A1 seviye İngilizce kelimeler
693 kelime, abece sırasıyla. Her kelimenin sayfasında okunuşu, örnek cümleleri ve kullanım notu var.
- a bit/ə ˈbɪt/
biraz, azıcık (derece)
- a lot/ə ˈlɑːt/
çok, bir sürü (a lot of + isim)
- about/əˈbaʊt/
bir konu hakkında, bir konuyla ilgili
- activity/ækˈtɪvəti/
etkinlik, faaliyet
- actor/ˈæktər/
oyuncu, aktör
- actress/ˈæktrəs/
kadın oyuncu, aktris
- address/ˈædrɛs/
adres
- adjective/ˈædʒɪktɪv/
sıfat
- adverb/ˈædvɜːrb/
zarf, belirteç
- after/ˈæftər/
-den sonra
- afternoon/ˌæftərˈnuːn/
öğleden sonra
- again/əˈɡɛn/
tekrar, yeniden (bir kez daha, öncekiyle aynı)
- age/eɪdʒ/
yaş
- airport/ˈɛrpɔːrt/
havaalanı, havalimanı
- already/ɔːlˈrɛdi/
zaten, çoktan (bir şey beklenenden önce veya söylenilenden önce olmuş)
- always/ˈɔːlweɪz/
her zaman (hiçbir istisna yok; sürekli)
- amazing/əˈmeɪzɪŋ/
harika, şaşırtıcı
- animal/ˈænɪməl/
hayvan
- answer/ˈænsər/
cevap, yanıt
- apartment/əˈpɑːrtmənt/
daire, apartman dairesi
- apple/ˈæpəl/
elma
- April/ˈeɪprəl/
nisan
- arm/ɑːrm/
kol
- arrive/əˈraɪv/
varmak, ulaşmak, gelmek
- art/ɑːrt/
sanat; sanat eserleri
- artist/ˈɑːrtɪst/
sanatçı; ressam
- ask/æsk/
sormak
- at/æt/
belirli bir konum noktasında (yer)
- August/ˈɔːɡəst/
ağustos
- aunt/ænt/
teyze, hala, yenge
- autumn/ˈɔːtəm/
sonbahar, güz
- baby/ˈbeɪbi/
bebek
- back/bæk/
geri, geriye; eski yerine
- bad/bæd/
kötü (kalite, hoş olmayan)
- bag/bæɡ/
çanta, torba
- ball/bɔːl/
top
- banana/bəˈnænə/
muz
- bank/bæŋk/
banka
- base form/ˈbeɪs fɔːrm/
fiilin yalın hâli
- basketball/ˈbæskɪtbɔːl/
basketbol
- bath/bæθ/
banyo (küvette yıkanma)
- bathroom/ˈbæθˌruːm/
banyo, tuvalet
- be/biː/
olmak (özellik, kimlik veya durum bildirir)
- be born/bi bɔːrn/
doğmak
- beach/biːtʃ/
plaj, kumsal
- bear/bɛr/
ayı
- beautiful/ˈbjuːtɪfəl/
güzel
- because/bɪˈkɔːz/
çünkü, -diği için
- bed/bɛd/
yatak
- bedroom/ˈbɛdˌruːm/
yatak odası
- before/bɪˈfɔːr/
-den önce
- begin/bɪˈɡɪn/
başlamak, başlatmak
- behind/bɪˈhaɪnd/
arkasında, gerisinde
- best friend/ˌbest ˈfrend/
en iyi arkadaş, en yakın arkadaş
- between/bɪˈtwiːn/
iki şeyin veya kişinin arasında
- bicycle/ˈbaɪsɪkəl/
bisiklet
- big/bɪɡ/
büyük (boyut)
- bike/baɪk/
bisiklet
- bird/bɜːrd/
kuş
- birthday/ˈbɜːrθdeɪ/
doğum günü
- biscuit/ˈbɪskɪt/
bisküvi
- black/blæk/
siyah
- blue/bluː/
mavi
- board/bɔːrd/
tahta, yazı tahtası; pano
- boat/boʊt/
tekne, kayık
- body/ˈbɑːdi/
vücut, beden
- book/bʊk/
kitap
- bookshop/ˈbʊkʃɑːp/
kitapçı, kitabevi
- boss/bɔːs/
patron, amir (informal)
- bottle/ˈbɑːtəl/
şişe
- box/bɑːks/
kutu
- boy/bɔɪ/
erkek çocuk, oğlan
- bread/brɛd/
ekmek
- breakfast/ˈbrɛkfəst/
kahvaltı
- bring/brɪŋ/
getirmek, yanında getirmek
- brother/ˈbrʌðər/
erkek kardeş (abi veya küçük kardeş)
- brown/braʊn/
kahverengi
