Görünüş Sıfatları ile ilgili İngilizce kelimeler
38 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- beautiful/ˈbjuːtɪfəl/
güzel
The view from the hotel is beautiful.
Otelden manzara çok güzel.
- black/blæk/
siyah
She has a black cat.
Siyah bir kedisi var.
- blue/bluː/
mavi
The sky is blue today.
Bugün gökyüzü mavi.
- brown/braʊn/
kahverengi
She has brown hair and brown eyes.
Kahverengi saçları ve kahverengi gözleri var.
- dark/dɑːrk/
koyu (renk için); karanlık (ışık için)
She prefers dark colors.
Koyu renkleri tercih eder.
- flat/flæt/
düz, yassı (yüzey için)
The road is very flat here.
Buradaki yol çok düz.
- green/ɡriːn/
yeşil
The trees are green in spring.
Ağaçlar ilkbaharda yeşil olur.
- light/laɪt/
açık (renk için)
He wore a light blue tie.
Açık mavi kravat takmıştı.
- look/lʊk/
bakmak
Look at this photo of my cat!
Kedimin şu fotoğrafına bak!
- look like/ˈlʊk laɪk/
(görünüşçe) benzemek
You look like your mother.
Annene benziyorsun.
- orange/ˈɔːrɪndʒ/
turuncu
The sunset was orange and pink.
Gün batımı turuncu ve pembeydi.
- pink/pɪŋk/
pembe
The baby wore a pink hat.
Bebek pembe bir şapka takmıştı.
- purple/ˈpɜːrpəl/
mor
She wore a purple dress to the party.
Partiye mor elbise giydi.
- red/rɛd/
kırmızı
She is wearing a red dress.
Kırmızı elbise giyiyor.
- round/raʊnd/
yuvarlak
The table has a round shape.
Masanın şekli yuvarlak.
- short/ʃɔːrt/
kısa (uzunluk, boy)
He has short brown hair.
Kısa kahverengi saçları var.
- square/skwɛr/
kare şeklinde, dört köşe
The room has a square shape.
Oda kare biçiminde.
- straight/streɪt/
düz (eğri olmayan)
She has straight hair.
Düz saçları var.
- tall/tɔːl/
uzun boylu; yüksek (bina, ağaç)
My brother is very tall, almost two metres.
Ağabeyim çok uzun boylu, neredeyse iki metre.
- white/waɪt/
beyaz
He always wears a white shirt to work.
İşe hep beyaz gömlek giyiyor.
- yellow/ˈjɛloʊ/
sarı
Bananas are yellow when ripe.
Muzlar olgunlaşınca sarı olur.
- young/jʌŋ/
genç; küçük (yaşça)
My parents met when they were very young.
Annemle babam çok gençken tanıştı.
- blonde/blɑːnd/
sarışın; (saç) sarı
My little sister has blonde hair and blue eyes.
Kız kardeşimin sarı saçları ve mavi gözleri var.
- curly/ˈkɜːrli/
kıvırcık
My cousin has short curly hair.
Kuzenimin kısa kıvırcık saçları var.
- cute/kjuːt/
sevimli, şirin
What a cute puppy!
Ne şirin bir köpek yavrusu!
- handsome/ˈhænsəm/
yakışıklı
My uncle is a tall, handsome man.
Amcam uzun boylu, yakışıklı bir adam.
- height/haɪt/
boy; yükseklik
Our new teacher is of medium height and has short hair.
Yeni öğretmenimiz orta boylu ve kısa saçlı.
- slim/slɪm/
ince, zayıf
My sister is tall and slim.
Ablam uzun boylu ve ince.
- soft/sɔːft/
yumuşak (dokunuş)
This pillow is really soft.
Bu yastık gerçekten yumuşak.
- strong/strɔːŋ/
güçlü, kuvvetli
My brother is strong enough to carry the sofa.
Ağabeyim kanepeyi taşıyacak kadar güçlü.
- thin/θɪn/
ince (kalınlığı az)
Cut the bread into thin slices.
Ekmeği ince dilimler hâlinde kes.
- middle-aged/ˌmɪdəl ˈeɪdʒd/
orta yaşlı
The new librarian is a friendly, middle-aged woman.
Yeni kütüphaneci güler yüzlü, orta yaşlı bir kadın.
- pale/peɪl/
solgun, benzi atmış
You look pale. Are you feeling ill?
Solgun görünüyorsun. Hasta mı hissediyorsun?
- plump/plʌmp/
tombul, toplu
Our neighbor's baby has plump cheeks.
Komşumuzun bebeğinin tombul yanakları var.
- smooth/smuːð/
pürüzsüz, düz
The baby's skin is so soft and smooth.
Bebeğin teni çok yumuşak ve pürüzsüz.
- well-built/ˌwelˈbɪlt/
iri yapılı, yapılı, güçlü kuvvetli (kişi)
Our new neighbor is a tall, well-built man with short hair.
Yeni komşumuz kısa saçlı, uzun boylu, iri yapılı bir adam.
- dim/dɪm/
loş, sönük, az ışıklı
It was hard to read in the dim light of the room.
Odanın loş ışığında okumak zordu.
- rough/rʌf/
pürüzlü, kaba (yüzey)
His hands were rough from working in the garden.
Bahçede çalışmaktan elleri sertleşmişti.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.