Giysi ile ilgili İngilizce kelimeler
66 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- bag/bæɡ/
çanta, torba
I put my keys in my bag.
Anahtarlarımı çantama koydum.
- cap/kæp/
kep, siperli şapka
Wear a cap because the sun is very hot today.
Kep tak çünkü bugün güneş çok yakıcı.
- clothes/kloʊðz/
giysiler, kıyafetler
I need some new clothes for my new job.
Yeni işim için birkaç yeni kıyafete ihtiyacım var.
- coat/koʊt/
palto, manto (uzun ve kalın dış giysi)
Put on your coat, it's snowing.
Paltonu giy, kar yağıyor.
- dress/drɛs/
elbise (kadın elbisesi)
She is wearing a red dress.
Kırmızı bir elbise giyiyor.
- get dressed/ɡɛt drɛst/
giyinmek (kıyafet giymek)
I get dressed quickly on weekdays.
Hafta içi hızlıca giyiniyorum.
- glasses/ˈɡlæsəz/
gözlük
She wears glasses for reading.
Okumak için gözlük takar.
- hat/hæt/
şapka
He is wearing a black hat.
Siyah bir şapka giyiyor.
- jacket/ˈdʒækət/
ceket, mont (kısa, hafif dış giysi)
I wear a jacket in the spring.
İlkbaharda ceket giyerim.
- jeans/dʒiːnz/
kot pantolon, blucin
She is wearing blue jeans.
Mavi kot pantolon giyiyor.
- pants/pænts/
pantolon
My pants are too long.
Pantolonum çok uzun.
- put on/pʊt ɑːn/
giymek (giyme eylemi), takmak
Put on your coat, it's cold outside.
Paltonu giy, dışarısı soğuk.
- shirt/ʃɜːrt/
gömlek
He is wearing a white shirt.
Beyaz bir gömlek giyiyor.
- shoes/ʃuːz/
ayakkabı (çift)
I love these shoes.
Bu ayakkabıları çok sevdim.
- shorts/ʃɔːrts/
şort
It's hot today, so I'm wearing shorts and a T-shirt.
Bugün hava sıcak, o yüzden şort ve tişört giyiyorum.
- skirt/skɜːrt/
etek
She is wearing a long black skirt today.
Bugün uzun siyah bir etek giyiyor.
- socks/sɑːks/
çorap (çift)
I'm wearing warm socks.
Sıcak çorap giyiyorum.
- sweater/ˈswɛtər/
kazak
I'm wearing a wool sweater.
Yün bir kazak giyiyorum.
- t-shirt/ˈtiːʃɜːrt/
tişört
I bought a black t-shirt.
Siyah bir tişört aldım.
- take off/teɪk ɑːf/
(giysi) çıkarmak
Please take off your shoes at the door.
Lütfen kapıda ayakkabılarını çıkar.
- umbrella/ʌmˈbrɛlə/
şemsiye
Take your umbrella, it's going to rain.
Şemsiyeni al, yağmur yağacak.
- wear/wɛr/
giymek (üzerinde olmak), takmak
She is wearing a red dress.
Kırmızı bir elbise giymiş (üzerinde).
- apron/ˈeɪprən/
önlük (mutfak, iş önlüğü)
My grandmother always wears an apron in the kitchen.
Babaannem mutfakta hep önlük takar.
- belt/belt/
kemer
He wore a brown leather belt with his jeans.
Kotuyla kahverengi deri bir kemer taktı.
- blouse/blaʊs/
bluz, kadın gömleği
Elif is wearing a white blouse and a long skirt.
Elif beyaz bir bluz ve uzun bir etek giyiyor.
- boot/buːt/
çizme, bot
Wear your boots, it is snowing outside.
Botlarını giy, dışarıda kar yağıyor.
- bracelet/ˈbreɪslət/
bilezik, bileklik
Zeynep made a bracelet with blue and white beads.
Zeynep mavi ve beyaz boncuklarla bir bileklik yaptı.
- fashion/ˈfæʃən/
moda
Deniz is very interested in fashion.
Deniz modaya çok ilgi duyuyor.
- glove/ɡlʌv/
eldiven
It is cold, so don't forget your gloves.
Hava soğuk, eldivenlerini unutma.
- heel/hiːl/
topuk (ayağın)
My new shoes hurt my heels.
Yeni ayakkabılarım topuklarımı acıtıyor.
- helmet/ˈhɛlmɪt/
kask
Always wear a helmet when you ride your bike.
Bisiklete binerken her zaman kask tak.
- necklace/ˈnekləs/
kolye, gerdanlık
Ayşe wore a pearl necklace to her cousin's wedding.
Ayşe kuzeninin düğününe inci bir kolye taktı.
- pair/per/
çift (iki parçalı ya da birlikte kullanılan şey)
I need a new pair of shoes for school.
Okul için yeni bir çift ayakkabıya ihtiyacım var.
- pajamas/pəˈdʒɑːməz/
pijama
Put on your pajamas and brush your teeth.
Pijamanı giy ve dişlerini fırçala.
- pocket/ˈpɑːkɪt/
cep
My phone is in my pocket.
Telefonum cebimde.
- raincoat/ˈreɪnkoʊt/
yağmurluk
Take your raincoat. It's going to rain.
Yağmurluğunu al. Yağmur yağacak.
- sandal/ˈsændəl/
sandalet
I wear sandals every day in the summer.
Yazın her gün sandalet giyerim.
- scarf/skɑːrf/
atkı; eşarp, başörtüsü
Take a warm scarf, it is windy today.
Sıcak bir atkı al, bugün rüzgâr var.
- size/saɪz/
beden, numara (giysi, ayakkabı)
What size are you?
Kaç beden giyiyorsun?
- slipper/ˈslɪpər/
terlik, ev terliği
Take off your shoes and put on your slippers.
Ayakkabılarını çıkar ve terliklerini giy.
- striped/straɪpt/
çizgili
He is wearing a blue and white striped shirt.
Mavi beyaz çizgili bir gömlek giyiyor.
- suit/suːt/
takım elbise
My father wears a suit to work every day.
Babam her gün işe takım elbiseyle gidiyor.
- sunglasses/ˈsʌnˌɡlæsɪz/
güneş gözlüğü
Don't forget your sunglasses. It's very sunny today.
Güneş gözlüğünü unutma. Bugün hava çok güneşli.
- swimsuit/ˈswɪmsuːt/
mayo
Don't forget to pack your swimsuit for the trip.
Yolculuk için mayonu bavula koymayı unutma.
- tie/taɪ/
kravat
My dad wears a tie to work every day.
Babam her gün işe kravat takar.
- tracksuit/ˈtræksuːt/
eşofman, eşofman takımı
We wear our tracksuits in PE class.
Beden eğitimi dersinde eşofmanlarımızı giyeriz.
- try on/traɪ ˈɑːn/
giyip bakmak, prova etmek, denemek (giysi)
Can I try on these shoes in a bigger size?
Bu ayakkabıların bir büyük numarasını deneyebilir miyim?
- wardrobe/ˈwɔːrdroʊb/
gardırop, elbise dolabı
Hang your coat in the wardrobe, please.
Lütfen paltonu gardıroba as.
- casual/ˈkæʒuəl/
gündelik, rahat (giysi)
On Fridays, teachers at our school can wear casual clothes.
Okulumuzda öğretmenler cuma günleri gündelik kıyafet giyebiliyor.
- checked/tʃekt/
kareli, kare desenli
Ali is wearing a red and white checked shirt.
Ali kırmızı beyaz kareli bir gömlek giyiyor.
- fancy/ˈfænsi/
süslü, şık, gösterişli
We had dinner at a fancy restaurant for Mom's birthday.
Annemin doğum günü için şık bir restoranda akşam yemeği yedik.
- fashionable/ˈfæʃənəbl/
modaya uygun, moda olan
These shoes were very fashionable last year.
Bu ayakkabılar geçen yıl çok modaydı.
- fit/fɪt/
(beden, ölçü) uymak, olmak; sığmak
These jeans don't fit me anymore.
Bu kot pantolon artık bana olmuyor.
- floral/ˈflɔːrəl/
çiçekli, çiçek desenli
My mother bought a floral dress for the summer.
Annem yaz için çiçekli bir elbise aldı.
- headscarf/ˈhedskɑːrf/
başörtüsü, eşarp
My grandmother wears a headscarf when she works in the garden.
Büyükannem bahçede çalışırken başörtüsü takar.
- loose/luːs/
bol (giysi)
I wear loose clothes when it is hot.
Hava sıcakken bol giysiler giyerim.
- ribbon/ˈrɪbən/
kurdele, şerit
She tied the present with a red ribbon.
Hediyeyi kırmızı bir kurdeleyle bağladı.
- tailor/ˈteɪlər/
terzi
I took my new pants to the tailor because they were too long.
Yeni pantolonum çok uzun olduğu için onu terziye götürdüm.
- tear/tɛr/
yırtmak, yırtılmak
I tore my jeans on a nail.
Kotumu bir çiviye takıp yırttım.
- tight/taɪt/
dar (giysi, ayakkabı)
These shoes are too tight for me.
Bu ayakkabılar bana çok dar.
- trendy/ˈtrendi/
modaya uygun, moda olan, popüler
My cousin always wears trendy clothes.
Kuzenim hep modaya uygun kıyafetler giyer.
- vest/vest/
yelek (Amerikan kullanımı)
My grandfather wears a wool vest over his shirt in winter.
Dedem kışın gömleğinin üstüne yün bir yelek giyer.
- bow/boʊ/
fiyonk, kurdele düğümü
She tied a red bow on the present.
Hediyenin üstüne kırmızı bir fiyonk bağladı.
- fabric/ˈfæbrɪk/
kumaş
This dress is made of a light cotton fabric.
Bu elbise hafif pamuklu bir kumaştan yapılmış.
- patch/pætʃ/
yama
My grandmother sewed a patch on the knee of my jeans.
Babaannem kotumun dizine bir yama dikti.
- thread/θrɛd/
iplik
I need some blue thread to sew on this button.
Bu düğmeyi dikmek için biraz mavi ipliğe ihtiyacım var.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.