Ana içeriğe geç

Renk ve Şekil ile ilgili İngilizce kelimeler

44 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • black/blæk/

    siyah

    She has a black cat.

    Siyah bir kedisi var.

  • blue/bluː/

    mavi

    The sky is blue today.

    Bugün gökyüzü mavi.

  • brown/braʊn/

    kahverengi

    She has brown hair and brown eyes.

    Kahverengi saçları ve kahverengi gözleri var.

  • circle/ˈsɜːrkəl/

    daire, çember

    Draw a circle in the middle of the page.

    Sayfanın ortasına bir daire çiz.

  • color/ˈkʌlər/

    renk

    What color is your new bike?

    Yeni bisikletin ne renk?

  • dark/dɑːrk/

    koyu (renk için); karanlık (ışık için)

    She prefers dark colors.

    Koyu renkleri tercih eder.

  • flat/flæt/

    düz, yassı (yüzey için)

    The road is very flat here.

    Buradaki yol çok düz.

  • green/ɡriːn/

    yeşil

    The trees are green in spring.

    Ağaçlar ilkbaharda yeşil olur.

  • grey/ɡreɪ/

    gri

    The sky is grey this morning.

    Bu sabah gökyüzü gri.

  • light/laɪt/

    açık (renk için)

    He wore a light blue tie.

    Açık mavi kravat takmıştı.

  • orange/ˈɔːrɪndʒ/

    turuncu

    The sunset was orange and pink.

    Gün batımı turuncu ve pembeydi.

  • pink/pɪŋk/

    pembe

    The baby wore a pink hat.

    Bebek pembe bir şapka takmıştı.

  • purple/ˈpɜːrpəl/

    mor

    She wore a purple dress to the party.

    Partiye mor elbise giydi.

  • red/rɛd/

    kırmızı

    She is wearing a red dress.

    Kırmızı elbise giyiyor.

  • round/raʊnd/

    yuvarlak

    The table has a round shape.

    Masanın şekli yuvarlak.

  • square/skwɛr/

    kare şeklinde, dört köşe

    The room has a square shape.

    Oda kare biçiminde.

  • straight/streɪt/

    düz (eğri olmayan)

    She has straight hair.

    Düz saçları var.

  • white/waɪt/

    beyaz

    He always wears a white shirt to work.

    İşe hep beyaz gömlek giyiyor.

  • yellow/ˈjɛloʊ/

    sarı

    Bananas are yellow when ripe.

    Muzlar olgunlaşınca sarı olur.

  • beige/beɪʒ/

    bej

    She bought a beige coat for the winter.

    Kış için bej bir palto aldı.

  • bright/braɪt/

    parlak; aydınlık

    The sun is very bright today.

    Bugün güneş çok parlak.

  • gold/ɡoʊld/

    altın

    Her ring is made of gold.

    Yüzüğü altından yapılmış.

  • line/laɪn/

    hat (metro, otobüs, tren)

    Take the red line and get off at the fourth stop.

    Kırmızı hatta bin ve dördüncü durakta in.

  • navy/ˈneɪvi/

    lacivert

    He wore a navy jacket to the wedding.

    Düğüne lacivert bir ceket giydi.

  • shape/ʃeɪp/

    şekil, biçim

    What shape is the table? It is round.

    Masa ne şekilde? Yuvarlak.

  • silver/ˈsɪlvər/

    gümüş

    This bracelet is made of silver.

    Bu bilezik gümüşten yapılmış.

  • striped/straɪpt/

    çizgili

    He is wearing a blue and white striped shirt.

    Mavi beyaz çizgili bir gömlek giyiyor.

  • checked/tʃekt/

    kareli, kare desenli

    Ali is wearing a red and white checked shirt.

    Ali kırmızı beyaz kareli bir gömlek giyiyor.

  • edge/ɛdʒ/

    kenar, uç

    Don't put your glass so close to the edge of the table.

    Bardağını masanın kenarına bu kadar yakın koyma.

  • figure/ˈfɪɡjər/

    rakam, sayı; miktar

    The sales figures for this month are better than last month's.

    Bu ayın satış rakamları geçen aydan daha iyi.

  • floral/ˈflɔːrəl/

    çiçekli, çiçek desenli

    My mother bought a floral dress for the summer.

    Annem yaz için çiçekli bir elbise aldı.

  • lilac/ˈlaɪlɑːk/

    lila

    She painted her bedroom walls lilac.

    Yatak odasının duvarlarını lilaya boyadı.

  • maroon/məˈruːn/

    bordo

    Our team plays in maroon shirts.

    Takımımız bordo formalarla oynuyor.

  • pale/peɪl/

    solgun, benzi atmış

    You look pale. Are you feeling ill?

    Solgun görünüyorsun. Hasta mı hissediyorsun?

  • pattern/ˈpætərn/

    örüntü, düzen, kalıp (tekrar eden biçim)

    Can you see a pattern in these numbers?

    Bu sayılarda bir örüntü görebiliyor musun?

  • turquoise/ˈtɜːrkwɔɪz/

    turkuaz

    The sea near Antalya is turquoise.

    Antalya'nın yakınlarında deniz turkuaz renginde.

  • curve/kɜːrv/

    eğri, kıvrım, viraj

    Drive slowly, there is a sharp curve ahead.

    Yavaş sür, ileride keskin bir viraj var.

  • dim/dɪm/

    loş, sönük, az ışıklı

    It was hard to read in the dim light of the room.

    Odanın loş ışığında okumak zordu.

  • fade/feɪd/

    solmak, rengi açılmak

    My favourite jeans have faded after many washes.

    En sevdiğim kot pantolon çok yıkanınca soldu.

  • glow/ɡloʊ/

    ışıldamak, hafifçe parlamak (alev çıkarmadan)

    The fire was still glowing when we went to bed.

    Yatmaya gittiğimizde ateş hâlâ kor hâlinde parlıyordu.

  • layout/ˈleɪaʊt/

    yerleşim düzeni, plan

    I like the layout of this flat; the kitchen is next to the living room.

    Bu dairenin yerleşimini seviyorum; mutfak oturma odasının yanında.

  • parallel/ˈpærəlɛl/

    paralel, koşut

    Draw two parallel lines on your paper.

    Kâğıdına iki paralel çizgi çiz.

  • blur/blɜːr/

    bulanıklık, net görülemeyen ya da hatırlanamayan şey

    Without my glasses, the board is just a blur.

    Gözlüğüm olmadan tahta sadece bir bulanıklık.

  • pigment/ˈpɪɡmənt/

    pigment, boya maddesi

    Painters once made blue pigment from a rare stone.

    Ressamlar bir zamanlar mavi pigmenti nadir bir taştan yapardı.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler