Yazma ile ilgili İngilizce kelimeler
67 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- letter/ˈletər/
mektup
My grandmother wrote me a long letter.
Babaannem bana uzun bir mektup yazdı.
- list/lɪst/
liste
I always make a shopping list before I go out.
Dışarı çıkmadan önce her zaman bir alışveriş listesi yaparım.
- page/peɪdʒ/
sayfa
Open your books to page 25.
Kitaplarınızın 25. sayfasını açın.
- sentence/ˈsɛntəns/
cümle
Write five sentences about your weekend.
Hafta sonun hakkında beş cümle yaz.
- story/ˈstɔːri/
hikâye, öykü
My grandmother tells us a story every night.
Büyükannem bize her gece bir hikâye anlatıyor.
- text/tekst/
kısa mesaj, SMS
I got a text from my sister.
Ablamdan bir mesaj geldi.
- writer/ˈraɪtər/
yazar
My uncle is a writer, and he works from home.
Amcam yazar ve evden çalışıyor.
- article/ˈɑːrtɪkəl/
makale, yazı, haber yazısı
I read an interesting article about sleep.
Uyku hakkında ilginç bir makale okudum.
- copy/ˈkɑːpi/
kopyalamak, aynısını yazmak; kopya çekmek
Copy the sentences into your notebook.
Cümleleri defterine geçir.
- dialogue/ˈdaɪəlɔːɡ/
diyalog, karşılıklı konuşma (yazılı)
Read the dialogue and answer the questions.
Diyaloğu okuyun ve soruları cevaplayın.
- diary/ˈdaɪəri/
günlük, anı defteri
I write in my diary every night before bed.
Her gece yatmadan önce günlüğüme yazarım.
- essay/ˈɛseɪ/
kompozisyon, deneme yazısı (belirli bir konuda yazılı metin)
We have to write a 500-word essay for history class.
Tarih dersi için 500 kelimelik bir kompozisyon yazmamız gerekiyor.
- note/noʊt/
not (kısa yazı)
I left a note for my mum on the fridge.
Buzdolabının üstüne annem için bir not bıraktım.
- paragraph/ˈpærəɡræf/
paragraf
Read the first paragraph and answer the question.
İlk paragrafı oku ve soruyu cevapla.
- passage/ˈpæsɪdʒ/
parça, metin parçası (kitap, yazı ya da konuşmadan)
Read the passage and answer the questions.
Parçayı oku ve soruları cevapla.
- poem/ˈpoʊəm/
şiir
Ece wrote a short poem about her grandmother.
Ece, büyükannesi hakkında kısa bir şiir yazdı.
- poet/ˈpoʊət/
şair
My aunt is a poet, and she writes about nature.
Teyzem bir şair ve doğa hakkında yazıyor.
- print/prɪnt/
yazdırmak, çıktı almak
Can you print this page for me?
Bu sayfayı benim için yazdırabilir misin?
- title/ˈtaɪtəl/
başlık, ad (kitap, film, şarkı)
What is the title of the book?
Kitabın adı ne?
- author/ˈɔːθər/
yazar (bir kitabın ya da metnin)
Who is the author of this book?
Bu kitabın yazarı kim?
- biography/baɪˈɑːɡrəfi/
biyografi, yaşam öyküsü
This biography tells the story of a young doctor in a mountain village.
Bu biyografi, bir dağ köyündeki genç bir doktorun hikâyesini anlatıyor.
- chapter/ˈtʃæptər/
bölüm (kitapta)
Please read chapter three for homework.
Ödev olarak lütfen üçüncü bölümü okuyun.
- character/ˈkærəktər/
karakter, (hikâyede, filmde) kişi
The main character of the story is a shy boy from İzmir.
Hikâyenin ana karakteri İzmirli utangaç bir çocuk.
- column/ˈkɑːləm/
sütun (yapı), kolon
The old temple still has six stone columns.
Eski tapınağın hâlâ altı taş sütunu var.
- edit/ˈɛdɪt/
düzenlemek, düzeltmek, kurgulamak
I need to edit my essay before I send it.
Göndermeden önce kompozisyonumu düzenlemem gerekiyor.
- editor/ˈɛdɪtər/
editör, yayın yönetmeni
The editor asked me to make the article shorter.
Editör makaleyi kısaltmamı istedi.
- entry/ˈɛntri/
kayıt, madde (günlük, sözlük, liste)
I write a short diary entry every evening.
Her akşam günlüğüme kısa bir kayıt yazıyorum.
- formal/ˈfɔːrməl/
resmî (dil, üslup, ortam)
Use formal language when you write to a company.
Bir şirkete yazarken resmî dil kullan.
- handwriting/ˈhændraɪtɪŋ/
el yazısı
I can't read his handwriting at all.
Onun el yazısını hiç okuyamıyorum.
- journal/ˈdʒɜːrnəl/
günlük, not defteri
She keeps a journal of her travels.
Seyahatleriyle ilgili bir günlük tutuyor.
- log/lɔːɡ/
kayıt defteri, kayıt
Keep a log of the hours you study each day.
Her gün çalıştığın saatlerin kaydını tut.
- meanwhile/ˈmiːnwaɪl/
bu arada, o sırada
Mom was cooking dinner. Meanwhile, Dad was washing the car.
Annem akşam yemeğini pişiriyordu. Bu arada babam arabayı yıkıyordu.
- myth/mɪθ/
efsane, mit
My grandfather told us a myth about a giant bird.
Dedem bize dev bir kuşla ilgili bir efsane anlattı.
- novel/ˈnɑːvəl/
roman
I finished a long novel on the train.
Trende uzun bir romanı bitirdim.
- poetry/ˈpoʊətri/
şiir (genel olarak), şiirler
She has been writing poetry since she was twelve.
On iki yaşından beri şiir yazıyor.
- profile/ˈproʊfaɪl/
profil yazısı, tanıtım yazısı
Our school newspaper wrote a profile of the new art teacher.
Okul gazetemiz yeni resim öğretmeni hakkında bir profil yazısı yazdı.
- publish/ˈpʌblɪʃ/
yayımlamak, basmak
Her first book was published in 2019.
İlk kitabı 2019'da yayımlandı.
- publisher/ˈpʌblɪʃər/
yayıncı, yayınevi
She sent her first novel to three publishers.
İlk romanını üç yayınevine gönderdi.
- rewrite/ˌriːˈraɪt/
yeniden yazmak, baştan yazmak
My teacher asked me to rewrite the last paragraph.
Öğretmenim son paragrafı yeniden yazmamı istedi.
- script/skrɪpt/
senaryo, oyun metni
The actors read the script together on the first day.
Oyuncular ilk gün metni birlikte okudu.
- setting/ˈsetɪŋ/
(hikâyede) mekân ve zaman, olayların geçtiği yer ve zaman
The setting of the novel is a small fishing village in the 1950s.
Romanın geçtiği yer ve zaman, 1950'lerde küçük bir balıkçı köyü.
- summarize/ˈsʌməraɪz/
özetlemek
Can you summarize the story in three sentences?
Hikâyeyi üç cümleyle özetleyebilir misin?
- summary/ˈsʌməri/
özet
Write a short summary of the story in five sentences.
Hikâyenin beş cümlelik kısa bir özetini yaz.
- timeline/ˈtaɪmlaɪn/
zaman çizelgesi, zaman şeridi
Our history book has a timeline of important inventions.
Tarih kitabımızda önemli icatları gösteren bir zaman çizelgesi var.
- climax/ˈklaɪmæks/
doruk noktası, (hikâyede, filmde) en heyecanlı an
The climax of the story comes when the boy finds his lost dog.
Hikâyenin doruk noktası, çocuğun kayıp köpeğini bulduğu an.
- draft/dræft/
taslak, müsvedde
I sent my teacher the first draft of my essay.
Öğretmenime kompozisyonumun ilk taslağını gönderdim.
- edition/ɪˈdɪʃən/
baskı (kitap, dergi), sürüm
The second edition of the dictionary has more words.
Sözlüğün ikinci baskısında daha fazla kelime var.
- footnote/ˈfʊtnoʊt/
dipnot
The source of the quote is given in a footnote.
Alıntının kaynağı bir dipnotta veriliyor.
- furthermore/ˈfɜːrðərmɔːr/
ayrıca, üstelik, bunun yanı sıra
The flat is too small. Furthermore, it is far from the station.
Daire çok küçük. Üstelik istasyona uzak.
- literary/ˈlɪtəreri/
edebi, edebiyatla ilgili
She works for a small literary magazine in İzmir.
İzmir'de küçük bir edebiyat dergisinde çalışıyor.
- margin/ˈmɑːrdʒɪn/
kenar boşluğu, sayfa kenarı
The teacher wrote comments in the margin.
Öğretmen kenar boşluğuna notlar yazdı.
- narrative/ˈnærətɪv/
anlatı, hikâye
The novel is a narrative about three generations of one family.
Roman, bir ailenin üç kuşağını konu alan bir anlatı.
- omit/oʊˈmɪt/
çıkarmak, atlamak, dahil etmemek
Some important details were omitted from the report.
Bazı önemli ayrıntılar rapordan çıkarılmıştı.
- opener/ˈoʊpənər/
açacak
Do you have a bottle opener?
Şişe açacağın var mı?
- quote/kwoʊt/
alıntı, söz
She started her essay with a quote from a famous novel.
Kompozisyonuna ünlü bir romandan bir alıntıyla başladı.
- reflection/rɪˈflɛkʃən/
yansıma, aksi (aynada, suda)
She checked her reflection in the shop window.
Vitrin camında kendi yansımasına baktı.
- submission/səbˈmɪʃən/
teslim (etme), sunma
The deadline for submission is Friday at noon.
Son teslim tarihi cuma öğlen.
- annotate/ˈænəteɪt/
not düşmek, açıklama eklemek
I annotate my books with a pencil while I read.
Okurken kitaplarıma kurşun kalemle not düşerim.
- appendix/əˈpɛndɪks/
ek (kitap, rapor sonunda)
The full survey results are in the appendix.
Anketin tam sonuçları ekte yer alıyor.
- manuscript/ˈmænjəskrɪpt/
yayımlanmamış metin, kitabın yazar metni
She sent her manuscript to five publishers.
Kitabının metnini beş yayınevine gönderdi.
- redraft/ˌriːˈdræft/
yeniden yazmak, yeniden düzenlemek (metin)
I had to redraft my essay three times before it was ready.
Makalem hazır olana kadar onu üç kez yeniden yazmak zorunda kaldım.
- authorship/ˈɔːθərʃɪp/
yazarlık, (bir eserin) kime ait olduğu
The authorship of the old poem is still unknown.
Eski şiirin kime ait olduğu hâlâ bilinmiyor.
- copyist/ˈkɑːpiɪst/
müstensih, el yazısıyla kopya çıkaran kişi
Before printing, copyists made every book by hand.
Matbaadan önce her kitabı müstensihler elle yazıyordu.
- drafter/ˈdræftər/
metni hazırlayan kişi, taslak yazarı (yasa, sözleşme)
The drafters of the agreement wanted the rules to be clear.
Anlaşmayı hazırlayanlar kuralların açık olmasını istedi.
- marginalia/ˌmɑːrdʒɪˈneɪliə/
kenar notları (kitap ya da metnin kenarına yazılan)
The old library book was full of marginalia from earlier readers.
Eski kütüphane kitabı önceki okurların kenar notlarıyla doluydu.
- monograph/ˈmɑːnəɡræf/
monografi, tek bir konuyu ayrıntılı inceleyen eser
She published a monograph on Ottoman tiles.
Osmanlı çinileri üzerine bir monografi yayımladı.
- zombie noun/ˈzɑːmbi naʊn/
isimleşmiş fiil ya da sıfat (metni ağırlaştıran soyut isim)
'Implementation' is a zombie noun; try 'implement' instead.
'Implementation' isimleşmiş bir fiil; onun yerine 'implement' dene.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.