- brush/brʌʃ/
fırçalamak (diş veya saç)
- building/ˈbɪldɪŋ/
bina, yapı
- bus/bʌs/
otobüs
- businessperson/ˈbɪznəsˌpɜːrsən/
iş insanı, iş adamı / kadını
- busy/ˈbɪzi/
meşgul, işi olan
- butter/ˈbʌtər/
tereyağı
- buy/baɪ/
satın almak, almak
- bye/baɪ/
hoşça kal, görüşürüz
- cake/keɪk/
pasta; kek
- call/kɔːl/
aramak (telefon açmak)
- camera/ˈkæmərə/
fotoğraf makinesi, kamera
- cap/kæp/
kep, siperli şapka
- car/kɑːr/
araba, otomobil
- card/kɑːrd/
(banka, kimlik, ulaşım) kart
- carpet/ˈkɑːrpɪt/
halı
- carrot/ˈkærət/
havuç
- castle/ˈkæsəl/
kale, şato
- cat/kæt/
kedi
- center/ˈsentər/
merkez (bir iş için yapılmış bina)
- chair/tʃɛr/
sandalye
- change/tʃeɪndʒ/
değişmek; değiştirmek
- cheap/tʃiːp/
ucuz
- cheese/tʃiːz/
peynir
- chef/ʃɛf/
aşçı, şef (restoranda)
- chicken/ˈtʃɪkɪn/
tavuk (canlı hayvan)
- child/tʃaɪld/
çocuk (küçük yaştaki)
- chocolate/ˈtʃɑːklət/
çikolata
- cinema/ˈsɪnəmə/
sinema (salonu)
- circle/ˈsɜːrkəl/
daire, çember
- city/ˈsɪti/
şehir, kent
- class/klæs/
ders, ders saati
- classmate/ˈklæsmeɪt/
sınıf arkadaşı
- classroom/ˈklæsruːm/
sınıf, derslik
- clean/kliːn/
temizlemek (kirden arındırmak)
- clock/klɑːk/
saat (duvar veya masa saati)
- close/kloʊz/
kapatmak, kapanmak
- clothes/kloʊðz/
giysiler, kıyafetler
- cloud/klaʊd/
bulut
- cloudy/ˈklaʊdi/
bulutlu (hava)
- club/klʌb/
kulüp
- coat/koʊt/
palto, manto (uzun ve kalın dış giysi)
- coffee/ˈkɑːfi/
kahve (içecek)
- cold/koʊld/
soğuk (düşük sıcaklık)
- color/ˈkʌlər/
renk
- come/kʌm/
gelmek (konuşmacıya/dinleyene doğru hareket etmek)
- company/ˈkʌmpəni/
şirket
- computer/kəmˈpjuːtər/
bilgisayar
- cook/kʊk/
aşçı (yemek yapan kişi)
- cookie/ˈkʊki/
kurabiye
- cool/kuːl/
serin (orta soğuk)
- country/ˈkʌntri/
ülke
- cousin/ˈkʌzən/
kuzen (amca/dayı/teyze/hala çocuğu)
- cow/kaʊ/
inek
- crayon/ˈkreɪɑːn/
pastel boya, mum boya
- cup/kʌp/
fincan; kulplu bardak
- dad/dæd/
baba (günlük konuşmada)
- dance/dæns/
dans
- dancer/ˈdænsər/
dansçı, dans eden kişi
- dark/dɑːrk/
koyu (renk için); karanlık (ışık için)
- date/deɪt/
tarih (takvimde gün)
- daughter/ˈdɔːtər/
kız evlat
- day/deɪ/
gün (24 saatlik dilim)
- dear/dɪr/
sevgili, sayın (mektup ve e-posta başında)
- December/dɪˈsembər/
aralık (ay)
- delicious/dɪˈlɪʃəs/
çok lezzetli, nefis
- dentist/ˈdɛntəst/
diş hekimi, dişçi
- desk/desk/
çalışma masası, sıra (okulda)
- dictionary/ˈdɪkʃəˌnɛri/
sözlük
- different/ˈdɪfərənt/
farklı, başka türlü
- difficult/ˈdɪfɪkəlt/
zor, güç
- dining room/ˈdaɪnɪŋ ˌruːm/
yemek odası
- dinner/ˈdɪnər/
akşam yemeği
- dirty/ˈdɜːrti/
kirli, pis
- do/duː/
yapmak (bir eylemi gerçekleştirmek)
- doctor/ˈdɑːktər/
doktor (tıp)
- dog/dɔɡ/
köpek
- door/dɔːr/
kapı
- draw/drɔː/
(kalemle) çizmek, resim yapmak
- dream/driːm/
rüya
- dress/drɛs/
elbise (kadın elbisesi)
- drink/drɪŋk/
içmek (sıvı)
- drive/draɪv/
(araba) sürmek, kullanmak
- driver/ˈdraɪvər/
şoför, sürücü
- duck/dʌk/
ördek
- ear/ɪr/
kulak
- early/ˈɜːrli/
erken
- easy/ˈiːzi/
kolay
- eat/iːt/
yemek (gıda tüketmek)
- egg/ɛɡ/
yumurta
- eight/eɪt/
sekiz
- eighteen/ˌeɪˈtiːn/
on sekiz
- eighth/eɪtθ/
sekizinci
- eighty/ˈeɪti/
seksen
- elephant/ˈɛlɪfənt/
fil
- eleven/ɪˈlɛvən/
on bir
- end/end/
son, bitiş
- engineer/ˌɛndʒəˈnɪər/
mühendis
- enjoy/ɪnˈdʒɔɪ/
keyif almak, zevk almak, sevmek
- enough/ɪˈnʌf/
yeterince (sıfat veya zarftan sonra gelir)
- evening/ˈiːvnɪŋ/
akşam
- everybody/ˈevribɑːdi/
herkes
- everyone/ˈevriwʌn/
herkes
- everything/ˈɛvriθɪŋ/
her şey
- exam/ɛɡˈzæm/
sınav (büyük/resmi)
- example/ɪɡˈzæmpəl/
örnek
- excellent/ˈeksələnt/
mükemmel, çok iyi
- excuse me/ɪkˈskjuːz miː/
affedersiniz, pardon (dikkat çekme)
- exercise/ˈɛksərˌsaɪz/
egzersiz yapmak, spor yapmak
- expensive/ɪkˈspensɪv/
pahalı
- eye/aɪ/
göz
- face/feɪs/
yüz, surat
- fall/fɔːl/
sonbahar (mevsim, ABD)
- family/ˈfæməli/
aile
- far/fɑːr/
uzak, uzağa, uzakta
- farm/fɑːrm/
çiftlik
- farmer/ˈfɑːrmər/
çiftçi
- fast/fæst/
hızlı, süratli
- father/ˈfɑːðər/
baba
- February/ˈfebruˌeri/
şubat
- feel/fiːl/
hissetmek, kendini (iyi/kötü) hissetmek
- fifteen/ˌfɪfˈtiːn/
on beş (sayı, yaş)
- fifth/fɪfθ/
beşinci
- fifty/ˈfɪfti/
elli
- film/fɪlm/
film
- find/faɪnd/
bulmak
- fine/faɪn/
iyi, sağlıklı; uygun
- finger/ˈfɪŋɡər/
parmak (el)
- finish/ˈfɪnɪʃ/
bitirmek, bitmek
- first/fɜːrst/
birinci, ilk
- fish/fɪʃ/
balık (canlı hayvan)
- five/faɪv/
beş
- flat/flæt/
düz, yassı (yüzey için)
- floor/flɔːr/
yer, zemin
- flower/ˈflaʊər/
çiçek
- fly/flaɪ/
uçakla seyahat etmek
- food/fuːd/
yemek, yiyecek
- foot/fʊt/
ayak
- football/ˈfʊtbɔːl/
futbol
- for/fɔːr/
amaç veya yarar için, birine/bir şeye yönelik
- forget/fərˈɡɛt/
unutmak
- fork/fɔːrk/
çatal
- forty/ˈfɔːrti/
kırk
- four/fɔːr/
dört
- fourteen/ˌfɔːrˈtiːn/
on dört
- fourth/fɔːrθ/
dördüncü
- free/friː/
ücretsiz, bedava
- Friday/ˈfraɪdeɪ/
cuma
- fridge/frɪdʒ/
buzdolabı
- friend/frend/
arkadaş, dost
- friendly/ˈfrendli/
arkadaş canlısı, cana yakın, güler yüzlü
- from/frʌm/
nereli olduğunu veya kaynağı belirtmek için
- front/frʌnt/
ön, ön taraf
- fruit/fruːt/
meyve
- full/fʊl/
dolu
- fun/fʌn/
eğlence, keyif
- funny/ˈfʌni/
komik, güldürücü
- game/ɡeɪm/
oyun
- garden/ˈɡɑːrdən/
bahçe
- get/gɛt/
almak, edinmek (bir şeyi elde etmek)
- get dressed/ɡɛt drɛst/
giyinmek (kıyafet giymek)
- get up/ɡɛt ʌp/
kalkmak (yataktan çıkmak, ayağa kalkmak)
- giraffe/dʒəˈræf/
zürafa
- girl/ɡɜːrl/
kız, kız çocuk
- give/ɡɪv/
vermek
- glass/ɡlæs/
bardak (camdan, kulpsuz)
- glasses/ˈɡlæsəz/
gözlük
- glue/ɡluː/
yapıştırıcı, tutkal
- go/goʊ/
gitmek (bir yerden başka bir yere)
- go for a walk/ˌɡoʊ fər ə ˈwɔːk/
yürüyüşe çıkmak
- good/ɡʊd/
iyi (kalite)
- goodbye/ɡʊdˈbaɪ/
hoşça kal, güle güle
- grandfather/ˈɡrænˌfɑːðər/
büyükbaba, dede
- grandma/ˈɡrænmɑː/
büyükanne, nine, babaanne/anneanne
- grandmother/ˈɡrænˌmʌðər/
büyükanne (anneanne veya babaanne)
- grandpa/ˈɡrænpɑː/
dede, büyükbaba
- grandparent/ˈɡrænperənt/
büyükanne ya da büyükbaba; (çoğul) büyükanne ve büyükbaba
- grape/ɡreɪp/
üzüm (tanesi)
- grass/ɡræs/
çimen, ot
- great/ɡreɪt/
harika, çok iyi
- green/ɡriːn/
yeşil
- grey/ɡreɪ/
gri
- group/ɡruːp/
grup, topluluk
- guitar/ɡɪˈtɑːr/
gitar
- gym/dʒɪm/
spor salonu
- hair/hɛr/
saç (bütün olarak)
- half/hæf/
yarı, yarım
- hand/hænd/
el
- happy/ˈhæpi/
mutlu
- hard/hɑːrd/
zor, güç
- hat/hæt/
şapka
- hate/heɪt/
nefret etmek, hiç sevmemek
- have/hæv/
sahip olmak (mülkiyet, ilişki, özellik)
- head/hɛd/
baş, kafa
- healthy/ˈhɛlθi/
sağlıklı
- hear/hɪr/
duymak, işitmek
- heart/hɑːrt/
kalp
- hello/həˈloʊ/
merhaba
- help/hɛlp/
yardım etmek
- here/hɪr/
burada, buraya (konuşmacının bulunduğu yer)
- hi/haɪ/
selam
- high/haɪ/
yüksek (yerden uzak, uzun boylu yapı)
- history/ˈhɪstəri/
tarih (ders ve geçmiş olaylar)
- holiday/ˈhɑːlədeɪ/
tatil
- home/hoʊm/
ev (yaşadığın yer, aidiyet hissi)
- homework/ˈhoʊmˌwɜːrk/
ev ödevi
- horse/hɔːrs/
at
- hospital/ˈhɑːspɪtəl/
hastane
- hot/hɑːt/
sıcak (yüksek sıcaklık)
- hour/aʊər/
saat (60 dakikalık süre)
- house/haʊs/
ev (bina, yapı olarak)
- how/haʊ/
nasıl (yol, yöntem sormak için)
- how long/haʊ lɔːŋ/
ne kadar uzun süre, ne kadar zaman (süre sormak için)
- how many/haʊ ˈmɛni/
kaç tane (sayılabilir şeyler için)
- how much/haʊ mʌtʃ/
ne kadar (sayılamayan şeyler ve fiyat sormak için)
- how often/haʊ ˈɔːfən/
ne sıklıkla, ne kadar sıklıkla (sıklık sormak için)
- hundred/ˈhʌndrəd/
yüz (sayı)
- hungry/ˈhʌŋɡri/
aç, karnı aç
- hurt/hɜːrt/
ağrımak, acımak (geçişsiz)
- husband/ˈhʌzbənd/
koca, erkek eş
- ice/aɪs/
buz
- idea/aɪˈdiːə/
fikir, düşünce
- important/ɪmˈpɔːrtənt/
önemli
- in/ɪn/
bir şeyin içinde (yer)
- in front of/ɪn frʌnt əv/
önünde, ön tarafında
- information/ˌɪnfərˈmeɪʃən/
bilgi
- jacket/ˈdʒækət/
ceket, mont (kısa, hafif dış giysi)
- January/ˈdʒænjuˌeri/
ocak (ay)
- jeans/dʒiːnz/
kot pantolon, blucin
- job/dʒɑːb/
iş (belirli pozisyon, meslek)
- juice/dʒuːs/
meyve suyu
- July/dʒuˈlaɪ/
temmuz
- jump/dʒʌmp/
zıplamak, atlamak
- June/dʒuːn/
haziran
- just/dʒʌst/
az önce, yeni (çok yakın bir geçmişi anlatır)
- key/kiː/
anahtar
- kitchen/ˈkɪtʃən/
mutfak
- knee/niː/
diz
- knife/naɪf/
bıçak
- know/noʊ/
bilmek (bir bilgiye sahip olmak)
- lake/leɪk/
göl
- lamp/læmp/
lamba
- language/ˈlæŋɡwɪdʒ/
dil (konuşma sistemi)
- large/lɑːrdʒ/
büyük, geniş
- last/læst/
geçen (hafta, yıl vb.)
- late/leɪt/
geç (beklenen zamandan sonra)
- later/ˈleɪtər/
sonra, daha sonra
- learn/lɜːrn/
öğrenmek (bilgi/beceri kazanmak)
- leave/liːv/
ayrılmak, çıkmak (bir yerden)
- leg/lɛɡ/
bacak
- lemon/ˈlɛmən/
limon
- lesson/ˈlɛsən/
ders (tek bir öğretim oturumu)
- letter/ˈletər/
mektup
- library/ˈlaɪbrɛri/
kütüphane
- life/laɪf/
hayat, yaşam (bir kişinin)
- light/laɪt/
açık (renk için)
- like/laɪk/
sevmek, hoşlanmak
- lion/ˈlaɪən/
aslan
- list/lɪst/
liste
- listen/ˈlɪsən/
dinlemek
- live/lɪv/
oturmak, yaşamak (bir yerde)
- living room/ˈlɪvɪŋ ruːm/
oturma odası, salon
- long/lɔːŋ/
uzun (boy, uzunluk)
- look/lʊk/
bakmak
- look like/ˈlʊk laɪk/
(görünüşçe) benzemek
- love/lʌv/
sevmek, çok sevmek; bayılmak
- lunch/lʌntʃ/
öğle yemeği
- magazine/ˈmæɡəziːn/
dergi
- make/meɪk/
yapmak, üretmek, hazırlamak (bir şey ortaya çıkarmak)
- make the bed/ˌmeɪk ðə ˈbed/
yatağı toplamak
- man/mæn/
adam, erkek (yetişkin)
- manager/ˈmænədʒər/
müdür, yönetici
- March/mɑːrtʃ/
mart
- market/ˈmɑːrkɪt/
pazar, açık pazar; çarşı
- married/ˈmerid/
evli
- math/mæθ/
matematik
- May/meɪ/
mayıs
- maybe/ˈmeɪbi/
belki, olabilir (kesin değil; ihtimal belirtir)
- mean/miːn/
anlamına gelmek, demek
- meat/miːt/
et
- medicine/ˈmɛdəsən/
ilaç
- meet/miːt/
(ilk kez) tanışmak
- menu/ˈmɛnjuː/
menü, yemek listesi
- message/ˈmesɪdʒ/
mesaj, ileti
- milk/mɪlk/
süt
- minute/ˈmɪnət/
dakika
- mirror/ˈmɪrər/
ayna
- modern/ˈmɑːdərn/
modern, çağdaş, yeni tarz
- Monday/ˈmʌndeɪ/
pazartesi
- money/ˈmʌni/
para
- monkey/ˈmʌŋki/
maymun
- month/mʌnθ/
ay (takvim ayı)
- moon/muːn/
Ay
- morning/ˈmɔːrnɪŋ/
sabah
- mother/ˈmʌðər/
anne
- mountain/ˈmaʊntən/
dağ
- mouse/maʊs/
fare (kemirgen)
- mouth/maʊθ/
ağız
- move/muːv/
hareket etmek; kımıldamak; yerini değiştirmek
- movie/ˈmuːvi/
film (İngiliz İngilizcesinde 'film')
- mum/mʌm/
anne (günlük konuşmada)
- museum/mjuˈziːəm/
müze
- music/ˈmjuːzɪk/
müzik
- name/neɪm/
isim, ad
- near/nɪr/
-in yakınında, -e yakın
- neck/nek/
boyun
- need/niːd/
ihtiyaç duymak, gerekmek
- never/ˈnɛvər/
hiçbir zaman, asla
- new/nuː/
yeni (yeni yapılmış, yeni alınmış)
- news/nuːz/
haber (yeni bir bilgi)
- newspaper/ˈnuːzpeɪpər/
gazete
- next/nekst/
gelecek, bir sonraki
- next to/ˈnekst tuː/
yanında, hemen bitişiğinde
- nice/naɪs/
güzel, hoş
- night/naɪt/
gece
- nine/naɪn/
dokuz
- nineteen/ˌnaɪnˈtiːn/
on dokuz
- ninety/ˈnaɪnti/
doksan
- ninth/naɪnθ/
dokuzuncu
- no/noʊ/
hayır
- nose/noʊz/
burun
- notebook/ˈnoʊtˌbʊk/
defter
- nothing/ˈnʌθɪŋ/
hiçbir şey
- noun/naʊn/
isim, ad
- November/noʊˈvembər/
kasım
- now/naʊ/
şimdi, şu an, hemen (bu anda ya da derhal)
- number/ˈnʌmbər/
sayı, rakam
- nurse/nɜːrs/
hemşire
- o'clock/əˈklɑːk/
tam saat (saat tam X'te)
- October/ɑːkˈtoʊbər/
ekim (ay)
- of/əv/
aitlik veya bağlantı belirtmek için (şeylerin veya organizasyonların)
- office/ˈɔːfəs/
ofis, büro (çalışılan yer)
- often/ˈɔːfən/
sık sık, çok kez
- OK/oʊˈkeɪ/
tamam, peki
- old/oʊld/
yaşlı (kişi); eski (nesne)
- on/ɑːn/
bir yüzeyin üzerinde, temas halinde
- one/wʌn/
bir (sayı)
- onion/ˈʌnjən/
soğan
- open/ˈoʊpən/
açmak, açılmak
- orange/ˈɔːrɪndʒ/
turuncu
- outside/ˌaʊtˈsaɪd/
dışarıda, dışarı
- page/peɪdʒ/
sayfa
- pain/peɪn/
ağrı, acı (fiziksel)
- pants/pænts/
pantolon
- paper/ˈpeɪpər/
kağıt (malzeme)
- parent/ˈpɛrənt/
ebeveyn (anne veya baba); çoğul: anne baba
- park/pɑːrk/
park
- party/ˈpɑːrti/
parti, eğlence
- past/pæst/
geçmiş
- pear/per/
armut
- pen/pɛn/
tükenmez kalem, dolma kalem
- pencil/ˈpɛnsəl/
kurşun kalem
- pencil case/ˈpensəl keɪs/
kalem kutusu, kalemlik
- person/ˈpɜːrsən/
kişi, insan
- pet/pɛt/
evcil hayvan
- phone/foʊn/
telefon (özellikle cep telefonu)
- photo/ˈfoʊtoʊ/
fotoğraf
- piano/piˈænoʊ/
piyano
- picture/ˈpɪktʃər/
resim, tablo
- pig/pɪɡ/
domuz
- pilot/ˈpaɪlət/
pilot
- pink/pɪŋk/
pembe
- pizza/ˈpiːtsə/
pizza
- place/pleɪs/
yer, mekân
- plan/plæn/
planlamak, tasarlamak
- plane/pleɪn/
uçak
- play/pleɪ/
oynamak (oyun, spor)
- please/pliːz/
lütfen
- plural/ˈplʊrəl/
çoğul (biçim)
- police/pəˈliːs/
polis (kurum, polisler)
- police officer/pəˈliːs ˌɔːfəsər/
polis memuru
- potato/pəˈteɪtoʊ/
patates
- problem/ˈprɑːbləm/
sorun, problem
- pronoun/ˈproʊnaʊn/
zamir, adıl
- puppy/ˈpʌpi/
köpek yavrusu
- purple/ˈpɜːrpəl/
mor
- put/pʊt/
koymak, yerleştirmek
- put on/pʊt ɑːn/
giymek (giyme eylemi), takmak
- quarter/ˈkwɔːrtər/
çeyrek (saat)
- question/ˈkwɛstʃən/
soru
- quick/kwɪk/
çabuk, kısa süren, hızlı
- quiet/ˈkwaɪət/
sessiz, sakin (ses)
- rabbit/ˈræbɪt/
tavşan
- radio/ˈreɪdioʊ/
radyo
- rain/reɪn/
yağmur
- rainy/ˈreɪni/
yağmurlu (hava)
- read/riːd/
okumak
- ready/ˈrɛdi/
hazır
- really/ˈriːəli/
gerçekten, çok (sıfat veya zarfı güçlü biçimde vurgular)
- red/rɛd/
kırmızı
- relax/rɪˈlæks/
dinlenmek, rahatlamak
- remember/rɪˈmembər/
hatırlamak
- restaurant/ˈrɛstərɑːnt/
restoran, lokanta
- rice/raɪs/
pirinç, pilav
- ride/raɪd/
(bisiklet, at, motosiklet) binmek, sürmek
- right/raɪt/
sağ
- river/ˈrɪvər/
nehir, ırmak
- road/roʊd/
yol (araçların gittiği)
- room/ruːm/
oda
- round/raʊnd/
yuvarlak
- routine/ruːˈtiːn/
rutin, alışkanlık (düzenli yapılan şeyler bütünü)
- rubber/ˈrʌbər/
silgi (İngiliz kullanımı)
- run/rʌn/
koşmak
- sad/sæd/
üzgün
- salad/ˈsæləd/
salata
- sandwich/ˈsænwɪtʃ/
sandviç
- Saturday/ˈsætərdeɪ/
cumartesi
- say/seɪ/
bir şey söylemek (sözlü veya yazılı ifade)
- school/skuːl/
okul
- schoolbag/ˈskuːlbæɡ/
okul çantası
- science/ˈsaɪəns/
fen (ders), fen bilgisi
- scissors/ˈsɪzərz/
makas
- sea/siː/
deniz
- second/ˈsɛkənd/
ikinci
- see/siː/
görmek (göz ile algılamak)
- see you/siː juː/
görüşürüz
- sell/sɛl/
satmak
- send/send/
göndermek, yollamak
- sentence/ˈsɛntəns/
cümle
- September/sepˈtembər/
eylül
- seven/ˈsɛvən/
yedi
- seventeen/ˌsevənˈtiːn/
on yedi
- seventh/ˈsevənθ/
yedinci
- seventy/ˈsevənti/
yetmiş
- sharpener/ˈʃɑːrpənər/
kalemtıraş; bileyici
- sheep/ʃiːp/
koyun
- shirt/ʃɜːrt/
gömlek
- shoes/ʃuːz/
ayakkabı (çift)
- shop/ʃɑːp/
dükkân, mağaza
- short/ʃɔːrt/
kısa (uzunluk, boy)
- shorts/ʃɔːrts/
şort
- show/ʃoʊ/
göstermek
- shower/ˈʃaʊər/
duş almak
- sick/sɪk/
hasta
- sing/sɪŋ/
şarkı söylemek
- singer/ˈsɪŋər/
şarkıcı
- sister/ˈsɪstər/
kız kardeş (abla veya küçük kız kardeş)
- sit/sɪt/
oturmak (sandalye, yer vb.)
- six/sɪks/
altı
- sixteen/ˌsɪksˈtiːn/
on altı
- sixth/sɪksθ/
altıncı
- sixty/ˈsɪksti/
altmış
- skirt/skɜːrt/
etek
- sky/skaɪ/
gökyüzü
- sleep/sliːp/
uyumak (uyku halinde olmak)
- slow/sloʊ/
yavaş
- small/smɔːl/
küçük (boyut)
- snake/sneɪk/
yılan
- snow/snoʊ/
kar
- snowy/ˈsnoʊi/
karlı
- so/soʊ/
o kadar, çok (duygusal vurgu; genellikle bir sonucu ima eder)
- soap/soʊp/
sabun
- socks/sɑːks/
çorap (çift)
- sofa/ˈsoʊfə/
kanepe, koltuk takımı
- somebody/ˈsʌmbɑːdi/
birisi, biri
- something/ˈsʌmθɪŋ/
bir şey
- sometimes/ˈsʌmtaɪmz/
bazen, zaman zaman
- son/sʌn/
oğul
- song/sɔːŋ/
şarkı
- sorry/ˈsɑːri/
özür dilerim, üzgünüm
- soup/suːp/
çorba
- speak/spiːk/
konuşmak (bir dili)
- spoon/spuːn/
kaşık
- sport/spɔːrt/
spor, spor dalı
- spring/sprɪŋ/
ilkbahar (mevsim)
- square/skwɛr/
kare şeklinde, dört köşe
- stairs/sterz/
merdiven (binada)
- stand/stænd/
ayakta durmak; ayağa kalkmak
- star/stɑːr/
yıldız (gökyüzünde)
- start/stɑːrt/
başlamak, başlatmak
- station/ˈsteɪʃən/
istasyon, gar (tren/otobüs için)
- stay/steɪ/
kalmak (bir yerde konaklamak)
- still/stɪl/
hâlâ (bir durum veya eylem devam ediyor, beklenenden uzun sürüyor)
- stop/stɑːp/
durmak, durdurmak
- store/stɔːr/
mağaza, dükkân
- story/ˈstɔːri/
hikâye, öykü
- straight/streɪt/
düz (eğri olmayan)
- strawberry/ˈstrɔːberi/
çilek
- street/striːt/
sokak, cadde
- student/ˈstuːdənt/
öğrenci
- study/ˈstʌdi/
ders çalışmak, öğrenim görmek
- sugar/ˈʃʊɡər/
şeker (toz, küp)
- summer/ˈsʌmər/
yaz (mevsim)
- sun/sʌn/
güneş (gök cismi)
- Sunday/ˈsʌndeɪ/
pazar (gün)
- sunny/ˈsʌni/
güneşli (hava)
- supermarket/ˈsuːpərmɑːrkɪt/
süpermarket, market
- sweater/ˈswɛtər/
kazak
- sweet/swiːt/
tatlı (tat)
- swim/swɪm/
yüzmek
- t-shirt/ˈtiːʃɜːrt/
tişört
- table/ˈteɪbəl/
masa (yemek masası, oturma odası masası)
- take/teɪk/
almak (eline almak, götürmek)
- take off/teɪk ɑːf/
(giysi) çıkarmak
- talk/tɔːk/
konuşmak, sohbet etmek
- tall/tɔːl/
uzun boylu; yüksek (bina, ağaç)
- taxi/ˈtæksi/
taksi
- tea/tiː/
çay
- teach/tiːtʃ/
öğretmek, ders vermek
- teacher/ˈtiːtʃər/
öğretmen
- team/tiːm/
takım (sporda)
- television/ˈteləvɪʒən/
televizyon (yayın)
- tell/tɛl/
birine bir şey anlatmak / söylemek (kişi + bilgi)
- ten/tɛn/
on
- tennis/ˈtɛnɪs/
tenis
- tenth/tenθ/
onuncu
- test/tɛst/
sınav, test
- text/tekst/
kısa mesaj, SMS
- thank/θæŋk/
teşekkür etmek
- thank you/ˈθæŋk juː/
teşekkür ederim, sağ ol
- thanks/θæŋks/
teşekkürler, sağ ol
- there/ðɛr/
orada, oraya, şurada (konuşmacıdan uzak bir yer)
- thing/θɪŋ/
şey, nesne
- think/θɪŋk/
düşünmek, sanmak (bir görüşte olmak)
- third/θɜːrd/
üçüncü
- thirsty/ˈθɜːrsti/
susamış
- thirteen/ˌθɜːrˈtiːn/
on üç
- thirty/ˈθɜːrti/
otuz
- thousand/ˈθaʊzənd/
bin; binlerce (çoğulda)
- three/θriː/
üç
- Thursday/ˈθɜːrzdeɪ/
perşembe
- ticket/ˈtɪkət/
bilet
- tiger/ˈtaɪɡər/
kaplan
- time/taɪm/
saat (kaç olduğu)
- tired/ˈtaɪərd/
yorgun
- to/tuː/
bir yere doğru, bir yöne hareket ederken
- toast/toʊst/
kızarmış ekmek
- today/təˈdeɪ/
bugün (bu günde, bu gün içinde)
- together/təˈɡeðər/
birlikte, beraber
- toilet/ˈtɔɪlət/
tuvalet (oda, İngiliz kullanımı)
