Suç ve Hukuk ile ilgili İngilizce kelimeler
18 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- police/pəˈliːs/
polis (kurum, polisler)
The police are here to help us.
Polis bize yardım etmek için burada.
- crime/kraɪm/
suç
Stealing is a crime.
Hırsızlık bir suçtur.
- thief/θiːf/
hırsız
A thief took my bag on the bus.
Otobüste bir hırsız çantamı aldı.
- clue/kluː/
ipucu
The detective found an important clue under the table.
Dedektif masanın altında önemli bir ipucu buldu.
- eyewitness/ˈaɪwɪtnəs/
görgü tanığı
An eyewitness told the police what happened.
Bir görgü tanığı polise ne olduğunu anlattı.
- obey/oʊˈbeɪ/
(kurala, emre) uymak, itaat etmek, söz dinlemek
All drivers must obey the traffic rules.
Bütün sürücüler trafik kurallarına uymalıdır.
- punish/ˈpʌnɪʃ/
cezalandırmak
The school punished the students for cheating in the exam.
Okul, sınavda kopya çektikleri için öğrencileri cezalandırdı.
- discrimination/dɪˌskrɪmɪˈneɪʃən/
ayrımcılık
Discrimination against girls in sports is unfair.
Sporda kızlara karşı ayrımcılık haksızlıktır.
- courtroom/ˈkɔːrtruːm/
mahkeme salonu, duruşma salonu
The courtroom fell silent as the judge read out the verdict.
Hâkim kararı okurken mahkeme salonu sessizliğe büründü.
- defendant/dɪˈfendənt/
sanık; davalı
The defendant denied all the charges against him.
Sanık kendisine yöneltilen bütün suçlamaları reddetti.
- forge/fɔːrdʒ/
sahtesini yapmak, taklit etmek (imza, belge, para)
He was arrested for forging his manager's signature on the contract.
Sözleşmede müdürünün imzasını taklit ettiği için tutuklandı.
- fraud/frɔːd/
dolandırıcılık, sahtekârlık
The director was found guilty of fraud and lost his job.
Müdür dolandırıcılıktan suçlu bulundu ve işini kaybetti.
- liability/ˌlaɪəˈbɪləti/
(hukuki) sorumluluk, yükümlülük
The company accepted liability for the accident.
Şirket kazanın sorumluluğunu kabul etti.
- notary/ˈnoʊtəri/
noter
We signed the rental contract in front of a notary.
Kira sözleşmesini noter huzurunda imzaladık.
- prosecution/ˌprɑːsɪˈkjuːʃən/
iddia makamı, savcılık (davada)
The prosecution called three witnesses on the first day.
İddia makamı ilk gün üç tanığı çağırdı.
- appellate/əˈpelət/
istinafa ya da temyize ait, üst mahkemeyle ilgili
The appellate court overturned the original verdict.
İstinaf mahkemesi ilk kararı bozdu.
- bequest/bɪˈkwest/
vasiyetle bırakılan para ya da mal, vasiyet bağışı
The library was built with a generous bequest from a local teacher.
Kütüphane, yerel bir öğretmenin vasiyetle bıraktığı cömert bir bağışla inşa edildi.
- claimant/ˈkleɪmənt/
davacı (hukuk davasında)
The claimant argued that the builder had used poor materials.
Davacı, müteahhidin kalitesiz malzeme kullandığını ileri sürdü.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.