Ana içeriğe geç

C2 seviye İngilizce kelimeler

129 kelime, abece sırasıyla. Her kelimenin sayfasında okunuşu, örnek cümleleri ve kullanım notu var.

  • abstraction/æbˈstrækʃən/

    soyutlama, soyut kavram

  • algorithmic/ˌælɡəˈrɪðmɪk/

    algoritmik, algoritmaya dayalı

  • allegory/ˈæləɡɔːri/

    alegori; yüzeysel bir hikayenin altında daha derin ahlaki, siyasi ya da felsefi bir anlam taşıyan edebi ya da sanatsal eser

  • allude to/əˈluːd tuː/

    ima etmek, dolaylı olarak değinmek

  • allusion/əˈluːʒən/

    imge gönderme, atıf; başka bir esere, olaya ya da kişiye doğrudan belirtmeksizin yapılan dolaylı gönderme

  • anaphoric/ˌænəˈfɔːrɪk/

    geriye gönderimli, önceden geçen bir öğeye gönderme yapan

  • annex/ˈænɛks/

    ek (belge, sözleşme eki)

  • aphorism/ˈæfərɪzəm/

    aforizma, özdeyiş; genel bir gerçeği kısa ve çarpıcı biçimde ifade eden söz

  • appellate/əˈpelət/

    istinafa ya da temyize ait, üst mahkemeyle ilgili

  • approximator/əˈprɑːksəˌmeɪtər/

    yaklaşıklık ifadesi (about, around, roughly gibi)

  • arbitration/ˌɑːrbɪˈtreɪʃən/

    tahkim, hakem yoluyla çözüm

  • articulation/ɑːrˌtɪkjəˈleɪʃən/

    (düşünceyi) dile getirme, açıkça ifade etme

  • asymmetry/eɪˈsɪmətri/

    dengesizlik, eşitsizlik (iki taraf arasında güç, bilgi bakımından)

  • authorship/ˈɔːθərʃɪp/

    yazarlık, (bir eserin) kime ait olduğu

  • autocracy/ɔːˈtɑːkrəsi/

    otokrasi, mutlakiyet (sınırsız ve denetimsiz biçimde tek bir kişi tarafından yürütülen yönetim sistemi)

  • axiom/ˈæksiəm/

    aksiyom; kanıtlanmaya gerek duyulmadan doğru kabul edilen temel ilke veya önerme

  • bequest/bɪˈkwest/

    vasiyetle bırakılan para ya da mal, vasiyet bağışı

  • calibrate/ˈkæləbreɪt/

    ayarlamak, kalibre etmek (ölçü aletini)

  • cartographer/kɑːrˈtɑːɡrəfər/

    haritacı, kartograf

  • cataphoric/ˌkætəˈfɔːrɪk/

    ileriye gönderimli, sonra gelecek bir öğeye gönderme yapan

  • causation/kɔːˈzeɪʃən/

    nedensellik, neden-sonuç ilişkisi

  • caveat/ˈkæviɑːt/

    çekince, kayıt, uyarı (bir ifadeye eklenen sınırlama)

  • claimant/ˈkleɪmənt/

    davacı (hukuk davasında)

  • clausal/ˈklɔːzəl/

    yan cümleyle/cümlecikle ilgili

  • codex/ˈkoʊdeks/

    kodeks, el yazması eski kitap

  • commensurate/kəˈmɛnsərət/

    orantılı, denk, uygun düşen

  • composure/kəmˈpoʊʒər/

    soğukkanlılık, sükûnet, kendine hâkimiyet

  • consequential/ˌkɑːnsəˈkwɛnʃəl/

    önemli, büyük sonuçlar doğuran

  • consortium/kənˈsɔːrʃiəm/

    konsorsiyum, ortak girişim grubu

  • contention/kənˈtenʃən/

    iddia, savunulan görüş

  • contingent on/kənˈtɪndʒənt ɑːn/

    -e bağlı, -e koşullu

  • contrastive/kənˈtræstɪv/

    karşıtlık bildiren, karşıtlık kuran; karşılaştırmalı (dilbilim)

  • conversant with/kənˈvɜːrsənt wɪð/

    -e aşina, -i iyi bilen

  • copyist/ˈkɑːpiɪst/

    müstensih, el yazısıyla kopya çıkaran kişi

  • corpus/ˈkɔːrpəs/

    derlem (incelenmek üzere toplanmış metin bütünü)

  • corroboration/kəˌrɑːbəˈreɪʃən/

    doğrulama, teyit (başka bir kaynaktan gelen destek)

  • corrosion/kəˈroʊʒən/

    korozyon, paslanma, aşınma (metalin)

  • covenant/ˈkʌvənənt/

    sözleşme, taahhüt (resmî, bağlayıcı)

  • curatorial/ˌkjʊrəˈtɔːriəl/

    küratörlükle ilgili, sergi düzenlemeye ait

  • dialectic/ˌdaɪəˈlɛktɪk/

    diyalektik; tez ve antitezin çatışmasından senteze ulaşan düşünce ve tartışma yöntemi

  • diction/ˈdɪkʃən/

    sözcük seçimi, dil üslubu; bir yazarın ya da konuşmacının kelimelerini seçme ve kullanma biçimi

  • disenfranchise/ˌdɪsɪnˈfræntʃaɪz/

    oy hakkından yoksun bırakmak; haklarını elinden almak (bir bireyi veya grubu siyasi katılım ya da temel haklardan mahrum etmek)

  • dispense with/dɪˈspɛns wɪð/

    -den vazgeçmek, -i gereksiz saymak, -siz yapmak

  • doctrinal/ˈdɑːktrɪnəl/

    öğretiye ilişkin, doktrinel

  • dogma/ˈdɔːɡmə/

    dogma; sorgusuz sualsiz kabul edilen inanç veya öğreti; katı ve değişmez ilke

  • drafter/ˈdræftər/

    metni hazırlayan kişi, taslak yazarı (yasa, sözleşme)

  • egalitarian/ɪˌɡælɪˈteriən/

    eşitlikçi (tüm insanların eşit haklara ve fırsatlara sahip olması gerektiğini savunan veya bu ilkeyi yansıtan)

  • elide/ɪˈlaɪd/

    (ses, öğe) düşürmek, söylemeden geçmek

  • emancipation/ɪˌmænsɪˈpeɪʃən/

    özgürleşme, kurtuluş (kişi veya grubun yasal, siyasi ya da sosyal kısıtlamalardan kurtarılması)

  • ephemeral/ɪˈfɛmərəl/

    çok kısa süren, geçici; var oluşu anlık ya da mevsimlik olan

  • epiphany/ɪˈpɪfəni/

    ani ve derin bir kavrayış anı; bir gerçeği birdenbire ve güçlü biçimde fark etme

  • epistemology/ɪˌpɪstɪˈmɑːlədʒi/

    epistemoloji, bilgikuramı; bilginin kaynağını, kapsamını ve geçerliliğini inceleyen felsefe dalı

  • equivocal/ɪˈkwɪvəkəl/

    muğlak, iki anlamlı, kaçamak

  • equivocate/ɪˈkwɪvəkeɪt/

    muğlak konuşmak, net bir tavır almaktan kaçınmak; yoruma açık ifadeler kullanarak aldatmak ya da taahhütten kaçınmak

  • euphemism/ˈjuːfəmɪzəm/

    örtmece, öfemizm; sert ya da olumsuz bir gerçeği daha yumuşak ya da dolaylı bir ifadeyle karşılama

  • exclamative/ɪkˈsklæmətɪv/

    ünlem bildiren (cümle, yapı)

  • existential/ˌɛɡzɪˈstɛnʃəl/

    varoluşsal; insan varoluşunun anlamı ve özgürlüğüyle ilgili; ya da bir varlığın temel varlığını tehdit eden

  • falsehood/ˈfɔːlshʊd/

    yalan, asılsız bilgi

  • folio/ˈfoʊlioʊ/

    dosya, portfolyo (bir arada sunulan belgeler/çizimler)

  • forfeit/ˈfɔːrfɪt/

    (hakkını, bir şeyi) kaybetmek, yitirmek (kural gereği)

  • foundry/ˈfaʊndri/

    dökümhane (metal eritilip kalıba dökülen yer)

  • hegemony/hɪˈdʒɛməni/

    hegemonya; bir devletin, grubun veya ideolojinin diğerleri üzerindeki siyasi, kültürel ya da ekonomik üstünlüğü ve yönlendirici gücü

  • henceforth/ˌhensˈfɔːrθ/

    bundan böyle, bundan sonra

  • hitherto/ˌhɪðərˈtuː/

    şimdiye kadar, o zamana kadar

  • hyperbole/haɪˈpɜːrbəli/

    abartma, mübalağa; etkiyi artırmak amacıyla bilinçli olarak aşırı ifade kullanma sanatı

  • immediacy/ɪˈmiːdiəsi/

    dolaysızlık, canlılık, insanı içine çeken yakınlık

  • inasmuch as/ˌɪnəzˈmʌtʃ æz/

    -dığı için, madem ki

  • inferential/ˌɪnfəˈrenʃəl/

    çıkarımsal, çıkarıma dayalı

  • inspectorate/ɪnˈspektərət/

    denetim kurumu, müfettişlik

  • insurrection/ˌɪnsəˈrekʃən/

    isyan, ayaklanma (özellikle silahlı bir grubun hükümete veya yerleşik düzene karşı açık ve organize şiddete başvurması)

  • ironist/ˈaɪrənɪst/

    ironi yapan kişi, ironiyle yazan yazar

  • irony/ˈaɪrəni/

    ironi, söylem ironisi; söylenenin tam tersinin kastedildiği bir anlatım biçimi

  • jurisprudence/ˌdʒʊrɪsˈpruːdəns/

    hukuk felsefesi, yargı bilimi (hukuk sistemlerinin ve yasal ilkelerin teorik temelleriyle ilgilenen akademik alan)

  • juxtaposition/ˌdʒʌkstəpəˈzɪʃən/

    yanyana koyma, karşı karşıya getirme; birbirinden farklı şeylerin karşılaştırma etkisi yaratmak amacıyla bir arada sunulması

  • lest/lest/

    -mesin diye, -me korkusuyla

  • locative/ˈlɑːkətɪv/

    yer bildiren (dilbilgisi), bulunma durumuyla ilgili

  • marginalia/ˌmɑːrdʒɪˈneɪliə/

    kenar notları (kitap ya da metnin kenarına yazılan)

  • monograph/ˈmɑːnəɡræf/

    monografi, tek bir konuyu ayrıntılı inceleyen eser

  • nihilism/ˈnaɪɪlɪzəm/

    nihilizm; hayatın, değerlerin ve gerçekliğin anlamdan yoksun olduğunu savunan felsefi tutum

  • obdurate/ˈɑːbdərət/

    inatçı, taş kalpli; ikna ya da merhamete kapalı biçimde kararlı; duygusal yönden sert

  • obfuscate/ˈɑːbfəskeɪt/

    kasıtlı olarak belirsizleştirmek, anlaşılmasını güçleştirmek; (bir şeyi) karartmak, muğlaklaştırmak

  • oligarchy/ˈɑːlɪɡɑːrki/

    oligarşi (küçük ve ayrıcalıklı bir grubun gücü elinde bulundurduğu yönetim biçimi veya bu yönetimi elinde tutan grup)

  • ombudsman/ˈɑːmbʊdzmən/

    kamu denetçisi, ombudsman

  • ontology/ɑːnˈtɑːlədʒi/

    ontoloji; varlığın doğasını ve temel yapısını inceleyen felsefe dalı

  • opacity/oʊˈpæsəti/

    anlaşılmazlık, kapalılık (metin, sistem)

  • ostensibly/ɑːˈstɛnsəbli/

    görünüşte, sözde

  • parenthetical/ˌpærənˈθɛtɪkəl/

    ara söz niteliğinde, cümleye arada eklenen

  • pellucid/pəˈluːsɪd/

    kristal berraklığında; (düzyazı, düşünce, su vb. için) son derece açık ve anlaşılır

  • perfidious/pərˈfɪdiəs/

    hain, gaddar; güven ve sadakati kasıtlı olarak çiğneyen; ihanete meyilli

  • pernicious/pərˈnɪʃəs/

    sinsi ve yıkıcı biçimde zararlı; etkisi hemen belli olmayan ama zamanla ciddi hasar veren

  • perpetually/pərˈpetʃuəli/

    sürekli, durmadan, hep

  • phenomenology/fɪˌnɑːmɪˈnɑːlədʒi/

    fenomenoloji; deneyimlerin bilinçte nasıl göründüğünü, öznel yaşanmışlığı inceleyen felsefi yöntem

  • plenary/ˈpliːnəri/

    genel kurul oturumu (bütün katılımcıların katıldığı)

  • pluralism/ˈplʊərəlɪzəm/

    çoğulculuk (bir toplumda farklı siyasi partilerin, dinlerin, kültürlerin veya görüşlerin bir arada var olabilmesi ve bunun değerli görülmesi)

  • polemical/pəˈlɛmɪkəl/

    polemik niteliğinde, tartışmacı; güçlü biçimde karşı çıkan ya da saldırgan bir argüman içeren

  • pragmatically/præɡˈmætɪkli/

    gerçekçi bir şekilde, işe yarar biçimde

  • pragmatism/ˈpræɡmətɪzəm/

    pragmatizm; bir fikrin ya da eylemin pratik sonuçlarına ve işe yararlılığına göre değerlendirilmesi gerektiğini savunan felsefi yaklaşım

  • presuppose/ˌpriːsəˈpoʊz/

    önceden varsaymak, (bir şeyin varlığını) ön koşul saymak

  • provenance/ˈprɑːvənəns/

    köken, kaynak, menşe (eser, nesne)

  • quotative/ˈkwoʊtətɪv/

    aktarma belirteci (birinin sözünü aktaran ifade)

  • ratification/ˌrætɪfɪˈkeɪʃən/

    onaylama, onay (antlaşma, sözleşme)

  • recalcitrant/rɪˈkælsɪtrənt/

    itaatsiz, söz dinlemez; otorite ya da kurallara karşı direnen, kontrol edilmesi güç

  • recalibrate/riːˈkæləbreɪt/

    (plan, beklenti) yeniden ayarlamak, gözden geçirip değiştirmek

  • recalibration/ˌriːkæləˈbreɪʃən/

    yeniden ayarlama, gözden geçirip değiştirme

  • redact/rɪˈdækt/

    karartmak, sansürlemek (belgedeki gizli bilgiyi)

  • refutation/ˌrefjuˈteɪʃən/

    çürütme, (bir iddianın) yanlışlığını gösterme

  • replication/ˌreplɪˈkeɪʃən/

    tekrarlama, yineleme (bir deneyin aynı sonucu verip vermediğini görmek için)

  • reproach/rɪˈproʊtʃ/

    sitem, kınama, ayıplama

  • restatement/riːˈsteɪtmənt/

    yeniden ifade etme, başka sözlerle tekrar

  • resumptive/rɪˈzʌmptɪv/

    yineleyici, önceki öğeyi yeniden anan (zamir)

  • secretariat/ˌsekrəˈteriət/

    sekreterlik, genel sekreterlik (kurumun idari birimi)

  • silt/sɪlt/

    mil, alüvyon (suyun taşıyıp biriktirdiği ince çamur)

  • soliloquy/səˈlɪləkwi/

    iç ses, monolog; bir tiyatro karakterinin düşüncelerini seyirciye yüksek sesle ifade ettiği sahne

  • sovereign/ˈsɑːvrən/

    egemen, bağımsız (devlet)

  • specious/ˈspiːʃəs/

    görünürde makul ama özünde yanıltıcı; yüzeysel olarak geçerli görünen fakat temelsiz olan

  • subversive/səbˈvɜːrsɪv/

    yıkıcı, düzeni bozucu (yerleşik bir sistemi, iktidarı veya kurumu içten çürütmeye ya da devirmeye yönelik)

  • sycophant/ˈsɪkəfænt/

    yaltakçı, dalkavuk; çıkar sağlamak için güçlülere aşırı biçimde yaranmaya çalışan kişi

  • tautology/tɔːˈtɑːlədʒi/

    totoloji; bir ifadenin yalnızca kendini tekrar etmesi; mantıkta her koşulda doğru olan önerme

  • teleological/ˌtɛliəˈlɑːdʒɪkəl/

    teleolojik; olayları son amaca veya hedefe göre açıklayan; amaçbilimsel

  • tendentious/tɛnˈdɛnʃəs/

    belirli bir amacı ya da bakış açısını desteklemek için yazılmış veya tasarlanmış; taraflı, yönlendirici

  • tenor/ˈtenər/

    genel ton, genel hava (konuşma, yazı, tartışma)

  • totalitarian/toʊˌtæləˈteriən/

    totaliter (devletin bireylerin kamusal ve özel yaşamının her alanını denetim altında tuttuğu siyasi sistemi tanımlayan)

  • unredacted/ˌʌnrɪˈdæktɪd/

    karartılmamış, sansürsüz (belge)

  • vernacular/vərˈnækjələr/

    halk dili, yerel dil; bir toplumun ya da grubun günlük konuşmada kullandığı, resmi olmayan dil

  • vicarious/vaɪˈkɛriəs/

    dolaylı yoldan yaşanan ya da hissedilen; başkasının deneyimi aracılığıyla duyulan

  • watermark/ˈwɔːtərmɑːrk/

    filigran (kâğıtta ya da dijital görselde silik işaret)

  • xenophobia/ˌzenəˈfoʊbiə/

    yabancı düşmanlığı, zenofobi (yabancılara veya farklı kültürlerden insanlara karşı duyulan yoğun korku ya da nefret)

  • zeitgeist/ˈzaɪtɡaɪst/

    dönemin ruhu, çağın havası (belirli bir tarihsel döneme özgü hâkim düşünce, inanç ve kültürel iklim)

  • zombie noun/ˈzɑːmbi naʊn/

    isimleşmiş fiil ya da sıfat (metni ağırlaştıran soyut isim)

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler