Ana içeriğe geç

Belgeler ile ilgili İngilizce kelimeler

38 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • certificate/sərˈtɪfɪkɪt/

    sertifika, belge (bir başarıyı veya niteliği gösteren resmi kağıt)

    She received a certificate after completing the first aid course.

    İlk yardım kursunu tamamladıktan sonra sertifika aldı.

  • document/ˈdɑːkjəmənt/

    belge, evrak

    Please bring your passport and other documents.

    Lütfen pasaportunu ve diğer belgelerini getir.

  • file/faɪl/

    (bilgisayarda) dosya

    Don't forget to save the file before you close it.

    Kapatmadan önce dosyayı kaydetmeyi unutma.

  • form/fɔːrm/

    form, başvuru kâğıdı

    Please fill in this form.

    Lütfen bu formu doldurun.

  • passport/ˈpæspɔːrt/

    pasaport

    Make sure your passport is valid before you travel.

    Seyahat etmeden önce pasaportunun geçerli olduğundan emin ol.

  • sign/saɪn/

    levha, tabela; işaret

    The sign says 'No parking'.

    Tabelada 'Park yapılmaz' yazıyor.

  • contract/ˈkɑːntrækt/

    sözleşme, kontrat

    Read the contract carefully before you sign it.

    İmzalamadan önce sözleşmeyi dikkatlice oku.

  • CV/ˌsiːˈviː/

    özgeçmiş (İngiliz kullanımı)

    Send your CV and a short letter to this email address.

    Özgeçmişini ve kısa bir mektubu bu e-posta adresine gönder.

  • legal/ˈliːɡəl/

    hukuki, yasal (hukukla ilgili)

    You should get legal advice before you sign.

    İmzalamadan önce hukuki danışmanlık almalısın.

  • official/əˈfɪʃəl/

    resmî

    You need an official document from the school.

    Okuldan resmî bir belgeye ihtiyacın var.

  • register/ˈrɛdʒɪstər/

    kaydolmak, kayıt yaptırmak

    You must register for the course before Friday.

    Kursa cuma gününden önce kaydolmalısın.

  • archive/ˈɑːrkaɪv/

    arşiv

    The library has an archive of old newspapers.

    Kütüphanenin eski gazetelerden oluşan bir arşivi var.

  • lease/liːs/

    kira sözleşmesi

    We signed a two-year lease on the flat.

    Daire için iki yıllık bir kira sözleşmesi imzaladık.

  • obtain/əbˈteɪn/

    elde etmek, almak (resmî)

    You must obtain a visa before you travel.

    Seyahat etmeden önce vize almanız gerekir.

  • permit/ˈpɜːrmɪt/

    izin belgesi, ruhsat

    Foreign students need a residence permit to stay here.

    Yabancı öğrencilerin burada kalmak için oturma iznine ihtiyacı var.

  • reference/ˈrɛfərəns/

    referans, tavsiye mektubu; referans kişi

    My old manager wrote me a good reference.

    Eski müdürüm bana iyi bir referans mektubu yazdı.

  • renew/rɪˈnuː/

    (süresi dolan bir şeyi) yenilemek, uzatmak

    I need to renew my passport before the summer.

    Yazdan önce pasaportumu yenilemem gerekiyor.

  • transcript/ˈtrænskrɪpt/

    yazılı döküm, metin dökümü

    You can read the transcript of the podcast on the website.

    Podcast'in yazılı dökümünü web sitesinde okuyabilirsin.

  • amendment/əˈmendmənt/

    değişiklik, tadil (yasa, sözleşme, belge)

    The landlord made an amendment to the contract.

    Ev sahibi sözleşmede bir değişiklik yaptı.

  • appendix/əˈpɛndɪks/

    ek (kitap, rapor sonunda)

    The full survey results are in the appendix.

    Anketin tam sonuçları ekte yer alıyor.

  • archivist/ˈɑːrkɪvɪst/

    arşivci, arşiv uzmanı

    The archivist found a letter from 1923 in an old box.

    Arşivci eski bir kutuda 1923 tarihli bir mektup buldu.

  • dossier/ˈdɑːsieɪ/

    dosya, belge dosyası (bir kişi ya da konu hakkında toplanmış belgeler)

    The committee read her full application dossier.

    Kurul başvuru dosyasının tamamını okudu.

  • index/ˈɪndeks/

    dizin, fihrist (kitabın sonundaki)

    Look up 'verbs' in the index at the back.

    Arkadaki dizinde 'verbs' maddesine bak.

  • ledger/ˈledʒər/

    hesap defteri, muhasebe defteri

    The accountant entered every payment in the ledger.

    Muhasebeci her ödemeyi hesap defterine işledi.

  • license/ˈlaɪsəns/

    ehliyet, ruhsat, izin belgesi

    She got her driver's license last summer.

    Geçen yaz ehliyetini aldı.

  • memorandum/ˌmeməˈrændəm/

    iç yazışma notu, bilgi notu (iş yerinde)

    The manager sent a memorandum about the new holiday rules.

    Müdür yeni izin kuralları hakkında bir bilgi notu gönderdi.

  • protocol/ˈproʊtəkɔːl/

    kurallar, işlem kuralları, prosedür

    Hospital staff must follow strict safety protocols.

    Hastane personeli sıkı güvenlik kurallarına uymak zorunda.

  • registrar/ˈrɛdʒɪstrɑːr/

    kayıt memuru; nikâh memuru

    The registrar married the couple in a short ceremony.

    Nikâh memuru çifti kısa bir törenle evlendirdi.

  • registry/ˈredʒɪstri/

    sicil dairesi, kayıt dairesi; nüfus müdürlüğü

    They got married at the registry office.

    Belediyede resmî nikâhla evlendiler.

  • supplementary/ˌsʌpləˈmentəri/

    ek, tamamlayıcı

    The teacher gave us some supplementary reading.

    Öğretmen bize ek okuma metinleri verdi.

  • tenancy/ˈtenənsi/

    kiracılık, kira süresi

    We signed a one-year tenancy agreement.

    Bir yıllık kira sözleşmesi imzaladık.

  • annex/ˈænɛks/

    ek (belge, sözleşme eki)

    The technical details are listed in Annex 2 of the agreement.

    Teknik ayrıntılar anlaşmanın 2 numaralı ekinde listeleniyor.

  • codex/ˈkoʊdeks/

    kodeks, el yazması eski kitap

    The museum shows a codex from the twelfth century.

    Müze on ikinci yüzyıldan kalma bir el yazması kitap sergiliyor.

  • covenant/ˈkʌvənənt/

    sözleşme, taahhüt (resmî, bağlayıcı)

    The house deed has a covenant that bans new buildings.

    Evin tapusunda yeni bina yapılmasını yasaklayan bir taahhüt var.

  • folio/ˈfoʊlioʊ/

    dosya, portfolyo (bir arada sunulan belgeler/çizimler)

    The architect brought a folio of her latest drawings.

    Mimar son çizimlerinden oluşan bir dosya getirdi.

  • redact/rɪˈdækt/

    karartmak, sansürlemek (belgedeki gizli bilgiyi)

    The names in the report were redacted.

    Rapordaki isimler karartılmıştı.

  • unredacted/ˌʌnrɪˈdæktɪd/

    karartılmamış, sansürsüz (belge)

    The lawyer asked for the unredacted report.

    Avukat raporun karartılmamış hâlini istedi.

  • watermark/ˈwɔːtərmɑːrk/

    filigran (kâğıtta ya da dijital görselde silik işaret)

    Hold the banknote up to the light to see the watermark.

    Filigranı görmek için banknotu ışığa tut.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler