Ruh Hâli ve Mizaç ile ilgili İngilizce kelimeler
23 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- angry/ˈæŋɡri/
kızgın, öfkeli
She was angry at her brother for breaking her laptop.
Kardeşi dizüstü bilgisayarını kırdığı için ona kızgındı.
- bored/bɔːrd/
sıkılmış, bunalmış
The students were bored with the long lecture.
Öğrenciler uzun dersten sıkılmıştı.
- calm/kɑːm/
sakin, huzurlu
Stay calm, the doctor will see you soon.
Sakin ol, doktor sizi birazdan görecek.
- confident/ˈkɑːnfɪdənt/
kendinden emin, özgüvenli
She walked into the interview feeling confident.
Görüşmeye özgüvenle girdi.
- creative/kriˈeɪtɪv/
yaratıcı
She has a very creative mind, she's always coming up with new ideas.
Çok yaratıcı bir zihni var, sürekli yeni fikirler üretiyor.
- disappointed/ˌdɪsəˈpɔɪntɪd/
hayal kırıklığına uğramış
She was disappointed with her test score.
Sınav puanından hayal kırıklığına uğradı.
- embarrassed/ɪmˈbærəst/
utanmış, mahcup (anlık bir durumdan)
I was so embarrassed when I forgot my teacher's name.
Öğretmenimi adını unutunca çok mahcup oldum.
- excited/ɪkˈsaɪtɪd/
heyecanlı, coşkulu
I'm so excited about the concert next week.
Gelecek haftaki konsere çok heyecanlıyım.
- frustrated/ˈfrʌstreɪtɪd/
sinirlenmiş, bunalmış (bir şeyi yapamadığında hissedilen)
She felt frustrated when her computer kept crashing.
Bilgisayarı sürekli çöküce sinirinden çıldırıyordu.
- jealous/ˈdʒɛləs/
kıskanç
He was jealous of his friend's new car.
Arkadaşının yeni arabasını kıskandı.
- lonely/ˈloʊnli/
yalnız (yalnızlık hisseden), yalnızlıktan mutsuz
She felt lonely after moving to a new city.
Yeni bir şehre taşındıktan sonra yalnızlık hissetti.
- nervous/ˈnɜːrvəs/
gergin, endişeli, kaygılı
I always feel nervous before a job interview.
İş görüşmesinden önce her zaman gerginleşirim.
- proud/praʊd/
gururlu, onurlu; gurur duyan
I'm really proud of you for passing the exam.
Sınavı geçtiğin için seninle gerçekten gurur duyuyorum.
- scared/skɛrd/
korkmuş, ürkmüş
She is scared of spiders.
Örümceklerden korkuyor.
- shy/ʃaɪ/
utangaç, çekingen
He's shy around strangers but very funny with friends.
Yabancıların yanında utangaçtır ama arkadaşlarıyla çok eğlenceli biri.
- surprised/sərˈpraɪzd/
şaşırmış, hayrete düşmüş
We were surprised by the sudden change in plans.
Planlardaki ani değişikliğe şaşırdık.
- worried/ˈwɜːrid/
endişeli, kaygılı
She is worried about her exam results.
Sınav sonuçları konusunda endişeli.
- anxious/ˈæŋkʃəs/
endişeli, kaygılı
I always feel anxious before exams.
Sınavlardan önce hep kaygılı hissederim.
- calmly/ˈkɑːmli/
sakince, soğukkanlılıkla
She answered the difficult question calmly.
Zor soruyu sakince yanıtladı.
- mood/muːd/
ruh hâli, keyif
She's in a good mood because it's Friday.
Cuma olduğu için keyfi yerinde.
- awkward/ˈɔːkwərd/
tuhaf, rahatsız edici, utandırıcı (durum)
There was an awkward silence after his joke.
Şakasından sonra garip bir sessizlik oldu.
- ease/iːz/
rahatlık, huzur
I always feel at ease in my grandmother's kitchen.
Babaannemin mutfağında kendimi hep rahat hissederim.
- temperament/ˈtemprəmənt/
mizaç, huy, yaradılış
My sister has a calm temperament, unlike me.
Kız kardeşim benim aksime sakin bir mizaca sahip.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.