

    The examiner asked me to describe a photo.

    Sınav görevlisi benden bir fotoğrafı anlatmamı istedi.

  • extracurricular/ˌekstrəkəˈrɪkjələr/

    ders dışı (okulda derslerin dışında yapılan)

    Our school offers many extracurricular activities, such as chess, drama and robotics.

    Okulumuz satranç, drama ve robotik gibi birçok ders dışı etkinlik sunuyor.

  • formula/ˈfɔːrmjələ/

    formül (matematik, kimya)

    What is the formula for the area of a circle?

    Dairenin alanının formülü nedir?

  • grant/ɡrænt/

    hibe, (geri ödenmeyen) destek parası; burs

    She got a grant to study music in Vienna.

    Viyana'da müzik okumak için bir hibe aldı.

  • guidance/ˈɡaɪdəns/

    rehberlik, yol gösterme, yönlendirme

    Students can get career guidance from the school counsellor.

    Öğrenciler okul danışmanından kariyer rehberliği alabilir.

  • historian/hɪˈstɔːriən/

    tarihçi

    Historians believe the bridge was built in the 16th century.

    Tarihçiler köprünün 16. yüzyılda inşa edildiğine inanıyor.

  • lecturer/ˈlɛktʃərər/

    öğretim görevlisi, üniversite hocası

    Our lecturer always answers emails within a day.

    Öğretim görevlimiz e-postalara her zaman bir gün içinde yanıt verir.

  • mentor/ˈmɛntɔːr/

    akıl hocası, rehber, danışman

    My first manager became my mentor and taught me a lot.

    İlk müdürüm akıl hocam oldu ve bana çok şey öğretti.

  • mock/mɑːk/

    deneme (sınav); taklit, sahte

    We have a mock exam every month before the real one.

    Asıl sınavdan önce her ay bir deneme sınavımız var.

  • qualify/ˈkwɑːləfaɪ/

    hak kazanmak, yeterli olmak

    Our team qualified for the final.

    Takımımız finale kalmayı başardı.

  • scholar/ˈskɑːlər/

    bilim insanı, akademisyen, âlim

    She is a respected scholar of Ottoman history.

    Saygın bir Osmanlı tarihi uzmanı.

  • submission/səbˈmɪʃən/

    teslim (etme), sunma

    The deadline for submission is Friday at noon.

    Son teslim tarihi cuma öğlen.

  • submit/səbˈmɪt/

    teslim etmek, sunmak (resmî olarak)

    Please submit your essay by Friday.

    Lütfen ödevini cumaya kadar teslim et.

  • transcript/ˈtrænskrɪpt/

    yazılı döküm, metin dökümü

    You can read the transcript of the podcast on the website.

    Podcast'in yazılı dökümünü web sitesinde okuyabilirsin.

  • cohort/ˈkoʊhɔːrt/

    dönem, grup (aynı zamanda başlayan öğrenci ya da kişiler)

    This year's cohort has sixty students from twelve countries.

    Bu yılki dönemde on iki ülkeden altmış öğrenci var.

  • dissertation/ˌdɪsərˈteɪʃən/

    tez, bitirme tezi

    He is writing his dissertation on water use in farming.

    Tarımda su kullanımı üzerine tezini yazıyor.

  • fieldwork/ˈfiːldwɜːrk/

    saha çalışması, alan araştırması

    The geography students did fieldwork along the river.

    Coğrafya öğrencileri nehir boyunca saha çalışması yaptı.

  • versed in/ˈvɜːrst ɪn/

    -de bilgili, deneyimli, usta

    Our new teacher is well versed in modern teaching methods.

    Yeni öğretmenimiz modern öğretim yöntemlerinde çok bilgili.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler