Bahçe İşleri ile ilgili İngilizce kelimeler
18 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- flower/ˈflaʊər/
çiçek
There are red flowers in our garden.
Bahçemizde kırmızı çiçekler var.
- grass/ɡræs/
çimen, ot
The children are playing on the grass.
Çocuklar çimenlerin üstünde oynuyor.
- gardener/ˈɡɑːrdnər/
bahçıvan; bahçe işleriyle uğraşan kişi
The gardener cuts the grass every Monday.
Bahçıvan her pazartesi çimleri biçer.
- gardening/ˈɡɑːrdənɪŋ/
bahçecilik, bahçeyle uğraşma
My mother spends her weekends doing the gardening.
Annem hafta sonlarını bahçe işleriyle uğraşarak geçirir.
- grow/ɡroʊ/
büyümek, gelişmek
Children grow very fast.
Çocuklar çok hızlı büyür.
- plant/plænt/
bitki
Don't forget to water the plants.
Bitkileri sulamayı unutma.
- yard/jɑːrd/
bahçe (evin); avlu
The kids are playing in the back yard.
Çocuklar arka bahçede oynuyor.
- dig/dɪɡ/
kazmak
We dug a hole and planted a small olive tree.
Bir çukur kazdık ve küçük bir zeytin ağacı diktik.
- fence/fɛns/
çit, parmaklık
The dog jumped over the garden fence and ran into the street.
Köpek bahçe çitinin üstünden atladı ve sokağa koştu.
- herb/ɜːrb/
ot, yeşillik (yemeklik ya da şifalı)
I grow herbs like mint and parsley on my balcony.
Balkonumda nane ve maydanoz gibi otlar yetiştiriyorum.
- lawn/lɔːn/
çimenlik, çim alan
My brother mows the lawn every Saturday morning.
Ağabeyim her cumartesi sabahı çimleri biçer.
- pot/pɑːt/
tencere; demlik, çaydanlık
Put the rice in a big pot with water.
Pirinci suyla birlikte büyük bir tencereye koy.
- seed/siːd/
tohum; çekirdek (meyve)
We planted the tomato seeds in small pots.
Domates tohumlarını küçük saksılara ektik.
- shed/ʃɛd/
kulübe, baraka, alet odası
We keep the bikes in the shed behind the house.
Bisikletleri evin arkasındaki kulübede tutuyoruz.
- soil/sɔɪl/
toprak (bitkilerin yetiştiği)
Tomatoes grow well in rich, wet soil.
Domatesler verimli, nemli toprakta iyi yetişir.
- hedge/hɛdʒ/
çalı çit
A tall hedge separates our garden from the street.
Uzun bir çalı çit bahçemizi sokaktan ayırıyor.
- plot/plɑːt/
olay örgüsü, konu
The plot of the film was hard to follow.
Filmin olay örgüsünü takip etmek zordu.
- seedling/ˈsiːdlɪŋ/
fide
We planted tomato seedlings in the garden.
Bahçeye domates fidesi diktik.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.