Hava ve Mevsim ile ilgili İngilizce kelimeler
59 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- autumn/ˈɔːtəm/
sonbahar, güz
The leaves turn yellow in autumn.
Sonbaharda yapraklar sararır.
- cloud/klaʊd/
bulut
There are no clouds in the sky.
Gökyüzünde hiç bulut yok.
- cloudy/ˈklaʊdi/
bulutlu (hava)
It is cloudy today.
Bugün hava bulutlu.
- cold/koʊld/
soğuk (düşük sıcaklık)
It is cold outside.
Dışarısı soğuk.
- cool/kuːl/
serin (orta soğuk)
It's cool today. Take a jacket.
Bugün hava serin. Bir ceket al.
- fall/fɔːl/
sonbahar (mevsim, ABD)
Leaves fall from the trees in the fall.
Sonbaharda yapraklar ağaçlardan düşer.
- hot/hɑːt/
sıcak (yüksek sıcaklık)
It is very hot today.
Bugün hava çok sıcak.
- ice/aɪs/
buz
Can I have some ice in my water?
Suyuma biraz buz alabilir miyim?
- rain/reɪn/
yağmur
I love the sound of rain.
Yağmurun sesini seviyorum.
- rainy/ˈreɪni/
yağmurlu (hava)
It is rainy today.
Bugün hava yağmurlu.
- sky/skaɪ/
gökyüzü
The sky is blue today.
Bugün gökyüzü mavi.
- snow/snoʊ/
kar
The snow is white.
Kar beyaz.
- snowy/ˈsnoʊi/
karlı
It was a cold, snowy day, so we stayed at home.
Soğuk, karlı bir gündü, bu yüzden evde kaldık.
- spring/sprɪŋ/
ilkbahar (mevsim)
Flowers bloom in spring.
İlkbaharda çiçekler açar.
- summer/ˈsʌmər/
yaz (mevsim)
I love summer.
Yazı seviyorum.
- sun/sʌn/
güneş (gök cismi)
The sun rises in the east.
Güneş doğudan doğar.
- sunny/ˈsʌni/
güneşli (hava)
It is sunny today.
Bugün hava güneşli.
- umbrella/ʌmˈbrɛlə/
şemsiye
Take your umbrella, it's going to rain.
Şemsiyeni al, yağmur yağacak.
- warm/wɔːrm/
ılık, ılıman (orta sıcaklık)
The water is warm. You can swim.
Su ılık. Yüzebilirsin.
- weather/ˈwɛðər/
hava (durum)
What's the weather like today?
Bugün hava nasıl?
- wind/wɪnd/
rüzgar
The wind is strong today.
Bugün rüzgar güçlü.
- windy/ˈwɪndi/
rüzgârlı
It is very windy today.
Bugün hava çok rüzgârlı.
- winter/ˈwɪntər/
kış (mevsim)
It snows in winter here.
Burada kışın kar yağar.
- air/ɛr/
hava (soluduğumuz)
The air in the mountains is clean and cold.
Dağlardaki hava temiz ve soğuk.
- bright/braɪt/
parlak; aydınlık
The sun is very bright today.
Bugün güneş çok parlak.
- dry/draɪ/
kuru; kurak, yağışsız
Are my clothes dry yet?
Kıyafetlerim kurudu mu?
- fog/fɑːɡ/
sis
There was thick fog on the road this morning.
Bu sabah yolda yoğun sis vardı.
- foggy/ˈfɑːɡi/
sisli
It was a cold, foggy morning in November.
Kasımda soğuk, sisli bir sabahtı.
- freezing/ˈfriːzɪŋ/
dondurucu, buz gibi, çok soğuk
Close the window, please. It's freezing in here!
Pencereyi kapat lütfen. Burası buz gibi!
- lightning/ˈlaɪtnɪŋ/
şimşek, yıldırım
We saw lightning over the sea last night.
Dün gece denizin üzerinde şimşek gördük.
- melt/mɛlt/
erimek; eritmek
The snow melts in spring.
Kar ilkbaharda erir.
- rainbow/ˈreɪnboʊ/
gökkuşağı
Look, there's a rainbow over the hills!
Bak, tepelerin üzerinde bir gökkuşağı var!
- raincoat/ˈreɪnkoʊt/
yağmurluk
Take your raincoat. It's going to rain.
Yağmurluğunu al. Yağmur yağacak.
- season/ˈsiːzən/
mevsim
Summer is the hottest season of the year.