- tomato/təˈmeɪtoʊ/
domates
- tomorrow/təˈmɑːroʊ/
yarın
- tonight/təˈnaɪt/
bu gece, bu akşam
- too/tuː/
fazla, aşırı (olumsuz; bir sorun olduğunu ima eder)
- tooth/tuːθ/
diş
- toothbrush/ˈtuːθbrʌʃ/
diş fırçası
- toothpaste/ˈtuːθpeɪst/
diş macunu
- towel/ˈtaʊəl/
havlu
- town/taʊn/
kasaba, küçük şehir
- toy/tɔɪ/
oyuncak
- train/treɪn/
tren
- travel/ˈtrævəl/
seyahat etmek, yolculuk yapmak
- tree/triː/
ağaç
- true/truː/
doğru, gerçek (bilgi)
- try/traɪ/
çalışmak, uğraşmak (bir şeyi yapmaya)
- Tuesday/ˈtuːzdeɪ/
salı
- turn/tɜːrn/
dönmek, sapmak (yön değiştirmek)
- TV/tiː ˈviː/
televizyon
- twelve/twɛlv/
on iki
- twenty/ˈtwɛnti/
yirmi
- two/tuː/
iki
- umbrella/ʌmˈbrɛlə/
şemsiye
- uncle/ˈʌŋkəl/
amca, dayı, enişte
- under/ˈʌndər/
bir şeyin altında, altında ve yakınında
- understand/ˌʌndərˈstænd/
anlamak
- university/ˌjuːnəˈvɜːrsəti/
üniversite
- use/juːz/
kullanmak
- usually/ˈjuːʒuəli/
genellikle (çoğu zaman, ama her zaman değil)
- vegetable/ˈvɛdʒtəbəl/
sebze
- verb/vɜːrb/
fiil, eylem
- very/ˈvɛri/
çok (derece belirtir; sıfat veya zarfı güçlendirir)
- video/ˈvɪdioʊ/
video, görüntü kaydı
- village/ˈvɪlɪdʒ/
köy
- visit/ˈvɪzɪt/
ziyaret etmek; (bir yeri) gezmek
- volleyball/ˈvɑːlibɔːl/
voleybol
- wait/weɪt/
beklemek
- waiter/ˈweɪtər/
garson
- waitress/ˈweɪtrəs/
kadın garson
- wake up/weɪk ʌp/
uyanmak (uyku halinden çıkmak)
- walk/wɔːk/
yürümek; yürüyerek gitmek
- wall/wɔːl/
duvar
- want/wɑːnt/
istemek (bir şey arzu etmek)
- warm/wɔːrm/
ılık, ılıman (orta sıcaklık)
- wash/wɑːʃ/
yıkamak
- watch/wɑːtʃ/
kol saati
- water/ˈwɔːtər/
su (içme/yıkama)
- watermelon/ˈwɔːtərmelən/
karpuz
- way/weɪ/
yol, güzergâh (bir yere giden)
- wear/wɛr/
giymek (üzerinde olmak), takmak
- weather/ˈwɛðər/
hava (durum)
- Wednesday/ˈwenzdeɪ/
çarşamba
- week/wiːk/
hafta
- weekend/ˈwiːkˌɛnd/
hafta sonu
- welcome/ˈwɛlkəm/
hoş geldin(iz)
- well/wɛl/
iyi, güzel bir şekilde
- what/wʌt/
ne, nedir (şeyler, bilgi, durum sormak için)
- when/wɛn/
ne zaman (zaman sormak için)
- where/wɛr/
nerede, nereye, nereden (yer sormak için)
- which/wɪtʃ/
hangisi (belirli seçenekler arasından biri sorulurken)
- white/waɪt/
beyaz
- who/huː/
kim (kişi sormak için, özne veya nesne)
- whose/huːz/
kimin (aitlik sormak için)
- why/waɪ/
neden, niçin (sebep sormak için)
- wife/waɪf/
karı, kadın eş
- wind/wɪnd/
rüzgar
- window/ˈwɪndoʊ/
pencere
- windy/ˈwɪndi/
rüzgârlı
- winter/ˈwɪntər/
kış (mevsim)
- with/wɪð/
birlikte, eşliğinde (kişi veya şeyle)
- woman/ˈwʊmən/
kadın
- wonderful/ˈwʌndərfəl/
harika, şahane, muhteşem
- word/wɜːrd/
kelime, sözcük
- work/wɜːrk/
çalışmak (iş yapmak)
- worker/ˈwɜːrkər/
işçi, çalışan
- world/wɜːrld/
dünya
- write/raɪt/
yazmak
- writer/ˈraɪtər/
yazar
- wrong/rɔːŋ/
yanlış, hatalı
- year/jɪər/
yıl, sene
- yellow/ˈjɛloʊ/
sarı
- yes/jɛs/
evet
- yesterday/ˈjɛstərdeɪ/
dün
- yet/jɛt/
henüz, hâlâ (beklenen bir şey olup olmadığını sorar veya olmadığını belirtir)
- young/jʌŋ/
genç; küçük (yaşça)
- zebra/ˈziːbrə/
zebra
- zero/ˈzɪroʊ/
sıfır
- zoo/zuː/
hayvanat bahçesi
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.