Eğlence ile ilgili İngilizce kelimeler
72 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- actor/ˈæktər/
oyuncu, aktör
My cousin wants to be an actor.
Kuzenim oyuncu olmak istiyor.
- actress/ˈæktrəs/
kadın oyuncu, aktris
She is a famous actress in Turkey.
Türkiye'de ünlü bir aktristir.
- cinema/ˈsɪnəmə/
sinema (salonu)
Let's go to the cinema tonight.
Bu akşam sinemaya gidelim.
- dancer/ˈdænsər/
dansçı, dans eden kişi
My aunt is a dancer in a theater group.
Teyzem bir tiyatro grubunda dansçı.
- film/fɪlm/
film
We watched a funny film on Saturday night.
Cumartesi gecesi komik bir film izledik.
- fun/fʌn/
eğlence, keyif
We had a lot of fun at the party.
Partide çok eğlendik.
- game/ɡeɪm/
oyun
Let's play a game after dinner.
Akşam yemeğinden sonra bir oyun oynayalım.
- movie/ˈmuːvi/
film (İngiliz İngilizcesinde 'film')
Let's watch a movie tonight.
Bu akşam bir film izleyelim.
- news/nuːz/
haber (yeni bir bilgi)
I have some good news for you!
Sana iyi bir haberim var!
- party/ˈpɑːrti/
parti, eğlence
We're having a party on Saturday. Can you come?
Cumartesi parti veriyoruz. Gelebilir misin?
- radio/ˈreɪdioʊ/
radyo
My grandfather listens to the news on the radio.
Dedem haberleri radyoda dinler.
- story/ˈstɔːri/
hikâye, öykü
My grandmother tells us a story every night.
Büyükannem bize her gece bir hikâye anlatıyor.
- television/ˈteləvɪʒən/
televizyon (yayın)
I don't watch much television on weekdays.
Hafta içi pek televizyon izlemem.
- toy/tɔɪ/
oyuncak
My little brother has a lot of toys.
Küçük kardeşimin bir sürü oyuncağı var.
- video/ˈvɪdioʊ/
video, görüntü kaydı
We watched a funny video about cats.
Kediler hakkında komik bir video izledik.
- act/ækt/
davranmak; harekete geçmek
He acted very calmly when the lights went out.
Işıklar gidince çok sakin davrandı.
- amusement park/əˈmjuːzmənt ˌpɑːrk/
lunapark, eğlence parkı
We rode the roller coaster at the amusement park.
Lunaparkta hız trenine bindik.
- board game/ˈbɔːrd ɡeɪm/
masa oyunu
We played board games all evening when the power went out.
Elektrik kesilince bütün akşam masa oyunu oynadık.
- cartoon/kɑːrˈtuːn/
çizgi film
My little sister watches cartoons every morning.
Küçük kız kardeşim her sabah çizgi film izler.
- chess/tʃes/
satranç
My grandfather taught me to play chess.
Bana satranç oynamayı dedem öğretti.
- comedy/ˈkɑːmədi/
komedi (film, dizi, oyun)
We watched a comedy and laughed all evening.
Bir komedi izledik ve bütün akşam güldük.
- concert/ˈkɑːnsərt/
konser
We went to a jazz concert last Friday night.
Geçen Cuma gecesi bir caz konserine gittik.
- documentary/ˌdɑːkjəˈmentəri/
belgesel
I watched a documentary about sea turtles.
Deniz kaplumbağaları hakkında bir belgesel izledim.
- event/ɪˈvent/
etkinlik, organizasyon
The city holds a lot of events in summer.
Şehir yazın pek çok etkinlik düzenliyor.
- exhibition/ˌɛksɪˈbɪʃən/
sergi
We visited an art exhibition at the city museum.
Şehir müzesindeki bir sanat sergisini ziyaret ettik.
- festival/ˈfestəvəl/
festival, şenlik
We camped for three days at a summer music festival.
Bir yaz müzik festivalinde üç gün kamp yaptık.
- invitation/ˌɪnvɪˈteɪʃən/
davet
Thank you for the invitation to your party.
Partine davet ettiğin için teşekkürler.
- joke/dʒoʊk/
şaka; fıkra
My dad tells the same jokes every summer.
Babam her yaz aynı fıkraları anlatıyor.
- laugh/læf/
gülmek (sesli)
We laughed a lot at his funny story.
Onun komik hikâyesine çok güldük.
- match/mætʃ/
maç, karşılaşma
Who won the match last night?
Dün akşamki maçı kim kazandı?
- prize/praɪz/
ödül (yarışma, çekiliş)
Selin won first prize in the drawing competition.
Selin resim yarışmasında birincilik ödülünü kazandı.
- puzzle/ˈpʌzəl/
bulmaca; yapboz
I do a word puzzle on the train every morning.
Her sabah trende bir kelime bulmacası çözüyorum.
- quiz/kwɪz/
kısa sınav, quiz
We have a vocabulary quiz every Monday.
Her pazartesi kelime sınavımız var.
- science fiction/ˌsaɪəns ˈfɪkʃən/
bilim kurgu
My brother only reads science fiction.
Ağabeyim yalnızca bilim kurgu okur.
- seat/siːt/
koltuk, oturacak yer
Is this seat free?
Bu koltuk boş mu?
- series/ˈsɪriːz/
dizi (televizyon, internet)
I watched three episodes of the series last night.
Dün gece dizinin üç bölümünü izledim.
- audience/ˈɔːdiəns/
seyirci, izleyici, dinleyici kitlesi
The audience clapped for five minutes.
Seyirciler beş dakika alkışladı.
- award/əˈwɔːrd/
ödül
She won an award for her short film.
Kısa filmiyle bir ödül kazandı.
- bubble/ˈbʌbəl/
kabarcık, baloncuk
The kids were blowing bubbles in the park.
Çocuklar parkta baloncuk üflüyordu.
- comic strip/ˈkɑːmɪk strɪp/
çizgi bant, bant karikatür
My dad reads the comic strip in the newspaper every morning.
Babam her sabah gazetedeki bant karikatürü okur.
- contest/ˈkɑːntɛst/
yarışma
She won first prize in the poetry contest.
Şiir yarışmasında birincilik ödülünü kazandı.
- director/dəˈrɛktər/
yönetmen (film, tiyatro)
The director chose an unknown actor for the main role.
Yönetmen başrol için tanınmamış bir oyuncu seçti.
- entertaining/ˌɛntərˈteɪnɪŋ/
eğlenceli, eğlendirici
The magic show at the mall was really entertaining.
Alışveriş merkezindeki sihirbazlık gösterisi gerçekten eğlenceliydi.
- fame/feɪm/
ün, şöhret
The young singer found fame after just one song.
Genç şarkıcı yalnızca bir şarkıyla ün kazandı.
- moving/ˈmuːvɪŋ/
dokunaklı, duygulandırıcı
The end of the movie was so moving that I cried.
Filmin sonu o kadar dokunaklıydı ki ağladım.
- musical/ˈmjuːzɪkəl/
müzikal
We saw a musical about a boy who wants to be a dancer.
Dansçı olmak isteyen bir çocuğu anlatan bir müzikal izledik.
- novel/ˈnɑːvəl/
roman
I finished a long novel on the train.
Trende uzun bir romanı bitirdim.
- parade/pəˈreɪd/
geçit töreni
Thousands of people watched the parade on the main street.
Binlerce kişi ana caddedeki geçit törenini izledi.
- perform/pərˈfɔːrm/
sahne almak, sergilemek (şarkı, oyun)
The band will perform in the park on Saturday.
Grup cumartesi parkta sahne alacak.
- performance/pərˈfɔːrməns/
gösteri, temsil, performans
We saw a wonderful dance performance at the theatre.
Tiyatroda harika bir dans gösterisi izledik.
- pretend/prɪˈtɛnd/
-mış gibi yapmak, numara yapmak
He pretended to be asleep when his mum came in.
Annesi içeri girince uyuyormuş gibi yaptı.
- role/roʊl/
rol, görev, işlev
Teachers play an important role in children's lives.
Öğretmenler çocukların hayatında önemli bir rol oynar.
- scene/siːn/
sahne (film, oyun, kitap)
The final scene of the film made me cry.
Filmin son sahnesi beni ağlattı.
- script/skrɪpt/
senaryo, oyun metni
The actors read the script together on the first day.
Oyuncular ilk gün metni birlikte okudu.
- sitcom/ˈsɪtkɑːm/
durum komedisi, komedi dizisi
Most of the sitcom takes place in a small coffee shop.
Durum komedisinin büyük kısmı küçük bir kahvecide geçiyor.
- soap opera/ˈsoʊp ɑːpərə/
pembe dizi
My grandmother never misses her favorite soap opera.
Büyükannem en sevdiği pembe diziyi hiç kaçırmaz.
- soundtrack/ˈsaʊndtræk/
film müziği; dizi ya da oyun müziği
I like the soundtrack of this movie more than the story.
Bu filmin müziğini hikâyesinden daha çok seviyorum.
- spectator/ˈspekteɪtər/
seyirci, izleyici
The spectators cheered when our team scored.
Takımımız sayı yapınca seyirciler tezahürat yaptı.
- stage/steɪdʒ/
sahne
The singer walked onto the stage and everyone started clapping.
Şarkıcı sahneye çıktı ve herkes alkışlamaya başladı.
- thriller/ˈθrɪlər/
gerilim filmi, gerilim romanı
I couldn't stop reading the thriller until the last page.
Gerilim romanını son sayfaya kadar elimden bırakamadım.
- time travel/ˈtaɪm trævəl/
zamanda yolculuk
The movie is about a girl who discovers the secret of time travel.
Film, zamanda yolculuğun sırrını keşfeden bir kızı anlatıyor.
- audition/ɔːˈdɪʃən/
seçme sınavı, oyuncu/müzisyen seçmesi
I have an audition for the school play tomorrow.
Yarın okul oyunu için seçmem var.
- cast/kæst/
oyuncu kadrosu
The whole cast came on stage at the end.
Sonunda bütün oyuncu kadrosu sahneye çıktı.
- exhibit/ɪɡˈzɪbɪt/
sergilenen eser, sergi parçası
Please don't touch the exhibits.
Lütfen sergilenen eserlere dokunmayın.
- highlight/ˈhaɪlaɪt/
en önemli an, en güzel kısım
The highlight of our trip was the boat tour.
Gezimizin en güzel kısmı tekne turuydu.
- plot/plɑːt/
olay örgüsü, konu
The plot of the film was hard to follow.
Filmin olay örgüsünü takip etmek zordu.
- rehearsal/rɪˈhɜːrsəl/
prova
We have rehearsals every Tuesday and Thursday after school.
Her salı ve perşembe okuldan sonra provamız var.
- rehearse/rɪˈhɜːrs/
prova etmek, prova yapmak
The choir rehearses every Tuesday evening.
Koro her salı akşamı prova yapıyor.
- release/rɪˈliːs/
piyasaya sürmek, yayımlamak, çıkarmak
The band will release their new album in May.
Grup yeni albümünü mayısta çıkaracak.
- venue/ˈvenjuː/
mekân, etkinlik yeri
The venue for the wedding is a hotel by the lake.
Düğünün yapılacağı yer göl kenarındaki bir otel.
- footage/ˈfʊtɪdʒ/
görüntü kaydı, (filme/kameraya alınmış) görüntüler
The documentary uses old footage of Istanbul in the 1950s.
Belgesel, 1950'lerin İstanbul'una ait eski görüntüler kullanıyor.
- recital/rɪˈsaɪtəl/
resital, dinleti
My sister is giving a piano recital on Saturday.
Kız kardeşim cumartesi bir piyano resitali veriyor.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.