Ana içeriğe geç

Günlük Rutin ile ilgili İngilizce kelimeler

69 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • activity/ækˈtɪvəti/

    etkinlik, faaliyet

    Swimming is my favourite summer activity.

    Yüzmek en sevdiğim yaz etkinliği.

  • afternoon/ˌæftərˈnuːn/

    öğleden sonra

    I have a class in the afternoon.

    Öğleden sonra dersim var.

  • bath/bæθ/

    banyo (küvette yıkanma)

    I take a bath before bed.

    Yatmadan önce banyo yaparım.

  • breakfast/ˈbrɛkfəst/

    kahvaltı

    I have breakfast at 8 every morning.

    Her sabah 8'de kahvaltı yaparım.

  • brush/brʌʃ/

    fırçalamak (diş veya saç)

    I brush my teeth twice a day.

    Günde iki kez dişlerimi fırçalarım.

  • busy/ˈbɪzi/

    meşgul, işi olan

    I'm busy today, so let's meet tomorrow.

    Bugün meşgulüm, o yüzden yarın buluşalım.

  • call/kɔːl/

    aramak (telefon açmak)

    I call my mother every evening.

    Her akşam annemi ararım.

  • clean/kliːn/

    temizlemek (kirden arındırmak)

    I clean the house on Saturdays.

    Evi cumartesi günleri temizlerim.

  • coffee/ˈkɑːfi/

    kahve (içecek)

    I drink coffee every morning.

    Her sabah kahve içerim.

  • cook/kʊk/

    aşçı (yemek yapan kişi)

    My mother is a great cook.

    Annem harika bir aşçı / yemek yapar.

  • dinner/ˈdɪnər/

    akşam yemeği

    We're having dinner at 7 tonight.

    Bu akşam 7'de yemek yiyoruz.

  • evening/ˈiːvnɪŋ/

    akşam

    We watch TV in the evening.

    Akşamları televizyon izleriz.

  • exercise/ˈɛksərˌsaɪz/

    egzersiz yapmak, spor yapmak

    I exercise three times a week.

    Haftada üç kez egzersiz yaparım.

  • finish/ˈfɪnɪʃ/

    bitirmek, bitmek

    I finish work at six every day.

    Her gün saat altıda işten çıkarım.

  • get dressed/ɡɛt drɛst/

    giyinmek (kıyafet giymek)

    I get dressed quickly on weekdays.

    Hafta içi hızlıca giyiniyorum.

  • get up/ɡɛt ʌp/

    kalkmak (yataktan çıkmak, ayağa kalkmak)

    I get up at half past seven.

    Yedi buçukta kalkıyorum.

  • go for a walk/ˌɡoʊ fər ə ˈwɔːk/

    yürüyüşe çıkmak

    Let's go for a walk after lunch.

    Öğle yemeğinden sonra yürüyüşe çıkalım.

  • life/laɪf/

    hayat, yaşam (bir kişinin)

    My grandmother had a long and happy life.

    Büyükannem uzun ve mutlu bir hayat yaşadı.

  • lunch/lʌntʃ/

    öğle yemeği

    Let's have lunch together tomorrow.

    Yarın birlikte öğle yemeği yiyelim.

  • make the bed/ˌmeɪk ðə ˈbed/

    yatağı toplamak

    I make the bed every morning.

    Her sabah yatağı toplarım.

  • morning/ˈmɔːrnɪŋ/

    sabah

    I drink coffee in the morning.

    Sabahları kahve içerim.

  • night/naɪt/

    gece

    I sleep eight hours at night.

    Geceleri sekiz saat uyurum.

  • plan/plæn/

    planlamak, tasarlamak

    I plan my week every Sunday evening.

    Her pazar akşamı haftamı planlarım.

  • ready/ˈrɛdi/

    hazır

    Are you ready? The taxi is here.

    Hazır mısın? Taksi geldi.

  • relax/rɪˈlæks/

    dinlenmek, rahatlamak

    I relax at home in the evenings.

    Akşamları evde dinlenirim.

  • routine/ruːˈtiːn/

    rutin, alışkanlık (düzenli yapılan şeyler bütünü)

    I have a morning routine that I follow every day.

    Her gün uyguladığım bir sabah rutinim var.

  • shower/ˈʃaʊər/

    duş almak

    I shower every morning before work.

    Her sabah işe gitmeden önce duş alırım.

  • sleep/sliːp/

    uyumak (uyku halinde olmak)

    I sleep for eight hours every night.

    Her gece sekiz saat uyurum.

  • tea/tiː/

    çay

    Would you like a cup of tea?

    Bir fincan çay ister misin?

  • today/təˈdeɪ/

    bugün (bu günde, bu gün içinde)

    I'm working today.

    Bugün çalışıyorum.

  • tomorrow/təˈmɑːroʊ/

    yarın

    I'll see you tomorrow.

    Yarın görüşürüz.

  • toothbrush/ˈtuːθbrʌʃ/

    diş fırçası

    Don't forget to pack your toothbrush for the trip.

    Gezi için diş fırçanı çantana koymayı unutma.

  • toothpaste/ˈtuːθpeɪst/

    diş macunu

    We need to buy some toothpaste.

    Biraz diş macunu almamız gerekiyor.

  • wake up/weɪk ʌp/

    uyanmak (uyku halinden çıkmak)

    I wake up at 7 every morning.

    Her sabah 7'de uyanırım.

  • walk/wɔːk/

    yürümek; yürüyerek gitmek

    I walk to work when the weather is nice.

    Hava güzel olunca işe yürüyerek giderim.

  • wash/wɑːʃ/

    yıkamak

    Wash your hands before dinner.

    Akşam yemeğinden önce ellerini yıka.

  • watch/wɑːtʃ/

    kol saati

    He checked his watch, it was already noon.

    Saatine baktı, öğle olmuştu bile.

  • weekend/ˈwiːkˌɛnd/

    hafta sonu

    What are you doing this weekend?

    Bu hafta sonu ne yapıyorsun?

  • yesterday/ˈjɛstərdeɪ/

    dün

    I called you yesterday.

    Seni dün aradım.

  • alarm/əˈlɑːrm/

    çalar saat, alarm (uyandırmak için)

    I set my alarm for seven o'clock.

    Alarmımı saat yediye kurdum.

  • appointment/əˈpɔɪntmənt/

    randevu (profesyonel, doktor, diş hekimi vb.)

    I made an appointment with the doctor for Thursday.

    Perşembe için doktorla randevu aldım.

  • asleep/əˈsliːp/

    uykuda, uyuyor

    The baby is asleep, please be quiet.

    Bebek uyuyor, lütfen sessiz ol.

  • break/breɪk/

    mola, ara; tatil

    Let's take a ten-minute break.

    On dakikalık bir mola verelim.

  • comb/koʊm/

    tarak

    I always keep a small comb in my bag.

    Çantamda her zaman küçük bir tarak taşırım.

  • commute/kəˈmjuːt/

    işe veya okula düzenli olarak gidip gelmek (ulaşım)

    I commute to work by train.

    İşe trenle gidip geliyorum.

  • daily/ˈdeɪli/

    günlük, her günkü

    Walking is part of my daily routine.

    Yürümek günlük rutinimin bir parçası.

  • habit/ˈhæbɪt/

    alışkanlık

    Reading before bed is a good habit.

    Yatmadan önce kitap okumak iyi bir alışkanlıktır.

  • hurry/ˈhɜːri/

    acele

    Sorry, I can't talk now, I'm in a hurry.

    Kusura bakma, şimdi konuşamam, acelem var.

  • iron/ˈaɪərn/

    ütü

    Be careful, the iron is still hot.

    Dikkat et, ütü hâlâ sıcak.

  • laundry/ˈlɔːndri/

    çamaşır (yıkanacak ya da yıkanmış)

    I do the laundry every Sunday.

    Her pazar çamaşır yıkarım.

  • pajamas/pəˈdʒɑːməz/

    pijama

    Put on your pajamas and brush your teeth.

    Pijamanı giy ve dişlerini fırçala.

  • rest/rɛst/

    dinlenmek; dinlendirmek

    You look tired, sit down and rest for a minute.

    Yorgun görünüyorsun, otur ve biraz dinlen.

  • schedule/ˈskɛdʒuːl/

    program, takvim; tarife

    My schedule is very busy this week.

    Bu hafta programım çok yoğun.

  • set the table/ˌset ðə ˈteɪbəl/

    sofrayı kurmak

    Can you help me set the table?

    Sofrayı kurmama yardım eder misin?

  • sleepy/ˈsliːpi/

    uykulu

    I always feel sleepy after lunch.

    Öğle yemeğinden sonra hep uykum gelir.

  • tidy/ˈtaɪdi/

    toplamak, düzenlemek, derleyip toplamak

    Please tidy your room before your friends come.

    Arkadaşların gelmeden önce lütfen odanı topla.

  • tidy up/ˌtaɪdi ˈʌp/

    toplamak, düzenlemek

    Please tidy up your room before dinner.

    Lütfen akşam yemeğinden önce odanı topla.

  • to-do list/təˈduː lɪst/

    yapılacaklar listesi

    I write a to-do list every Sunday evening.

    Her pazar akşamı bir yapılacaklar listesi yazarım.

  • chore/tʃɔːr/

    ev işi, günlük iş; angarya

    We share the household chores in our family.

    Ailemizde ev işlerini paylaşıyoruz.

  • errand/ˈerənd/

    ayak işi, dışarıda halledilen küçük iş

    On Saturdays, my mom and I run errands in town.

    Cumartesileri annemle şehirde ayak işlerimizi hallederiz.

  • everyday/ˈɛvrideɪ/

    gündelik, her günkü, sıradan

    Smartphones are now part of everyday life.

    Akıllı telefonlar artık gündelik hayatın bir parçası.

  • nap/næp/

    şekerleme, kısa uyku

    My grandfather takes a nap after lunch every day.

    Dedem her gün öğle yemeğinden sonra şekerleme yapar.

  • reminder/rɪˈmaɪndər/

    hatırlatma, hatırlatıcı

    I set a reminder on my phone for the dentist.

    Dişçi için telefonuma bir hatırlatıcı kurdum.

  • rhythm/ˈrɪðəm/

    ritim

    Clap your hands to the rhythm of the song.

    Şarkının ritmine göre el çırp.

  • skip/skɪp/

    (bilerek) yapmamak, atlamak, asmak

    I skipped breakfast and felt hungry all morning.

    Kahvaltıyı atladım ve bütün sabah aç hissettim.

  • sweep/swiːp/

    süpürmek (süpürgeyle)

    Can you sweep the kitchen floor after dinner?

    Akşam yemeğinden sonra mutfağın yerini süpürebilir misin?

  • wipe/waɪp/

    silmek (bezle, elle)

    Please wipe the table after you eat.

    Lütfen yemekten sonra masayı sil.

  • planner/ˈplænər/

    planlamacı, organizatör

    They hired a wedding planner to organise everything.

    Her şeyi organize etmesi için bir düğün organizatörü tuttular.

  • rota/ˈroʊtə/

    nöbet çizelgesi, sıra listesi

    Check the rota to see who is cleaning the kitchen this week.

    Bu hafta mutfağı kimin temizleyeceğini görmek için nöbet listesine bak.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler