C1 seviye İngilizce kelimeler
807 kelime, abece sırasıyla. Her kelimenin sayfasında okunuşu, örnek cümleleri ve kullanım notu var.
- abdomen/ˈæbdəmən/
karın
- abdominal/æbˈdɑːmɪnəl/
karınla ilgili, karın (tamlamada)
- abnormality/ˌæbnɔːrˈmæləti/
anormallik, bozukluk
- abolish/əˈbɑːlɪʃ/
(yasa, kurum, uygulama) kaldırmak, ilga etmek
- abrupt/əˈbrʌpt/
ani, birden olan, beklenmedik
- absorption/əbˈzɔːrpʃən/
emilim, emme
- abundance/əˈbʌndəns/
bolluk; (ekolojide) bir türün bir alandaki sayısı
- abundant/əˈbʌndənt/
bol, çok miktarda bulunan
- accelerate/əkˈsɛləreɪt/
hızlandırmak, hızlanmak (süreç)
- acceleration/əkˌseləˈreɪʃən/
ivme
- accumulate/əˈkjuːmjəleɪt/
birikmek; biriktirmek
- acknowledge/əkˈnɑːlɪdʒ/
kabul etmek, teslim etmek; farkında olduğunu belirtmek
- acknowledgement/əkˈnɑːlɪdʒmənt/
kabul, kabul etme
- acquaintance/əˈkweɪntəns/
tanıdık, tanış
- acquisition/ˌækwɪˈzɪʃən/
satın alma, devralma (şirket); edinilen şey
- acute/əˈkjuːt/
akut, ani başlayan (hastalık)
- adaptation/ˌædæpˈteɪʃən/
uyum, adaptasyon (canlının çevresine uyumu ya da bunu sağlayan özellik)
- adaptive/əˈdæptɪv/
uyarlanabilir, uyum sağlayan
- adhere/ədˈhɪr/
(kurala, ilkeye) bağlı kalmak, uymak
- adjacent/əˈdʒeɪsənt/
bitişik, yan yana, komşu
- adjourn/əˈdʒɜːrn/
ertelemek, ara vermek (toplantı, duruşma)
- administer/ədˈmɪnɪstər/
(ilaç, tedavi) vermek, uygulamak
- adolescence/ˌædəˈlɛsəns/
ergenlik, ergenlik dönemi
- adverse/ædˈvɜːrs/
olumsuz, istenmeyen, zararlı
- advocate/ˈædvəkeɪt/
savunmak, desteklemek (bir görüşü, yöntemi)
- affluent/ˈæfluənt/
varlıklı, müreffeh (maddi açıdan rahat veya zengin)
- aggravate/ˈæɡrəveɪt/
kötüleştirmek, ağırlaştırmak
- ailment/ˈeɪlmənt/
rahatsızlık, hafif hastalık
- airway/ˈɛrweɪ/
solunum yolu, hava yolu
- albeit/ɔːlˈbiːɪt/
-se de, gerçi, her ne kadar … olsa da
- algae/ˈældʒiː/
algler, su yosunları
- algorithm/ˈælɡərɪðəm/
algoritma (belirli bir problemi çözmek için izlenen adım adım işlem dizisi)
- alleviate/əˈliːvieɪt/
hafifletmek, azaltmak (acı, sıkıntı)
- allocate/ˈæləkeɪt/
tahsis etmek, ayırmak, paylaştırmak
- alternating/ˈɔːltərneɪtɪŋ/
alternatif (akım), dönüşümlü
- altitude/ˈæltɪtuːd/
yükseklik, irtifa (deniz seviyesine göre)
- ambiguity/ˌæmbɪˈɡjuːəti/
belirsizlik, muğlaklık, birden çok anlama gelme
- ambivalence/æmˈbɪvələns/
aynı anda zıt duygular besleme, ikircikli his, kararsızlık
- amend/əˈmɛnd/
(yasa, metin) değiştirmek, düzeltmek
- amendment/əˈmendmənt/
değişiklik, tadil (yasa, sözleşme, belge)
- amino acid/əˌmiːnoʊ ˈæsɪd/
amino asit
- amplify/ˈæmpləfaɪ/
(sinyal, ses) yükseltmek, güçlendirmek
- analytical/ˌænəˈlɪtɪkəl/
analitik, çözümleyici
- anchor/ˈæŋkər/
çapa, demir (gemi)
- anesthesia/ˌænəsˈθiːʒə/
anestezi, uyuşturma
- anguish/ˈæŋɡwɪʃ/
derin acı, ıstırap, büyük sıkıntı
- annotate/ˈænəteɪt/
not düşmek, açıklama eklemek
- anomaly/əˈnɑːməli/
anomali, sapma, olağan dışılık
- anthropologist/ˌænθrəˈpɑːlədʒɪst/
antropolog, insanbilimci
- antibody/ˈæntɪbɑːdi/
antikor
- apparatus/ˌæpəˈrætəs/
düzenek, aygıt, alet takımı
- appendix/əˈpɛndɪks/
ek (kitap, rapor sonunda)
- apprehension/ˌæprɪˈhenʃən/
kaygı, endişe, yaklaşan bir şeyden duyulan korku
- aquatic/əˈkwɑːtɪk/
suda yaşayan, suyla ilgili
- arbitrary/ˈɑːrbɪtrɛri/
keyfî, gelişigüzel, gerekçesiz
- archivist/ˈɑːrkɪvɪst/
arşivci, arşiv uzmanı
- arguably/ˈɑːrɡjuəbli/
muhtemelen, rahatlıkla söylenebilir ki (savunulabilir bir görüş olarak)
- artery/ˈɑːrtəri/
atardamar, arter
- artifact/ˈɑːrtɪfækt/
eser, buluntu (insan yapımı tarihî nesne)
- artificial/ˌɑːrtɪˈfɪʃəl/
yapay (insan eli veya teknoloji tarafından üretilmiş, doğal olmayan)
- assertion/əˈsɜːrʃən/
iddia, kesin ifade, öne sürme
- attribute/əˈtrɪbjuːt/
(bir sonucu bir nedene) bağlamak, -den kaynaklandığını söylemek
- attribution/ˌætrɪˈbjuːʃən/
atfetme, (eser, sözün) birine mal edilmesi
- audit/ˈɔːdɪt/
denetim, teftiş (özellikle mali)
- auditor/ˈɔːdɪtər/
denetçi (mali), murakıp
- authoritative/əˈθɔːrəteɪtɪv/
güvenilir, yetkin, kaynak niteliğinde (bilgi, kitap)
- autonomous/ɔːˈtɑːnəməs/
otonom, özerk (insan müdahalesi olmaksızın bağımsız hareket eden veya karar veren)
- autonomy/ɔːˈtɑːnəmi/
özerklik, bağımsız karar verme yetkisi (kişi, çalışan)
- axis/ˈæksɪs/
eksen (dönme ekseni)
- bacterial/bækˈtɪriəl/
bakteriyel, bakterilerin yol açtığı
- ballot/ˈbælət/
oy pusulası
- barter/ˈbɑːrtər/
takas, mal karşılığı mal değişimi
- base/beɪs/
baz (kimya)
- binding/ˈbaɪndɪŋ/
bağlayıcı, uyulması zorunlu
- bite the bullet/ˌbaɪt ðə ˈbʊlɪt/
dişini sıkıp katlanmak, (ertelenen zor işi) sonunda yapmak
- bloodstream/ˈblʌdstriːm/
kan dolaşımı, kan
- blur/blɜːr/
bulanıklık, net görülemeyen ya da hatırlanamayan şey
- breach/briːtʃ/
ihlal, çiğneme (kural, sözleşme, yasa)
- breakthrough/ˈbreɪkθruː/
atılım, çığır açan buluş, büyük ilerleme
- bring about/ˌbrɪŋ əˈbaʊt/
yol açmak, neden olmak, gerçekleştirmek
- bring on/ˌbrɪŋ ˈɑːn/
tetiklemek, başlatmak, yol açmak (bir hastalığı ya da belirtiyi)
- brittle/ˈbrɪtəl/
kırılgan, gevrek (eğilmeden kırılan)
- broadly/ˈbrɔːdli/
genel olarak, ana hatlarıyla
- burden/ˈbɜːrdən/
yük, külfet (sorumluluk, maliyet)
- bureaucracy/bjʊˈrɑːkrəsi/
bürokrasi (karmaşık resmi kural ve süreçlere dayalı yönetim sistemi veya bu sistemin neden olduğu kırtasiyecilik)
- burial/ˈberiəl/
gömme, defin
- by-product/ˈbaɪˌprɑːdʌkt/
yan ürün
- campaigner/kæmˈpeɪnər/
kampanyacı, bir amaç için mücadele eden kişi
- carrier/ˈkæriər/
taşıyıcı (gen ya da hastalık)
- catalyst/ˈkætəlɪst/
katalizör
- catharsis/kəˈθɑːrsɪs/
duygusal arınma, bastırılmış duyguların dışa vurulmasıyla elde edilen rahatlama
- causal/ˈkɔːzəl/
nedensel, neden-sonuç ilişkisi olan
- census/ˈsɛnsəs/
nüfus sayımı
- chamber/ˈtʃeɪmbər/
oda müziği (chamber music); oda
- characterize/ˈkærəktəraɪz/
nitelendirmek, tanımlamak
- charter/ˈtʃɑːrtər/
tüzük, şart, temel belge
- cherish/ˈtʃerɪʃ/
çok değer vermek, üstüne titremek
- cholera/ˈkɑːlərə/
kolera
- chord/kɔːrd/
akor
- chromosome/ˈkroʊməsoʊm/
kromozom
- chronology/krəˈnɑːlədʒi/
kronoloji, olayların zaman sırası
- circuit/ˈsɜːrkɪt/
devre (elektrik)
- circulate/ˈsɜːrkjəleɪt/
dağıtmak (belge); yayılmak (haber, söylenti)
- civic/ˈsɪvɪk/
yurttaşlıkla ilgili, yurttaşlık
- clarification/ˌklærəfɪˈkeɪʃən/
açıklama, netleştirme
- cleft sentence/ˌkleft ˈsentəns/
vurgu cümlesi, yarık cümle (It is ... that / What ... is ile vurgu)
- clinical/ˈklɪnɪkəl/
klinik (hastaların tedavisi ve gözlemiyle ilgili)
- clinician/klɪˈnɪʃən/
klinisyen, hastayla doğrudan çalışan sağlık uzmanı
- clot/klɑːt/
pıhtı
- cluster/ˈklʌstər/
küme, öbek, grup
- coalition/ˌkoʊəˈlɪʃən/
koalisyon, (partiler arası) ortaklık
- coherence/koʊˈhɪrəns/
tutarlılık, bütünlük (düşünce, metin)
- cohesion/koʊˈhiːʒən/
uyum, bütünleşme (bir grubun veya toplumun sıkı sıkıya birlikte durması; parçaların bir arada tutunması)
- cohort/ˈkoʊhɔːrt/
dönem, grup (aynı zamanda başlayan öğrenci ya da kişiler)
- coil/kɔɪl/
bobin, sarmal
- coincide/ˌkoʊɪnˈsaɪd/
çakışmak, aynı zamana denk gelmek
- collaborate/kəˈlæbəreɪt/
iş birliği yapmak, birlikte çalışmak
- collective/kəˈlɛktɪv/
ortak, toplu, kolektif
- collectively/kəˈlɛktɪvli/
topluca, ortaklaşa, hep birlikte
- collide/kəˈlaɪd/
çarpışmak
- colloquial/kəˈloʊkwiəl/
günlük konuşma diline ait
- colony/ˈkɑːləni/
koloni, sömürge (başka bir ülkenin yönettiği toprak)
- combat/kəmˈbæt/
savaşmak, mücadele etmek
- come about/kʌm əˈbaʊt/
meydana gelmek, gerçekleşmek, ortaya çıkmak
- come down with/ˌkʌm ˈdaʊn wɪð/
(bulaşıcı, genellikle hafif bir hastalığa) yakalanmak
- commentary/ˈkɑːmənˌtɛri/
yorum, değerlendirme (yazılı ya da sözlü)
- commission/kəˈmɪʃən/
sipariş iş, ısmarlama eser
- communal/kəˈmjuːnəl/
ortak, topluluğa ait, paylaşılan
- compact/kəmˈpækt/
sıkı, sıkışık, aralıksız
- comparatively/kəmˈperətɪvli/
görece, nispeten
- compensate/ˈkɑːmpənseɪt/
telafi etmek, dengelemek, açığı kapatmak
- compensation/ˌkɑːmpənˈseɪʃən/
tazminat, zararın karşılanması
- competence/ˈkɑːmpɪtəns/
yeterlik, yetkinlik, beceri
- compile/kəmˈpaɪl/
derlemek, (bilgiyi) toplayıp düzenlemek
- compliance/kəmˈplaɪəns/
uyum, kurallara uyma
- complication/ˌkɑːmpləˈkeɪʃən/
komplikasyon, ek sorun (hastalıkta ya da ameliyatta)
- comply/kəmˈplaɪ/
uymak (kurala, talimata)
- composition/ˌkɑːmpəˈzɪʃən/
bileşim, yapı (neyden oluştuğu)
- compound/ˈkɑːmpaʊnd/
bileşik (kimya); birleşik sözcük
- compress/kəmˈprɛs/
sıkıştırmak, baskı yapmak, basmak
- compression/kəmˈprɛʃən/
sıkıştırma, sıkışma; basınç (yapı malzemesinde)
- comprise/kəmˈpraɪz/
(parçalardan) oluşmak, kapsamak
- conceal/kənˈsiːl/
gizlemek, saklamak
- concede/kənˈsiːd/
kabullenmek, (istemeyerek) kabul etmek
- concession/kənˈseʃən/
taviz, ödün
- concessive/kənˈsesɪv/
karşıtlık / ödün bildiren (although, even though vb.)
- conclusive/kənˈkluːsɪv/
kesin, şüpheye yer bırakmayan, kanıtlayıcı
- condense/kənˈdɛns/
yoğuşmak; yoğuşturmak
- confine/kənˈfaɪn/
sınırlamak, sınırlı tutmak (bir alanla ya da konuyla)
- conform/kənˈfɔːrm/
(gruba, kurala) uymak, uyum göstermek
- conformity/kənˈfɔːrməti/
uyma, uyumculuk, gruba uyum
- confront/kənˈfrʌnt/
yüzleşmek, (birinin) karşısına dikilip hesap sormak
- connotation/ˌkɑːnəˈteɪʃən/
çağrışım; bir kelimenin sözlük dışı duygusal ya da kültürel çağrışımı
- consciously/ˈkɑːnʃəsli/
bilinçli olarak, farkında olarak; bile bile
- consecutive/kənˈsɛkjətɪv/
art arda, ardışık, üst üste
- consensus/kənˈsɛnsəs/
uzlaşı, fikir birliği
- consent/kənˈsɛnt/
onay, izin, rıza
- conservator/kənˈsɜːrvətər/
restoratör, eser koruma uzmanı
- conserve/kənˈsɜːrv/
tasarruflu kullanmak, idareli harcamak (enerji, su, güç)
- consolidate/kənˈsɑːlɪdeɪt/
pekiştirmek, sağlamlaştırmak
- constitute/ˈkɑːnstɪtuːt/
oluşturmak, teşkil etmek
- constitutional/ˌkɑːnstɪˈtuːʃənəl/
anayasal, anayasaya ait ya da uygun
- constraint/kənˈstreɪnt/
kısıt, sınırlama
- contagious/kənˈteɪdʒəs/
bulaşıcı (temasla kişiden kişiye geçen)
- contaminate/kənˈtæmɪneɪt/
kirletmek, bulaştırmak (zararlı madde, mikrop)
- contempt/kənˈtempt/
hor görme, aşağılama, küçümseme
- contraction/kənˈtrækʃən/
kasılma
- contradiction/ˌkɑːntrəˈdɪkʃən/
çelişki, tutarsızlık
- contradictory/ˌkɑːntrəˈdɪktəri/
çelişkili, birbirini tutmayan
- contributor/kənˈtrɪbjətər/
katkıda bulunan kişi ya da etken
- controversy/ˈkɑːntrəvɜːrsi/
tartışma, anlaşmazlık; kamuoyunu ikiye bölen mesele
- convene/kənˈviːn/
toplanmak; toplantıya çağırmak
- convention/kənˈvɛnʃən/
teamül, yerleşik uygulama, gelenek
- conversely/kənˈvɜːrsli/
tersine, öte yandan (karşıt durumu tanıtırken)
- conviction/kənˈvɪkʃən/
kanaat, inanç; kendinden emin olma
- cord/kɔːrd/
kordon, tel biçimli yapı (omurilik, ses telleri, göbek kordonu)
- corporate/ˈkɔːrpərət/
kurumsal, şirkete ait
- correlate/ˈkɔːrəleɪt/
ilişkili olmak, bağıntılı olmak
- corroborate/kəˈrɑːbəreɪt/
doğrulamak, teyit etmek (bağımsız kanıtla)
- corrupt/kəˈrʌpt/
yozlaşmış, rüşvetçi
- counsel/ˈkaʊnsəl/
öğüt, tavsiye, danışmanlık
- counteract/ˌkaʊntərˈækt/
etkisini gidermek, karşı etki yapmak
- courtroom/ˈkɔːrtruːm/
mahkeme salonu, duruşma salonu
- craftsman/ˈkræftsmən/
zanaatkâr, usta
- crust/krʌst/
yerkabuğu
- cue/kjuː/
ipucu, işaret
- cultivate/ˈkʌltɪveɪt/
(toprağı) işlemek, ekip biçmek; (bitki) yetiştirmek
- curb/kɜːrb/
dizginlemek, sınırlamak, frenlemek
- cybersecurity/ˌsaɪbərsɪˈkjʊərɪti/
siber güvenlik (dijital sistem, ağ ve verilerin saldırılardan korunması)
- dangle/ˈdæŋɡəl/
sarkmak, sallanmak; sarkıtmak
- darkroom/ˈdɑːrkruːm/
karanlık oda (fotoğraf banyosu için)
- dean/diːn/
dekan
- decompose/ˌdiːkəmˈpoʊz/
çürümek, ayrışmak
- deduce/dɪˈduːs/
tümdengelimle sonuç çıkarmak, mantıksal çıkarım yapmak
- deem/diːm/
saymak, addetmek, kabul etmek
- default/dɪˈfɔːlt/
varsayılan (ayar, seçenek)
- defendant/dɪˈfendənt/
sanık; davalı
- defensible/dɪˈfɛnsəbəl/
savunulabilir, haklı gösterilebilir
- defer/dɪˈfɜːr/
ertelemek, sonraya bırakmak
- deficiency/dɪˈfɪʃənsi/
eksiklik, yetersizlik
- deflect/dɪˈflekt/
saptırmak, yönünü değiştirmek
- degrade/dɪˈɡreɪd/
bozunmak, ayrışmak; bozundurmak
- delegation/ˌdɛlɪˈɡeɪʃən/
heyet, delegasyon
- deliberation/dɪˌlɪbəˈreɪʃən/
müzakere, enine boyuna düşünme ve tartışma
- demographic/ˌdeməˈɡræfɪk/
demografik grup, nüfus dilimi (yaş, cinsiyet, gelir gibi özelliklere göre tanımlanan insan grubu)
- denial/dɪˈnaɪəl/
inkâr, yalanlama; (gerçeği) kabullenmeme
- density/ˈdɛnsəti/
yoğunluk (kütle/hacim)
- dependence/dɪˈpɛndəns/
bağımlılık, bağlı olma (başka birine, bir şeye)
- depict/dɪˈpɪkt/
tasvir etmek, betimlemek, resmetmek
- deplete/dɪˈpliːt/
tüketmek, azaltmak (bir kaynağı)
- depletion/dɪˈpliːʃən/
tükenme, azalma
- deploy/dɪˈplɔɪ/
devreye almak, kullanıma sunmak (yazılım, sistem)
- deprive/dɪˈpraɪv/
yoksun bırakmak, mahrum etmek
- derive/dɪˈraɪv/
elde etmek, almak (bir kaynaktan)
- descent/dɪˈsent/
iniş (aşağı doğru hareket ya da yol)
- destitute/ˈdestɪtuːt/
yoksul, muhtaç (temel ihtiyaçlarını karşılayacak hiçbir kaynağı olmayan)
- deter/dɪˈtɜːr/
caydırmak, vazgeçirmek
- deteriorate/dɪˈtɪriəreɪt/
kötüleşmek, bozulmak
- detrimental/ˌdetrɪˈmentəl/
zararlı, olumsuz etkili
- deviate/ˈdiːvieɪt/
sapmak, (kuraldan, plandan) ayrılmak
- diagnosis/ˌdaɪəɡˈnoʊsɪs/
teşhis, tanı
- dietary/ˈdaɪəteri/
beslenmeyle ilgili, diyete ait
- digestive/daɪˈdʒɛstɪv/
sindirimle ilgili, sindirim (sistemi vb.)
- dilemma/dɪˈlɛmə/
ikilem, çıkmaz; iki zor seçenek arasında kalma durumu
- diligence/ˈdɪlɪdʒəns/
çalışkanlık, titizlik, özen
- diminish/dɪˈmɪnɪʃ/
azalmak, zayıflamak; azaltmak
- discard/dɪˈskɑːrd/
atmak, elden çıkarmak (artık işe yaramayan şeyi)
- disclose/dɪsˈkloʊz/
açıklamak, ifşa etmek (gizli bilgiyi)
- disclosure/dɪsˈkloʊʒər/
açıklama, ifşa, bilgi verme
- discourse/ˈdɪskɔːrs/
söylem; belirli bir konuya ya da topluma özgü yazılı/sözlü dil kullanımı; tartışma, diyalog
- discrepancy/dɪˈskrɛpənsi/
tutarsızlık, uyuşmazlık, fark
- dismantle/dɪsˈmæntəl/
sökmek, parçalarına ayırmak
- disparity/dɪˈspærɪti/
eşitsizlik, uçurum (iki şey arasındaki belirgin fark veya dengesizlik)
- disperse/dɪˈspɜːrs/
dağılmak, yayılmak; dağıtmak
- displace/dɪsˈpleɪs/
yerinden etmek, yerini değiştirmek
- disprove/dɪsˈpruːv/
yanlışlığını kanıtlamak, çürütmek
- disrupt/dɪsˈrʌpt/
bozmak, sekteye uğratmak, aksatmak
- disruption/dɪsˈrʌpʃən/
bozulma, aksama, kesinti
- dissent/dɪˈsɛnt/
muhalefet, farklı görüş, karşı çıkma
- dissertation/ˌdɪsərˈteɪʃən/
tez, bitirme tezi
- distinction/dɪˈstɪŋkʃən/
ayrım, fark
- distortion/dɪˈstɔːrʃən/
çarpıtma, saptırma (gerçek, bilgi)
- diversify/dɪˈvɜːrsɪfaɪ/
çeşitlendirmek, çeşitlenmek
- do away with/ˌduː əˈweɪ wɪð/
kaldırmak, son vermek, ortadan kaldırmak
- doctrine/ˈdɑːktrɪn/
doktrin, öğreti, ilke bütünü
- dominant/ˈdɑːmɪnənt/
baskın, egemen, hâkim
- dosage/ˈdoʊsɪdʒ/
dozaj, ilacın miktarı ve alınma sıklığı
- dossier/ˈdɑːsieɪ/
dosya, belge dosyası (bir kişi ya da konu hakkında toplanmış belgeler)
- downturn/ˈdaʊntɜːrn/
durgunluk, gerileme, düşüş (ekonomide, satışta)
- draw on/drɔː ɑːn/
yararlanmak, başvurmak (kaynak, deneyim, bilgi)
- droplet/ˈdrɑːplət/
damlacık, küçük damla
- duplicate/ˈduːplɪkeɪt/
kopyalamak, çoğaltmak; (gereksizce) tekrarlamak
- durable/ˈdʊrəbəl/
dayanıklı, sağlam
- dusk/dʌsk/
alacakaranlık, akşam karanlığı
- dynasty/ˈdaɪnəsti/
hanedan
- eagerness/ˈiːɡərnəs/
heves, istek, şevk
- echo/ˈekoʊ/
yankı
- ecologist/iˈkɑːlədʒɪst/
ekolog, ekoloji bilimcisi
- editorial/ˌedɪˈtɔːriəl/
başyazı, gazetenin görüş yazısı
- effortless/ˈefərtləs/
zahmetsiz, çaba gerektirmeyen; kolaylıkla yapılan
- elation/ɪˈleɪʃən/
büyük sevinç, coşku, ruh yüksekliği
- elevate/ˈeləveɪt/
yükseltmek, artırmak (düzey, değer)
- eliminate/ɪˈlɪmɪneɪt/
ortadan kaldırmak, yok etmek
- ellipsis/ɪˈlɪpsɪs/
eksilti (tekrarlanan sözcüğü düşürme)
- eloquent/ˈɛləkwənt/
güzel ve etkili konuşan ya da yazan; akıcı, belagatli
- embargo/ɪmˈbɑːrɡoʊ/
ambargo, ticaret yasağı
- embed/ɪmˈbɛd/
yerleştirmek, gömmek, içine oturtmak
- embody/ɪmˈbɑːdi/
somutlaştırmak, temsil etmek, (bir fikrin) vücut bulmuş hâli olmak
- emergence/ɪˈmɜːrdʒəns/
ortaya çıkış, belirme
- emigration/ˌemɪˈɡreɪʃən/
dışarıya göç, yurt dışına göç (ülkeden ayrılma)
- emit/iˈmɪt/
salmak, yaymak (gaz, ışık, ısı, ses)
- emphatic/ɪmˈfætɪk/
kesin, açık ve güçlü (ifade); vurgulu
- encompass/ɪnˈkʌmpəs/
kapsamak, içine almak
- encryption/ɪnˈkrɪpʃən/
şifreleme (verilerin yetkisiz erişime karşı kodlanması)
- endorse/ɪnˈdɔːrs/
onaylamak, desteklemek (açıkça)
- endorsement/ɪnˈdɔːrsmənt/
onay, destek (açıkça verilen)
- endure/ɪnˈdʊr/
katlanmak, dayanmak
- enforce/ɪnˈfɔːrs/
(yasa, kural) uygulamak, uygulatmak, yaptırımla işletmek
- entail/ɪnˈteɪl/
gerektirmek, içermek, beraberinde getirmek
- enterprise/ˈentərpraɪz/
işletme, şirket
- enzyme/ˈenzaɪm/
enzim
- episode/ˈepəsoʊd/
nöbet, atak (bir hastalığın tekrarlayan dönemi)
- equivalent/ɪˈkwɪvələnt/
eşdeğer, karşılık
- erode/ɪˈroʊd/
aşındırmak, aşınmak
- erosion/ɪˈroʊʒən/
erozyon, aşınma (toprak, kaya, kıyı)
- erupt/ɪˈrʌpt/
püskürmek, (yanardağ) faaliyete geçmek
- eruption/ɪˈrʌpʃən/
püskürme (yanardağ)
- euphoria/juːˈfɔːriə/
aşırı mutluluk ve coşku duygusu, öfori
- evaporation/ɪˌvæpəˈreɪʃən/
buharlaşma
- evidently/ˈevɪdəntli/
anlaşılan, görünüşe göre (eldeki bilgiye bakılırsa)
- exacerbate/ɪɡˈzæsərbeɪt/
şiddetlendirmek, kötüleştirmek (zaten var olan bir sorunu)
- excavate/ˈekskəveɪt/
kazı yapmak, kazıp ortaya çıkarmak (arkeoloji)
- excavation/ˌekskəˈveɪʃən/
kazı (arkeolojik)
- exceed/ɪkˈsiːd/
aşmak, geçmek (bir sınırı, miktarı)
- excess/ˈekses/
fazlalık, aşırı miktar
- excessive/ɪkˈsesɪv/
aşırı, gereğinden fazla
- exempt/ɪɡˈzɛmpt/
muaf, (yükümlülükten) bağışık
- exert/ɪɡˈzɜːrt/
uygulamak, göstermek (etki, baskı, kuvvet)
- expenditure/ɪkˈspɛndɪtʃər/
harcama, gider
- explanatory/ɪkˈsplænəˌtɔːri/
açıklayıcı
- explicitly/ɪkˈsplɪsɪtli/
açıkça, açık açık
- exploit/ɪkˈsplɔɪt/
yararlanmak, değerlendirmek, en iyi biçimde kullanmak
- exponential/ˌekspəˈnenʃəl/
üstel, katlanarak artan (her adımda bir öncekiyle çarpım yoluyla büyüyen)
- exporter/ɪkˈspɔːrtər/
ihracatçı (kişi, şirket ya da ülke)
- extract/ɪkˈstrækt/
çıkarmak, elde etmek (bir maddeyi içinden)
- facilitate/fəˈsɪlɪteɪt/
kolaylaştırmak, mümkün kılmak
- factual/ˈfæktʃuəl/
olgusal, gerçeklere dayalı
- fallacy/ˈfæləsi/
yanılgı, mantık hatası; yanlış ama yaygın inanç
- fatigue/fəˈtiːɡ/
yorgunluk, bitkinlik
- feasibility/ˌfiːzəˈbɪləti/
uygulanabilirlik, yapılabilirlik, fizibilite
- feasible/ˈfiːzəbəl/
uygulanabilir, yapılabilir, mümkün
- fell/fel/
(ağaç) kesmek, devirmek
- fertile/ˈfɜːrtəl/
verimli, bereketli (toprak)
- fieldwork/ˈfiːldwɜːrk/
saha çalışması, alan araştırması
- fight off/ˌfaɪt ˈɔːf/
(hastalığı) savuşturmak, yenmek
- figurative/ˈfɪɡjərətɪv/
mecazi, mecaz anlamlı
- finite/ˈfaɪnaɪt/
sınırlı, sonlu
- flaw/flɔː/
kusur, zayıf nokta (fikirde, planda, sistemde)
- fleet/fliːt/
filo (aynı kuruma ait araçlar, gemiler, uçaklar)
- flicker/ˈflɪkər/
titreşmek, yanıp sönmek (ışık, alev)
- flourish/ˈflɜːrɪʃ/