Yaz, yılın en sıcak mevsimidir.
- storm/stɔːrm/
fırtına
A big storm hit the coast last night.
Dün gece kıyıyı büyük bir fırtına vurdu.
- stormy/ˈstɔːrmi/
fırtınalı
The weather will be stormy this weekend.
Bu hafta sonu hava fırtınalı olacak.
- temperature/ˈtɛmprɪtʃər/
ateş, vücut ısısı
The nurse took my temperature, it was 38.5.
Hemşire ateşimi ölçtü, 38,5'ti.
- thunder/ˈθʌndər/
gök gürültüsü
The thunder woke me up in the middle of the night.
Gök gürültüsü beni gecenin ortasında uyandırdı.
- wet/wɛt/
ıslak; yağmurlu
My shoes are wet from the rain.
Ayakkabılarım yağmurdan ıslak.
- avalanche/ˈævəlæntʃ/
çığ
The road to the village was closed after an avalanche.
Köyün yolu bir çığdan sonra kapandı.
- blizzard/ˈblɪzərd/
tipi, kar fırtınası
The school closed for a day because of the blizzard.
Okul tipi yüzünden bir gün kapalı kaldı.
- climate/ˈklaɪmət/
iklim
Antalya has a warm climate, so many tourists visit it in winter too.
Antalya'nın iklimi sıcak olduğu için birçok turist kışın da oraya gelir.
- flood/flʌd/
sel, su baskını
Heavy rain caused floods in several towns.
Şiddetli yağmur birkaç kasabada sele neden oldu.
- forecast/ˈfɔːrkæst/
tahmin, (hava) tahmini
The forecast says it will rain tomorrow afternoon.
Hava tahminine göre yarın öğleden sonra yağmur yağacak.
- freeze/friːz/
donmak; dondurmak
The lake froze last winter.
Göl geçen kış dondu.
- frost/frɔːst/
don, kırağı
There was frost on the car this morning.
Bu sabah arabanın üstünde kırağı vardı.
- heat/hiːt/
sıcak, sıcaklık, ısı
I can't sleep in this heat.
Bu sıcakta uyuyamıyorum.
- heavily/ˈhevəli/
şiddetle, yoğun biçimde (yağmur, kar)
It rained heavily all night.
Bütün gece şiddetli yağmur yağdı.
- hurricane/ˈhɜːrəkeɪn/
kasırga
The hurricane destroyed many houses near the coast.
Kasırga kıyıya yakın birçok evi yıktı.
- shade/ʃeɪd/
gölge, gölgelik (güneş girmeyen serin yer)
Let's sit in the shade; it's too hot in the sun.
Gölgede oturalım; güneşte çok sıcak.
- tornado/tɔːrˈneɪdoʊ/
hortum (hava olayı)
A tornado damaged the roof of our school last spring.
Geçen bahar bir hortum okulumuzun çatısına zarar verdi.
- damp/dæmp/
nemli, rutubetli, hafif ıslak
The basement is cold and damp in winter.
Bodrum kışın soğuk ve rutubetli oluyor.
- gloomy/ˈɡluːmi/
karamsar, morali bozuk
Deniz was gloomy all day because his best friend moved to another city.
Deniz en yakın arkadaşı başka bir şehre taşındığı için bütün gün morali bozuktu.
- rainfall/ˈreɪnfɔːl/
yağış (miktarı)
Rainfall in the region was very low this year.
Bölgedeki yağış bu yıl çok düşüktü.
- seasonal/ˈsiːzənəl/
mevsimlik, mevsimsel; mevsime göre değişen
Many hotels on the coast hire seasonal workers for the summer.
Kıyıdaki birçok otel yaz için mevsimlik işçi alıyor.
- snap/snæp/
çat diye kırılmak, kopmak; kırmak
The branch snapped under the weight of the snow.
Dal karın ağırlığıyla çat diye kırıldı.
- soak/soʊk/
sırılsıklam etmek, iyice ıslatmak
The rain soaked us on the way home.
Yağmur bizi eve dönerken sırılsıklam etti.
- warmth/wɔːrmθ/
sıcaklık, samimiyet (davranışta)
We were touched by the warmth of their welcome.
Bizi bu kadar sıcak karşılamaları çok duygulandırdı.
- gust/ɡʌst/
ani ve sert rüzgâr, rüzgârın sert esişi
A gust of wind blew my umbrella inside out.
Ani bir rüzgâr şemsiyemi ters çevirdi.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.