Yaban Hayatı ile ilgili İngilizce kelimeler
43 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- bear/bɛr/
ayı
We saw a bear in the forest.
Ormanda bir ayı gördük.
- elephant/ˈɛlɪfənt/
fil
The elephant used its trunk to drink water.
Fil, su içmek için hortumunu kullandı.
- giraffe/dʒəˈræf/
zürafa
The giraffe is eating leaves from the top of the tree.
Zürafa ağacın tepesindeki yaprakları yiyor.
- lion/ˈlaɪən/
aslan
The lion roared loudly.
Aslan yüksek sesle kükredi.
- monkey/ˈmʌŋki/
maymun
The monkey is jumping from tree to tree.
Maymun ağaçtan ağaca atlıyor.
- snake/sneɪk/
yılan
A snake bit him in the leg.
Bir yılan bacağından ısırdı.
- tiger/ˈtaɪɡər/
kaplan
The tiger has orange fur and black stripes.
Kaplanın turuncu kürkü ve siyah çizgileri var.
- zebra/ˈziːbrə/
zebra
A zebra has black and white stripes.
Zebranın siyah ve beyaz çizgileri var.
- camel/ˈkæməl/
deve
We rode a camel on our trip to the desert.
Çöl gezimizde deveye bindik.
- crocodile/ˈkrɑːkədaɪl/
timsah
Only the crocodile's eyes are above the water.
Timsahın yalnızca gözleri suyun üstünde.
- deer/dɪr/
geyik
We saw two deer in the forest this morning.
Bu sabah ormanda iki geyik gördük.
- dolphin/ˈdɑːlfɪn/
yunus
We saw dolphins from the boat.
Tekneden yunusları gördük.
- eagle/ˈiːɡəl/
kartal
An eagle was flying high above the mountains.
Bir kartal dağların üstünde yüksekten uçuyordu.
- forest/ˈfɔːrɪst/
orman
We went for a long walk in the forest.
Ormanda uzun bir yürüyüşe çıktık.
- fox/fɑːks/
tilki
A fox ran across the road in front of our car.
Arabamızın önünden bir tilki koşarak yolu geçti.
- hippo/ˈhɪpoʊ/
su aygırı
The hippo opened its huge mouth.
Su aygırı kocaman ağzını açtı.
- insect/ˈɪnsɛkt/
böcek
Bees and ants are insects.
Arılar ve karıncalar böcektir.
- jungle/ˈdʒʌŋɡəl/
tropikal orman, balta girmemiş orman
We heard strange animal sounds in the jungle at night.
Gece tropikal ormanda garip hayvan sesleri duyduk.
- kangaroo/ˌkæŋɡəˈruː/
kanguru
Kangaroos live in Australia.
Kangurular Avustralya'da yaşar.
- owl/aʊl/
baykuş
We heard an owl in the forest at night.
Gece ormanda bir baykuş duyduk.
- panda/ˈpændə/
panda
The panda is eating bamboo.
Panda bambu yiyor.
- penguin/ˈpeŋɡwɪn/
penguen
Penguins can't fly, but they swim very well.
Penguenler uçamaz ama çok iyi yüzer.
- polar bear/ˈpoʊlər ber/
kutup ayısı
Polar bears have thick white fur.
Kutup ayılarının kalın beyaz kürkü var.
- shark/ʃɑːrk/
köpek balığı
We saw a small shark at the aquarium.
Akvaryumda küçük bir köpek balığı gördük.
- turtle/ˈtɜːrtl/
kaplumbağa (İngiliz İngilizcesinde yalnız su ve deniz kaplumbağası)
Sea turtles lay their eggs on beaches in the south of Türkiye.
Deniz kaplumbağaları Türkiye'nin güneyindeki kumsallara yumurta bırakır.
- whale/weɪl/
balina
The blue whale is the largest animal on Earth.
Mavi balina dünyadaki en büyük hayvandır.
- wild/waɪld/
vahşi, yabani; doğal ortamda yaşayan
Lions and elephants are wild animals.
Aslanlar ve filler vahşi hayvanlardır.
- wolf/wʊlf/
kurt
Wolves live in groups called packs.
Kurtlar sürü denen gruplar hâlinde yaşar.
- attack/əˈtæk/
saldırmak
Wolves sometimes attack sheep in the mountains during winter.
Kurtlar kışın dağlarda bazen koyunlara saldırır.
- cheetah/ˈtʃiːtə/
çita
The cheetah is the fastest animal on land.
Çita karadaki en hızlı hayvandır.
- endangered/ɪnˈdeɪndʒərd/
nesli tehlikede, soyu tükenme tehlikesinde
Sea turtles are endangered, so we must protect their beaches.
Deniz kaplumbağalarının nesli tehlikede, bu yüzden plajlarını korumalıyız.
- extinct/ɪkˈstɪŋkt/
soyu tükenmiş, nesli tükenmiş
The dodo became extinct hundreds of years ago.
Dodo kuşunun soyu yüzlerce yıl önce tükendi.
- grassland/ˈɡræslænd/
otlak, çayır, bozkır
Zebras and lions live on the African grasslands.
Zebralar ve aslanlar Afrika'nın otlaklarında yaşar.
- hunt/hʌnt/
avlamak, avlanmak
Owls hunt at night and sleep during the day.
Baykuşlar gece avlanır, gündüz uyur.
- octopus/ˈɑːktəpəs/
ahtapot
An octopus has eight arms.
Ahtapotun sekiz kolu vardır.
- poisonous/ˈpɔɪzənəs/
zehirli
Some wild mushrooms are poisonous, so never eat them.
Bazı yabani mantarlar zehirlidir, bu yüzden onları asla yeme.
- reserve/rɪˈzɜːrv/
ayırtmak, rezervasyon yaptırmak
I reserved a table for four at eight o'clock.
Saat sekize dört kişilik bir masa ayırttım.
- savanna/səˈvænə/
savana, savan
Elephants and giraffes walk across the savanna.
Filler ve zürafalar savanada dolaşır.
- seal/siːl/
fok
We watched the seals lying on the rocks in the sun.
Güneşte kayaların üstünde yatan fokları izledik.
- wildlife/ˈwaɪldlaɪf/
yaban hayatı, doğadaki hayvanlar (ve bitkiler)
The national park is home to a lot of wildlife.
Milli park pek çok yaban hayvanına ev sahipliği yapıyor.
- trap/træp/
tuzak, kapan
We put a mouse trap in the kitchen.
Mutfağa bir fare kapanı koyduk.
- tusk/tʌsk/
fildişi, (hayvanın ağzından dışarı uzanan) uzun diş
An elephant uses its tusks to dig for water and to move branches.
Fil, su bulmak için kazarken ve dalları iterken uzun dişlerini kullanır.
- venom/ˈvenəm/
zehir (yılan, akrep, arının ısırarak/sokarak verdiği)
The snake's venom can kill a small animal in minutes.
Yılanın zehri küçük bir hayvanı dakikalar içinde öldürebilir.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.