gelişmek, serpilmek, parlak bir dönem yaşamak
- fluctuate/ˈflʌktʃueɪt/
dalgalanmak, inip çıkmak
- footage/ˈfʊtɪdʒ/
görüntü kaydı, (filme/kameraya alınmış) görüntüler
- foreman/ˈfɔːrmən/
ustabaşı, işçi şefi
- forge/fɔːrdʒ/
sahtesini yapmak, taklit etmek (imza, belge, para)
- formulate/ˈfɔːrmjəleɪt/
(kuram, hipotez, görüş) ortaya koymak, formüle etmek
- foster/ˈfɑːstər/
geliştirmek, desteklemek, teşvik etmek
- fraction/ˈfrækʃən/
küçük bir kısım, çok az bir bölüm
- fracture/ˈfræktʃər/
kırık (kemikte)
- frail/freɪl/
güçsüz, zayıf, narin (yaşlı ya da hasta kişi)
- framework/ˈfreɪmwɜːrk/
çerçeve (kurallar, fikirler, yapı)
- fraud/frɔːd/
dolandırıcılık, sahtekârlık
- frequency/ˈfriːkwənsi/
frekans
- fuse/fjuːz/
kaynaşmak, birleşmek; kaynaştırmak
- generational/ˌdʒenəˈreɪʃənəl/
kuşaklar arası, kuşaklara ait
- genome/ˈdʒiːnoʊm/
genom (bir organizmanın tüm genetik bilgisini içeren DNA dizisi)
- gland/ɡlænd/
bez, salgı bezi
- glaze/ɡleɪz/
sır (seramikte parlak kaplama)
- glucose/ˈɡluːkoʊs/
glikoz
- governance/ˈɡʌvərnəns/
yönetişim, yönetim biçimi
- grasp/ɡræsp/
kavramak, anlamak
- gravel/ˈɡrævəl/
çakıl, mıcır
- gravitational/ˌɡrævəˈteɪʃənəl/
kütleçekimsel, yerçekimine ilişkin
- groundwater/ˈɡraʊndwɔːtər/
yeraltı suyu
- gust/ɡʌst/
ani ve sert rüzgâr, rüzgârın sert esişi
- gutter/ˈɡʌtər/
oluk, yağmur oluğu (çatı kenarında)
- halt/hɔːlt/
durdurmak; durmak
- hand down/ˌhænd ˈdaʊn/
kuşaktan kuşağa aktarmak, sonraki kuşağa bırakmak
- harden/ˈhɑːrdən/
sertleşmek; sertleştirmek
- harness/ˈhɑːrnəs/
(enerji, kaynak) yararlanmak, işe koşmak
- hatch/hætʃ/
yumurtadan çıkmak; (yumurta) çatlamak
- hazard/ˈhæzərd/
tehlike, risk kaynağı
- hemoglobin/ˈhiːməɡloʊbɪn/
hemoglobin
- hereditary/həˈredɪteri/
kalıtsal, irsî
- hierarchical/ˌhaɪəˈrɑːrkɪkəl/
hiyerarşik, aşamalı
- hierarchy/ˈhaɪərɑːrki/
hiyerarşi, aşama düzeni
- hinder/ˈhɪndər/
engellemek, zorlaştırmak, sekteye uğratmak
- hindsight/ˈhaɪndsaɪt/
sonradan anlama, geriye dönüp bakma
- hinge on/ˈhɪndʒ ɑːn/
-e bağlı olmak, (sonucu) -e dayanmak
- hull/hʌl/
tekne gövdesi, gemi teknesi
- humility/hjuːˈmɪləti/
alçakgönüllülük, tevazu
- hydroelectric/ˌhaɪdroʊɪˈlɛktrɪk/
hidroelektrik, suyun gücüyle elektrik üreten
- hypothetical/ˌhaɪpəˈθetɪkəl/
varsayımsal, farazi
- identifiable/aɪˌdentəˈfaɪəbəl/
tanınabilir, belirlenebilir, ayırt edilebilir
- idiom/ˈɪdiəm/
deyim; sözcük anlamlarından çıkarılamayan, kendine özgü anlamı olan kalıp ifade
- idle/ˈaɪdəl/
boşta, atıl, çalışmayan (makine, kişi)
- ignite/ɪɡˈnaɪt/
tutuşturmak; tutuşmak, alev almak
- immunity/ɪˈmjuːnəti/
bağışıklık
- immunize/ˈɪmjənaɪz/
bağışıklık kazandırmak, aşılamak
- impair/ɪmˈper/
bozmak, zayıflatmak, zarar vermek (bir işlevi)
- impairment/ɪmˈpermənt/
bozukluk, işlev kaybı
- impersonal/ɪmˈpɜːrsənəl/
soğuk, kişisel ilgiden yoksun
- implausible/ɪmˈplɔːzəbəl/
akla yatkın olmayan, inandırıcı olmayan
- implementation/ˌɪmpləmenˈteɪʃən/
uygulama, hayata geçirme, yürürlüğe koyma
- implication/ˌɪmplɪˈkeɪʃən/
olası sonuç, doğuracağı etki
- implicit/ɪmˈplɪsɪt/
örtük, üstü kapalı, dolaylı olarak anlaşılan
- importer/ɪmˈpɔːrtər/
ithalatçı (kişi, şirket ya da ülke)
- impulse/ˈɪmpʌls/
dürtü, ani istek
- inadvertently/ˌɪnədˈvɜːrtəntli/
istemeden, farkında olmadan, kasıtsız olarak
- incentive/ɪnˈsentɪv/
teşvik, özendirici, prim
- incidence/ˈɪnsɪdəns/
görülme sıklığı, insidans (belli sürede yeni vaka sayısı)
- incoherent/ˌɪnkoʊˈhɪrənt/
tutarsız, anlaşılmaz, birbirini tutmayan
- inconclusive/ˌɪnkənˈkluːsɪv/
sonuçsuz, kesin olmayan, bir sonuca bağlanmayan
- index/ˈɪndeks/
dizin, fihrist (kitabın sonundaki)
- indifference/ɪnˈdɪfrəns/
kayıtsızlık, ilgisizlik, umursamazlık
- indigenous/ɪnˈdɪdʒənəs/
yerli, bir yere özgü
- induce/ɪnˈduːs/
neden olmak, tetiklemek, oluşturmak
- industrialization/ɪnˌdʌstriələˈzeɪʃən/
sanayileşme
- inequality/ˌɪnɪˈkwɑːlɪti/
eşitsizlik (fırsatlara, kaynaklara veya muameleye erişimdeki adaletsiz fark)
- infant/ˈɪnfənt/
bebek (özellikle ilk yılındaki)
- infer/ɪnˈfɜːr/
çıkarım yapmak, sonuç çıkarmak (dolaylı bilgiden)
- inference/ˈɪnfərəns/
çıkarım, sonuç çıkarma
- inflamed/ɪnˈfleɪmd/
iltihaplı, iltihaplanmış
- inflammation/ˌɪnfləˈmeɪʃən/
iltihap, enflamasyon
- influenza/ˌɪnfluˈenzə/
grip, influenza
- infrared/ˌɪnfrəˈred/
kızılötesi
- infrastructure/ˈɪnfrəstrʌktʃər/
altyapı
- inhabit/ɪnˈhæbɪt/
-de yaşamak, (bir yeri) mesken edinmek
- inhabitant/ɪnˈhæbɪtənt/
sakin, bir yerde yaşayan kişi
- inhale/ɪnˈheɪl/
solumak, (nefesle) içine çekmek
- inherent/ɪnˈhɪrənt/
doğasında olan, özünde var olan, kaçınılmaz
- inheritance/ɪnˈherɪtəns/
miras (ölen birinden kalan para ya da mal)
- inland/ˌɪnˈlænd/
iç kesimlerde, iç kesimlere doğru (denizden uzakta)
- innate/ɪˈneɪt/
doğuştan, doğuştan gelen
- innovation/ˌɪnəˈveɪʃən/
inovasyon, yenilik (yeni bir fikir, yöntem veya ürünün hayata geçirilmesi)
- insofar as/ˌɪnsoʊˈfɑːr æz/
-dığı ölçüde, -dığı kadarıyla
- installment/ɪnˈstɔːlmənt/
taksit
- instinctively/ɪnˈstɪŋktɪvli/
içgüdüsel olarak, kendiliğinden
- institutional/ˌɪnstɪˈtuːʃənəl/
kurumsal, kurumlara ait
- insulate/ˈɪnsəleɪt/
yalıtmak
- insulin/ˈɪnsəlɪn/
insülin
- insurer/ɪnˈʃʊrər/
sigortacı, sigorta şirketi
- intact/ɪnˈtækt/
sağlam, bozulmamış, zarar görmemiş
- intake/ˈɪnteɪk/
alım, tüketim (vücuda alınan miktar)
- integrity/ɪnˈteɡrəti/
dürüstlük, ahlaki sağlamlık
- intensify/ɪnˈtensəfaɪ/
şiddetlenmek, yoğunlaşmak; şiddetlendirmek
- intermittent/ˌɪntərˈmɪtənt/
aralıklı, kesik kesik
- interpretation/ɪnˌtɜːrprɪˈteɪʃən/
yorum, yorumlama
- intervene/ˌɪntərˈviːn/
müdahale etmek, araya girmek
- intervention/ˌɪntərˈvɛnʃən/
müdahale, araya girme
- intestinal/ɪnˈtɛstɪnəl/
bağırsakla ilgili, bağırsak (tamlamada)
- intestine/ɪnˈtɛstɪn/
bağırsak
- intrinsic/ɪnˈtrɪnzɪk/
içsel, özünde olan, doğasında bulunan
- introspection/ˌɪntrəˈspekʃən/
iç gözlem, kendi düşünce ve duygularını inceleme
- invariably/ɪnˈveriəbli/
her zaman, istisnasız, değişmez biçimde
- invasive/ɪnˈveɪsɪv/
girişimsel (vücuda kesi ya da alet sokmayı gerektiren)
- inversion/ɪnˈvɜːrʒən/
devrik yapı (yardımcı fiilin özneden önce gelmesi)
- inverted/ɪnˈvɜːrtɪd/
devrik, ters çevrilmiş
- ion/ˈaɪɑːn/
iyon
- ironically/aɪˈrɑːnɪkli/
işin ironik yanı, ne tuhaftır ki
- irreplaceable/ˌɪrɪˈpleɪsəbəl/
yeri doldurulamaz, yerine konamaz
- irreversible/ˌɪrɪˈvɜːrsəbəl/
geri dönüşsüz, geri döndürülemez
- isolate/ˈaɪsəleɪt/
ayırmak, tecrit etmek, izole etmek
- jargon/ˈdʒɑːrɡən/
jargon; belirli bir meslek ya da gruba özgü, dışarıdakilerin anlamakta güçlük çektiği özel terimler
- jurisdiction/ˌdʒʊrɪsˈdɪkʃən/
yargı yetkisi, yetki
- keynote/ˈkiːnoʊt/
açılış konuşması, ana konuşma
- kiln/kɪln/
fırın (çömlek, tuğla pişirme)
- kinetic/kɪˈnɛtɪk/
kinetik, hareketle ilgili
- laborer/ˈleɪbərər/
işçi, emekçi (özellikle beden işçisi)
- landmark/ˈlændmɑːrk/
yer işareti, simge yapı
- lay down/ˌleɪ ˈdaʊn/
(kural, ilke) koymak, belirlemek, saptamak
- ledger/ˈledʒər/
hesap defteri, muhasebe defteri
- legislator/ˈledʒɪsleɪtər/
yasa koyucu, milletvekili
- legislature/ˈledʒɪsleɪtʃər/
yasama organı, meclis
- legitimacy/lɪˈdʒɪtɪməsi/
meşruiyet, meşruluk
- legitimate/lɪˈdʒɪtɪmət/
meşru, yasal, kurallara uygun
- lessen/ˈlesən/
azaltmak, hafifletmek; azalmak
- lethal/ˈliːθəl/
öldürücü
- levy/ˈlevi/
vergi, harç, resmî kesinti
- lexical/ˈlɛksɪkəl/
sözcüksel, sözlüksel; kelimeler ya da kelime dağarcığıyla ilgili
- liability/ˌlaɪəˈbɪləti/
(hukuki) sorumluluk, yükümlülük
- license/ˈlaɪsəns/
ehliyet, ruhsat, izin belgesi
- likewise/ˈlaɪkwaɪz/
aynı şekilde, benzer biçimde, keza
- limb/lɪm/
uzuv, kol ya da bacak
- limestone/ˈlaɪmstoʊn/
kireçtaşı
- linger/ˈlɪŋɡər/
sürmek, geçmemek, uzun süre kalmak
- linguist/ˈlɪŋɡwɪst/
dilbilimci
- literacy/ˈlɪtərəsi/
okuryazarlık
- literal/ˈlɪtərəl/
gerçek, temel (anlam); mecaz olmayan
- lucrative/ˈluːkrətɪv/
kârlı, kazançlı, getirisi yüksek
- magnitude/ˈmæɡnɪtuːd/
büyüklük; boyut, önem
- mandate/ˈmændeɪt/
yetki (seçimle ya da resmî olarak verilen)
- mandative/ˈmændətɪv/
emir, istek ya da gereklilik bildiren (dilbilgisi; 'mandative subjunctive')
- manifest/ˈmænəfest/
kendini göstermek, ortaya çıkmak (belirti olarak)
- mantle/ˈmæntəl/
manto (yerkürenin kabuk ile çekirdek arasındaki katmanı)
- manuscript/ˈmænjəskrɪpt/
yayımlanmamış metin, kitabın yazar metni
- marginal/ˈmɑːrdʒɪnəl/
çok küçük, önemsiz, sınırlı (etki, değişim)
- marginalize/ˈmɑːrdʒɪnəlaɪz/
dışlamak, marjinalleştirmek (bir kişiyi veya grubu toplumun dışında bırakmak ya da önemsiz kılmak)
- maritime/ˈmerɪtaɪm/
denizcilikle ilgili, deniz (ticareti, taşımacılığı)
- markedly/ˈmɑːrkɪdli/
belirgin biçimde, gözle görülür ölçüde
- marrow/ˈmæroʊ/
ilik, kemik iliği
- measurable/ˈmeʒərəbəl/
ölçülebilir
- mediate/ˈmiːdieɪt/
arabuluculuk etmek, aracılık etmek
- mediator/ˈmiːdieɪtər/
arabulucu
- medium/ˈmiːdiəm/
ortam (dalganın ya da enerjinin yayıldığı madde)
- melancholy/ˈmelənˌkɑːli/
derin ve kalıcı hüzün, melankoli, kasvet
- membrane/ˈmɛmbreɪn/
zar
- memorandum/ˌmeməˈrændəm/
iç yazışma notu, bilgi notu (iş yerinde)
- mere/mɪr/
salt, sadece, yalnızca (küçüklüğü vurgular)
- merge/mɜːrdʒ/
birleşmek, birleştirmek (şirket, kurum)
- merger/ˈmɜːrdʒər/
(şirket) birleşme
- messenger/ˈmɛsəndʒər/
haberci (madde), sinyal taşıyan molekül
- metabolism/məˈtæbəlɪzəm/
metabolizma
- metaphor/ˈmɛtəfɔːr/
metafor, eğretileme; bir şeyi başka bir şeymiş gibi anlatan söz sanatı
- metaphorical/ˌmɛtəˈfɔːrɪkəl/
mecazi, eğretilemeli
- methodological/ˌmeθədəˈlɑːdʒɪkəl/
yöntemsel, metodolojik
- methodology/ˌmɛθəˈdɑːlədʒi/
yöntem bilim, metodoloji, yöntemler bütünü
- meticulously/məˈtɪkjələsli/
titizlikle, en ince ayrıntısına kadar
- microbe/ˈmaɪkroʊb/
mikrop, mikroorganizma
- microorganism/ˌmaɪkroʊˈɔːrɡənɪzəm/
mikroorganizma
- microscopic/ˌmaɪkrəˈskɑːpɪk/
mikroskobik, gözle görülemeyecek kadar küçük
- mimic/ˈmɪmɪk/
taklit etmek, benzemek (belirti olarak)
- misread/ˌmɪsˈriːd/
yanlış yorumlamak, yanlış anlamak
- mobility/moʊˈbɪlɪti/
hareketlilik, sosyal mobilite (bireyin toplumsal veya ekonomik statüsünü değiştirebilme kapasitesi)
- mobilize/ˈmoʊbəlaɪz/
harekete geçirmek, seferber etmek
- modesty/ˈmɑːdəsti/
alçakgönüllülük, kendini övmeme
- monetary/ˈmɑːnəteri/
parasal, para ile ilgili
- mortality/mɔːrˈtæləti/
ölüm oranı, mortalite
- mould/moʊld/
kalıp
- mucus/ˈmjuːkəs/
mukus, sümük, balgam
- municipal/mjuːˈnɪsɪpəl/
belediyeye ait, belediye
- municipality/mjuːˌnɪsɪˈpæləti/
belediye; belediye sınırları içindeki yerleşim
- mutate/ˈmjuːteɪt/
mutasyona uğramak, değişime uğramak
- mutation/mjuːˈteɪʃən/
mutasyon, kalıtsal değişim
- narrator/ˈnæreɪtər/
anlatıcı (öykü, roman, film)
- negligible/ˈneɡlɪdʒəbəl/
önemsiz, ihmal edilebilir, yok denecek kadar az
- neural/ˈnjʊərəl/
nöral, sinirsel (sinir sistemi veya sinir hücreleriyle ilgili)
- neuron/ˈnʊrɑːn/
nöron, sinir hücresi
- neutralize/ˈnuːtrəlaɪz/
etkisiz hâle getirmek, nötrleştirmek
- nomadic/noʊˈmædɪk/
göçebe
- nominal/ˈnɑːmɪnəl/
isimle ilgili, ad niteliğinde (dilbilgisi)
- norm/nɔːrm/
toplumsal kural, norm
- nostalgia/nɑːˈstælɡiə/
geçmişe duyulan özlem, nostalji
- nostalgic/nɑːˈstældʒɪk/
nostaljik, geçmişe özlem duyan
- notary/ˈnoʊtəri/
noter
- notwithstanding/ˌnɑːtwɪθˈstændɪŋ/
-e rağmen, -e karşın
- nucleus/ˈnuːkliəs/
(hücre) çekirdek
- nurture/ˈnɜːrtʃər/
beslemek, yetiştirmek, geliştirmek
- nutrient/ˈnuːtriənt/
besin öğesi
- obese/oʊˈbiːs/
obez, aşırı kilolu
- objection/əbˈdʒekʃən/
itiraz, karşı çıkma
- obstruct/əbˈstrʌkt/
tıkamak, engellemek
- offset/ˌɔːfˈsɛt/
dengelemek, telafi etmek, karşılamak
- onset/ˈɑːnset/
başlangıç (hastalığın, kötü bir durumun)
- opposition/ˌɑːpəˈzɪʃən/
karşı çıkma, muhalefet, itiraz
- oppression/əˈpreʃən/
baskı, zulüm (bir grup üzerinde haksız ve güçlü bir otorite tarafından uygulanan sistematik kısıtlama)
- originate/əˈrɪdʒəneɪt/
ortaya çıkmak, doğmak, kökenini almak
- outbreak/ˈaʊtbreɪk/
salgın, (hastalığın) patlak vermesi
- outright/ˌaʊtˈraɪt/
tamamen, kesin olarak; açıkça, dolambaçsız
- outward/ˈaʊtwərd/
dışarıya doğru
- overestimate/ˌoʊvərˈɛstɪmeɪt/
olduğundan fazla tahmin etmek, gözünde büyütmek
- overfishing/ˌoʊvərˈfɪʃɪŋ/
aşırı avlanma (balık)
- oversee/ˌoʊvərˈsiː/
denetlemek, gözetmek, başında durmak
- oversight/ˈoʊvərsaɪt/
denetim, gözetim
- overstate/ˌoʊvərˈsteɪt/
abartmak, olduğundan büyük göstermek
- pancreas/ˈpæŋkriəs/
pankreas
- paradox/ˈpærədɑːks/
paradoks, çelişkili gerçek; birbirine zıt ama ikisi de doğru görünen durum
- paradoxically/ˌperəˈdɑːksɪkli/
paradoksal olarak, garip bir biçimde (beklenenin tersine)
- parish/ˈpærɪʃ/
bucak, köy düzeyinde küçük yerel yönetim birimi (İngiltere)
- parliamentary/ˌpɑːrləˈmentəri/
meclise ait, parlamenter
- pasture/ˈpæstʃər/
mera, otlak
- pathogen/ˈpæθədʒən/
patojen, hastalık etkeni
- patron/ˈpeɪtrən/
hami, sanat koruyucusu, destekçi
- pending/ˈpɛndɪŋ/
bekleyen, sonuçlanmamış, askıda
- penetrate/ˈpenətreɪt/
içine işlemek, nüfuz etmek, delip geçmek
- persist/pərˈsɪst/
sürmek, devam etmek (istenmeyen durum)
- persistence/pərˈsɪstəns/
azim, sebat
- persistent/pərˈsɪstənt/
süreğen, geçmeyen, inatçı
- phase out/ˌfeɪz ˈaʊt/
aşamalı olarak kaldırmak, yavaş yavaş sona erdirmek
- phenomenon/fəˈnɑːmənɑːn/
olgu, fenomen
- photosynthesis/ˌfoʊtoʊˈsɪnθəsɪs/
fotosentez
- pigment/ˈpɪɡmənt/
pigment, boya maddesi
- pinpoint/ˈpɪnpɔɪnt/
tam olarak belirlemek, kesin olarak saptamak
- pivot/ˈpɪvət/
yön değişikliği (özellikle iş stratejisinde)
- plainly/ˈpleɪnli/
açıkça, apaçık, besbelli
- plausible/ˈplɔːzɪbəl/
makul görünen, akla yatkın, inandırıcı
- plausibly/ˈplɔːzəbli/
makul biçimde, akla yatkın şekilde, inandırıcı olarak
- pollutant/pəˈluːtənt/
kirletici (madde)
- pore/pɔːr/
gözenek
- portray/pɔːrˈtreɪ/
betimlemek, tasvir etmek; (belli bir biçimde) göstermek
- potent/ˈpoʊtənt/
güçlü, etkili (ilaç, madde)
- pragmatic/præɡˈmætɪk/
pragmatik, pratik; sonuçlara odaklanan, ideoloji yerine pratikliği ön plana alan
- precaution/prɪˈkɔːʃən/
önlem, tedbir
- precede/prɪˈsiːd/
önce gelmek, öncesinde olmak
- precedent/ˈprɛsɪdənt/
emsal, örnek (önceki olay ya da karar)
- precision/prɪˈsɪʒən/
kesinlik, hassasiyet
- predominantly/prɪˈdɑːmɪnəntli/
ağırlıklı olarak, büyük ölçüde
- preliminary/prɪˈlɪmɪnɛri/
ön, hazırlık niteliğinde, ilk
- prematurely/ˌpriːməˈtʃʊrli/
erken, vaktinden önce
- prestige/prɛˈstiːʒ/
saygınlık, prestij, itibar
- prevail/prɪˈveɪl/
hâkim olmak, yaygın olmak, geçerli olmak
- prevalence/ˈprevələns/
yaygınlık, prevalans (belli bir anda hastalığı olanların oranı)
- prevalent/ˈprevələnt/
yaygın, sık görülen
- preventive/prɪˈventɪv/
önleyici, koruyucu
- privilege/ˈprɪvɪlɪdʒ/
ayrıcalık (belirli bir gruba tanınan, diğerlerine verilmeyen özel hak veya avantaj)
- procedural/prəˈsiːdʒərəl/
usule ilişkin, prosedürel
- procurement/prəˈkjʊrmənt/
satın alma, tedarik (kurumsal)
- profound/prəˈfaʊnd/
derin, çok büyük, köklü (etki, değişim)
- progressively/prəˈɡrɛsɪvli/
giderek, adım adım, gittikçe
- prohibit/proʊˈhɪbɪt/
(yasa ya da kuralla) yasaklamak
- projection/prəˈdʒɛkʃən/
öngörü, tahmin (verilere dayalı)
- prolong/prəˈlɔːŋ/
uzatmak (süreyi)
- prominent/ˈprɑːmɪnənt/
önde gelen, tanınmış, önemli
- prompt/prɑːmpt/
hızlı, gecikmeden yapılan, zamanında
- prone/proʊn/
yatkın, eğilimli (kötü bir şeye)
- prose/proʊz/
düzyazı; şiir olmayan, günlük cümle yapısına sahip yazı biçimi
- prosecution/ˌprɑːsɪˈkjuːʃən/
iddia makamı, savcılık (davada)
- prosper/ˈprɑːspər/
zenginleşmek, gelişmek, başarılı olmak
- prosperity/prɑːˈspɛrəti/
refah, bolluk, gönenç
- prosperous/ˈprɑːspərəs/
müreffeh, zengin, bolluk içinde
- protocol/ˈproʊtəkɔːl/
kurallar, işlem kuralları, prosedür
- prototype/ˈproʊtətaɪp/
prototip (bir ürünün ilk deneme modeli, örnek sürüm)
- provision/prəˈvɪʒən/
hüküm, madde (yasa, sözleşme)
- provisional/prəˈvɪʒənəl/
geçici, şimdilik (sonra değişebilir)
- provoke/prəˈvoʊk/
tetiklemek, yol açmak (bir tepkiyi)
- quantify/ˈkwɑːntɪfaɪ/
sayısallaştırmak, nicel olarak ölçmek
- quantitative/ˈkwɑːntɪteɪtɪv/
nicel, sayıya dayalı
- query/ˈkwɪri/
soru, sorgu (bilgi ya da açıklama isteyen)
- ratify/ˈrætɪfaɪ/
onaylamak (antlaşma, sözleşme)
- rationality/ˌræʃəˈnæləti/
akılcılık, akla uygunluk
- readily/ˈrɛdəli/
kolayca, rahatça
- recess/ˈriːsɛs/
teneffüs (okulda)
- reciprocal/rɪˈsɪprəkəl/
karşılıklı, iki yönlü
- recital/rɪˈsaɪtəl/
resital, dinleti
- reconcile/ˈrekənsaɪl/
barıştırmak; (edilgen/dönüşlü) barışmak
- reconstruct/ˌriːkənˈstrʌkt/
yeniden canlandırmak, olayı (eldeki bilgilerle) yeniden kurgulamak
- reconstruction/ˌriːkənˈstrʌkʃən/
yeniden inşa, yeniden yapılanma
- recur/rɪˈkɜːr/
yinelenmek, tekrar ortaya çıkmak
- redraft/ˌriːˈdræft/
yeniden yazmak, yeniden düzenlemek (metin)
- refine/rɪˈfaɪn/
geliştirmek, iyileştirmek, ince ayar yapmak
- refit/ˈriːfɪt/
onarım ve yenileme (gemi, dükkân, bina içi)
- reflex/ˈriːflɛks/
refleks
- reframe/riːˈfreɪm/
yeniden çerçevelemek, başka bir açıdan ele almak
- refute/rɪˈfjuːt/
çürütmek, kanıtla yalanlamak
- regain/rɪˈɡeɪn/
yeniden kazanmak, geri kazanmak
- registrar/ˈrɛdʒɪstrɑːr/
kayıt memuru; nikâh memuru
- registry/ˈredʒɪstri/
sicil dairesi, kayıt dairesi; nüfus müdürlüğü
- regulator/ˈrɛɡjəleɪtər/
düzenleyici kurum, denetleyici kurul
- regulatory/ˈrɛɡjələtɔːri/
düzenleyici, denetleyici
- rehabilitation/ˌriːəˌbɪlɪˈteɪʃən/
rehabilitasyon, iyileşme sonrası eski işlevi kazandırma süreci
- reinforcement/ˌriːɪnˈfɔːrsmənt/
pekiştirme (davranış, öğrenme)
- relief/rɪˈliːf/
kabartma (heykel, oyma)
- relocation/ˌriːloʊˈkeɪʃən/
taşınma, yer değiştirme (iş yeri, ev, kurum)
- reluctance/rɪˈlʌktəns/
isteksizlik, gönülsüzlük
- remarkably/rɪˈmɑːrkəbli/
dikkat çekici biçimde, şaşırtıcı derecede
- remedy/ˈremədi/
çare, çözüm
- remorse/rɪˈmɔːrs/
derin pişmanlık, vicdan azabı
- render/ˈrendər/
(bir duruma) sokmak, kılmak, hâle getirmek
- replicate/ˈreplɪkeɪt/
(bir sonucu, deneyi) tekrarlamak, yinelemek
- reproduce/ˌriːprəˈduːs/
(sonucu, deneyi) yeniden elde etmek, tekrarlamak
- resent/rɪˈzent/
içerlemek, gücenmek, kızmak (haksızlık hissiyle)
- reservoir/ˈrezərvwɑːr/
baraj gölü, su deposu (şehrin suyunu toplayan)
- reshape/ˌriːˈʃeɪp/
yeniden şekillendirmek, köklü biçimde değiştirmek
- resignation/ˌrezɪɡˈneɪʃən/
çaresizliği kabulleniş, boyun eğme, tevekkül
- resilience/rɪˈzɪliəns/
(zorluktan sonra) toparlanma gücü, dayanıklılık
- respiratory/ˈrɛspərətɔːri/
solunumla ilgili, solunum (sistemi vb.)
- respondent/rɪˈspɑːndənt/
(ankette, görüşmede) katılımcı, yanıtlayan kişi
- restorer/rɪˈstɔːrər/
restoratör, onarımcı (sanat eseri, eski yapı, eşya)
- restraint/rɪˈstreɪnt/
ölçülülük, kendini tutma, itidal
- restrictive/rɪˈstrɪktɪv/
kısıtlayıcı, sınırlayıcı
- resurface/ˌriːˈsɜːrfɪs/
yeniden kaplamak (yol, zemin)
- retain/rɪˈteɪn/
korumak, elinde tutmak, muhafaza etmek
- retina/ˈrɛtɪnə/
retina, ağ tabaka
- retrieve/rɪˈtriːv/
(bellekten) çağırmak, hatırlamak
- retrospective/ˌretrəˈspektɪv/
retrospektif (sanatçının eserlerini bir arada gösteren sergi)
- rhetorical/rɪˈtɔːrɪkəl/
retorik, söz sanatıyla ilgili; cevap beklemeyen (soru)
- rigid/ˈrɪdʒɪd/
katı, esnek olmayan (kural, sistem)
- rigorous/ˈrɪɡərəs/
titiz, sıkı, özenli
- ritual/ˈrɪtʃuəl/
ritüel, tören, belirli bir sırayla yapılan davranış
- robust/roʊˈbʌst/
sağlam, güvenilir (kanıt, yöntem, sonuç)
- rotation/roʊˈteɪʃən/
dönme, dönüş (eksen çevresinde)
- routinely/ruːˈtiːnli/
olağan olarak, rutin olarak, her zaman
- rule out/ˌruːl ˈaʊt/
olasılık dışı bırakmak, dışlamak
- saliva/səˈlaɪvə/
tükürük
- sanitation/ˌsænɪˈteɪʃən/
sağlık koşulları, temiz su ve kanalizasyon düzeni
- scarce/skɛrs/
kıt, az bulunan, yetersiz
- scarcely/ˈskɛrsli/
neredeyse hiç, ancak, zar zor
- scarcity/ˈskɛrsəti/
kıtlık, azlık, yetersizlik
- scope/skoʊp/
kapsam, alan (bir işin, konunun sınırları)
- scrutinize/ˈskruːtɪnaɪz/
dikkatle incelemek, titizlikle araştırmak
- scrutiny/ˈskruːtəni/
titiz inceleme, sıkı denetim
- seabed/ˈsiːbɛd/
deniz tabanı
- sedentary/ˈsedənteri/
hareketsiz, oturarak geçen
- sediment/ˈsɛdəmənt/
tortu, çökelti
- semantic/sɪˈmæntɪk/
anlamsal, semantik; kelimelerin anlam ve yorumuyla ilgili
- seriousness/ˈsɪriəsnəs/
ciddiyet
- settlement/ˈsetlmənt/
uzlaşma, anlaşma (bir anlaşmazlığı bitiren)
- sewage/ˈsuːɪdʒ/
lağım suyu, kanalizasyon atığı
- sheer/ʃɪr/
salt, katıksız, sırf (büyüklüğü/miktarı vurgular)
- shortfall/ˈʃɔːrtfɔːl/
açık, eksik (gereken ile olan arasındaki fark)
- signatory/ˈsɪɡnətɔːri/
imzacı (taraf)
- signify/ˈsɪɡnɪfaɪ/
anlamına gelmek, belirtmek, işaret etmek
- simulate/ˈsɪmjəleɪt/
benzetimini yapmak, simüle etmek
- simulation/ˌsɪmjʊˈleɪʃən/
simülasyon (gerçek bir sistem veya sürecin bilgisayar ortamında ya da fiziksel olarak taklit edilmesi)
- simulator/ˈsɪmjəleɪtər/
simülatör, benzetim aleti
- simultaneously/ˌsaɪməlˈteɪniəsli/
aynı anda, eşzamanlı olarak
- sincerity/sɪnˈserəti/
içtenlik, samimiyet
- skeptical/ˈskɛptɪkəl/
şüpheci, kuşkucu; kolay kolay inanmayan
- sobering/ˈsoʊbərɪŋ/
düşündürücü, insanı ciddileştiren, gerçeği gösteren
- sociologist/ˌsoʊsiˈɑːlədʒɪst/
sosyolog, toplumbilimci
- sodium/ˈsoʊdiəm/
sodyum
- solidarity/ˌsɑːlɪˈdærɪti/
dayanışma (ortak çıkar veya hedef etrafında grubun birlik içinde birbirini desteklemesi)
- span/spæn/
süre, zaman aralığı
- spectrum/ˈspektrəm/
tayf, spektrum
- speculate/ˈspɛkjəleɪt/
tahmin yürütmek, varsayımda bulunmak
- spinal/ˈspaɪnəl/
omurgayla ilgili, omurga, omurilik (tamlamada)
- spontaneous/spɑːnˈteɪniəs/
kendiliğinden, plansız, doğal
- spore/spɔːr/
spor (tohum benzeri üreme hücresi)
- stabilize/ˈsteɪbəlaɪz/
dengelemek, sabitlemek
- stake/steɪk/
hisse, pay (şirkette)
- stamina/ˈstæmənə/
dayanıklılık, dayanma gücü
- standardize/ˈstændərdaɪz/
standartlaştırmak, tek tip hâle getirmek
- stationary/ˈsteɪʃənɛri/
durağan, hareketsiz, sabit
- statute/ˈstætʃuːt/
yasa, kanun (yazılı); tüzük
- stem from/ˈstem frʌm/
-den kaynaklanmak, -den ileri gelmek
- sterilize/ˈsterəlaɪz/
sterilize etmek, mikroptan arındırmak
- stillness/ˈstɪlnəs/
durgunluk, dinginlik, sükûnet
- stimulate/ˈstɪmjəleɪt/
uyarmak, harekete geçirmek (organ, sinir, hücre)
- strain/streɪn/
zorlamak, zorlanmak (kas, göz, sistem)
- stratification/ˌstrætɪfɪˈkeɪʃən/
tabakalanma, katmanlaşma (toplumun güç, servet veya statü açısından hiyerarşik katmanlara bölünmesi)
- strenuous/ˈstrɛnjuəs/
yorucu, ağır, çok güç isteyen
- structural/ˈstrʌktʃərəl/
yapısal, yapıyla ilgili
- stubbornness/ˈstʌbərnnəs/
inatçılık, dik başlılık
- subjunctive/səbˈdʒʌŋktɪv/
dilek kipi (istek, öneri, varsayım bildiren fiil biçimi)
- submerge/səbˈmɜːrdʒ/
suya batırmak, su altında kalmak
- subsequent/ˈsʌbsɪkwənt/
sonraki, ardından gelen
- subsequently/ˈsʌbsɪkwəntli/
daha sonra, ardından
- subside/səbˈsaɪd/
hafiflemek, dinmek, azalmak
- subsidize/ˈsʌbsɪdaɪz/
sübvanse etmek, maddi destek sağlamak
- substantially/səbˈstænʃəli/
büyük ölçüde, önemli ölçüde
- substantive/səbˈstæntɪv/
esaslı, önemli, özlü (yüzeysel değil)
- subtle/ˈsʌtəl/
ince, belli belirsiz, kolay fark edilmeyen
- successive/səkˈsesɪv/
ardışık, art arda gelen, birbirini izleyen
- succinct/səkˈsɪŋkt/
kısa ve öz, özlü, gereksiz söz içermeyen
- supplementary/ˌsʌpləˈmentəri/
ek, tamamlayıcı
- suppress/səˈprɛs/
baskılamak, bastırmak (vücut işlevi, belirti)
- surge/sɜːrdʒ/
ani artış, yükseliş
- surgical/ˈsɜːrdʒɪkəl/
cerrahi, ameliyatla ilgili
- surpass/sərˈpæs/
aşmak, geçmek, geride bırakmak
- surveyor/sərˈveɪər/
eksper (bina); harita ve ölçüm uzmanı
- susceptible/səˈseptəbəl/
yatkın, duyarlı, kolay etkilenen
- suspicion/səˈspɪʃən/
şüphe, kuşku (birinin kötü bir şey yaptığına dair)
- sustain/səˈsteɪn/
sürdürmek, devam ettirmek
- swell/swel/
şişmek
- syntax/ˈsɪntæks/
söz dizimi; kelimelerin bir cümle içinde düzenlenme kuralları bütünü
- synthesis/ˈsɪnθəsɪs/
sentez, birleşim (farklı fikir ya da kaynakların bir araya getirilmesi)
- synthesize/ˈsɪnθəsaɪz/
sentezlemek, (vücutta) üretmek
- synthetic/sɪnˈθetɪk/
sentetik, yapay (doğal olmayan, kimyasal yolla üretilen)
- tariff/ˈtærɪf/
gümrük vergisi
- tectonic/tɛkˈtɑːnɪk/
tektonik, yerkabuğunun hareket ve yapısıyla ilgili
- temperament/ˈtemprəmənt/
mizaç, huy, yaradılış
- tenancy/ˈtenənsi/
kiracılık, kira süresi
- tender/ˈtendər/
ihale; ihale teklifi
- tentative/ˈtɛntətɪv/
geçici, kesinleşmemiş, taslak hâlinde
- theoretical/ˌθiːəˈrɛtɪkəl/
kuramsal, teorik
- therapeutic/ˌθerəˈpjuːtɪk/
tedavi edici, tedaviye yönelik
- thereby/ˌðɛrˈbaɪ/
böylece, bu yolla, bu suretle
- thermal/ˈθɜːrməl/
ısıl, termal, ısıyla ilgili
- threshold/ˈθrɛʃhoʊld/
eşik, sınır (değer)
- thrive/θraɪv/
gelişmek, serpilmek, iyi gitmek
- tilt/tɪlt/
eğmek, eğilmek, yatırmak
- tolerance/ˈtɑːlərəns/
tolerans (vücudun bir maddeye alışıp daha az tepki vermesi)
- tract/trækt/
yol, kanal (organ sistemi)
- trait/treɪt/
özellik, nitelik (kalıtsal ya da kişilik)
- trajectory/trəˈdʒektəri/
yörünge (fırlatılan bir cismin havadaki eğri yolu)
- transaction/trænˈzækʃən/
işlem, alışveriş (para, mal alışverişi)
- transformation/ˌtrænsfərˈmeɪʃən/
dönüşüm, köklü değişim
- transformative/trænsˈfɔːrmətɪv/
dönüştürücü, köklü değişim yaratan
- transient/ˈtrænʒənt/
geçici, kısa süreli
- transmission/trænsˈmɪʃən/
bulaşma, geçiş (hastalık)
- transmit/trænsˈmɪt/
bulaştırmak, geçirmek (hastalık)
- transparency/trænsˈpɛrənsi/
şeffaflık, açıklık (kurum, karar)
- trench/trentʃ/
hendek, uzun çukur (toprakta kazılan)
- tribunal/traɪˈbjuːnəl/
özel mahkeme, yargı kurulu, hakem kurulu
- trustee/trʌˈstiː/
mütevelli, yönetim kurulu üyesi (vakıf, dernek); kayyum
- turbine/ˈtɜːrbaɪn/
türbin
- turbulence/ˈtɜːrbjələns/
türbülans, çalkantılı akış
- turnover/ˈtɜːrnoʊvər/
ciro, toplam satış hasılatı
- ulcer/ˈʌlsər/
ülser, yara (deride ya da mide zarında)
- unambiguous/ˌʌnæmˈbɪɡjuəs/
açık, net, tek anlamlı
- underlying/ˌʌndərˈlaɪɪŋ/
altta yatan, asıl, temel (görünmeyen neden)
- undermine/ˌʌndərˈmaɪn/
zayıflatmak, baltalamak, temelini sarsmak
- undertake/ˌʌndərˈteɪk/
üstlenmek, girişmek (bir işe)
- unfold/ʌnˈfoʊld/
(olaylar) gelişmek, yaşanmak, ortaya çıkmak
- unhurried/ʌnˈhɜːrid/
acelesiz, telaşsız, ağırdan alan
- uniform/ˈjuːnɪfɔːrm/
düzgün, her yerde eşit, tek tip
- unsettle/ʌnˈsetəl/
huzursuz etmek, tedirgin etmek
- unsupported/ˌʌnsəˈpɔːrtɪd/
desteksiz, temelsiz, kanıtlanmamış (iddia)
- untreated/ʌnˈtriːtɪd/
tedavi edilmemiş
- upbringing/ˈʌpbrɪŋɪŋ/
yetiştirilme, terbiye, büyütülme biçimi
- urine/ˈjʊrɪn/
idrar
- utilize/ˈjuːtəlaɪz/
kullanmak, yararlanmak
- vaccinate/ˈvæksɪneɪt/
aşılamak
- vacuum/ˈvækjuːm/
boşluk, vakum
- vagueness/ˈveɪɡnəs/
belirsizlik, bulanıklık, netlik eksikliği
- validate/ˈvælɪdeɪt/
doğrulamak, geçerliliğini kanıtlamak
- validity/vəˈlɪdəti/
geçerlilik, sağlamlık (bir iddianın, sonucun)
- valuation/ˌvæljuˈeɪʃən/
değerleme, değer biçme; biçilen değer
- vapor/ˈveɪpər/
buhar
- variable/ˈvɛriəbəl/
değişken
- variant/ˈveriənt/
varyant, farklı biçim
- varnish/ˈvɑːrnɪʃ/
vernik, cila
- vegetation/ˌvɛdʒəˈteɪʃən/
bitki örtüsü
- velocity/vəˈlɑːsəti/
hız (yönüyle birlikte)
- venom/ˈvenəm/
zehir (yılan, akrep, arının ısırarak/sokarak verdiği)
- verbose/vɜːrˈboʊs/
gereksiz yere fazla kelime kullanan, laf kalabalığı yapan, uzun soluklu
- verdict/ˈvɜːrdɪkt/
karar, hüküm (mahkemede)
- versed in/ˈvɜːrst ɪn/
-de bilgili, deneyimli, usta
- vessel/ˈvesəl/
gemi, tekne
- viable/ˈvaɪəbəl/
canlı, yaşayabilir (hücre, doku, organizma)
- vigorous/ˈvɪɡərəs/
güçlü, yoğun, enerjik (hareket, egzersiz)
- viral/ˈvaɪrəl/
viral, virüs kaynaklı
- virtue/ˈvɜːrtʃuː/
erdem, iyi huy
- volatile/ˈvɑːlətəl/
oynak, dalgalı, hızla değişen
- vulnerability/ˌvʌlnərəˈbɪləti/
savunmasızlık, yatkınlık, kırılganlık
- vulnerable/ˈvʌlnərəbəl/
savunmasız, hassas, kolay etkilenen
- warden/ˈwɔːrdən/
bekçi, sorumlu görevli (park, yurt, trafik vb.)
- warrant/ˈwɔːrənt/
gerektirmek, haklı kılmak
- wavelength/ˈweɪvleŋθ/
dalga boyu
- wear off/ˌwer ˈɔːf/
(etkisi) geçmek, yavaş yavaş kaybolmak
- weave/wiːv/
dokumak
- weaver/ˈwiːvər/
dokumacı
- wistful/ˈwɪstfəl/
hüzünle arzulayan, hasret içinde, buruk bir özlemle bakan
- withdrawal/wɪðˈdrɔːəl/
para çekme
- withstand/wɪðˈstænd/
dayanmak, karşı koymak, direnmek
- workings/ˈwɜːrkɪŋz/
işleyiş, çalışma biçimi (bir sistemin, makinenin)
- yield/jiːld/
sağlamak, vermek, ortaya çıkarmak (sonuç, ürün)
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.