Seyahat ve Gezi ile ilgili İngilizce kelimeler
69 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.
- arrive/əˈraɪv/
varmak, ulaşmak, gelmek
What time does your train arrive?
Trenin saat kaçta varıyor?
- beach/biːtʃ/
plaj, kumsal
We spent the whole day at the beach.
Bütün günü plajda geçirdik.
- castle/ˈkæsəl/
kale, şato
We visited an old castle on our school trip.
Okul gezimizde eski bir kaleyi ziyaret ettik.
- country/ˈkʌntri/
ülke
Which country are you from?
Hangi ülkedensin?
- holiday/ˈhɑːlədeɪ/
tatil
We are going on holiday to Antalya.
Antalya'ya tatile gidiyoruz.
- place/pleɪs/
yer, mekân
This is a nice place for lunch.
Burası öğle yemeği için güzel bir yer.
- travel/ˈtrævəl/
seyahat etmek, yolculuk yapmak
I love to travel in summer.
Yazın seyahat etmeyi çok severim.
- visit/ˈvɪzɪt/
ziyaret etmek; (bir yeri) gezmek
We visit my grandmother every Sunday.
Her pazar büyükannemi ziyaret ediyoruz.
- way/weɪ/
yol, güzergâh (bir yere giden)
Excuse me, can you tell me the way to the museum?
Affedersiniz, müzenin yolunu tarif edebilir misiniz?
- abroad/əˈbrɔːd/
yurt dışında, yurt dışına
She went abroad for the first time last summer.
Geçen yaz ilk kez yurt dışına çıktı.
- ancient/ˈeɪnʃənt/
antik, çok eski
We visited an ancient theater near Antalya.
Antalya yakınlarında antik bir tiyatroyu gezdik.
- backpack/ˈbækpæk/
sırt çantası
I carry my books in a blue backpack.
Kitaplarımı mavi bir sırt çantasında taşırım.
- border/ˈbɔːrdər/
sınır (ülkeler arasında), kenar
We crossed the border between Turkey and Bulgaria by car.
Türkiye ile Bulgaristan arasındaki sınırı arabayla geçtik.
- cabin/ˈkæbɪn/
kulübe, ahşap küçük ev
We rented a cabin in the mountains for the weekend.
Hafta sonu için dağlarda bir kulübe kiraladık.
- camp/kæmp/
kamp yapmak
We camped near a lake in the mountains.
Dağlarda bir gölün yakınında kamp yaptık.
- camping/ˈkæmpɪŋ/
kamp yapma, kamp aktivitesi
We go camping every summer in the mountains.
Her yaz dağlarda kampa gideriz.
- check in/tʃɛk ɪn/
giriş yapmak (otel veya havalimanı)
We checked in at the hotel and went straight to our room.
Otele giriş yaptık ve doğruca odamıza gittik.
- destination/ˌdɛstɪˈneɪʃən/
varış yeri, hedef
Paris is one of the most popular travel destinations in the world.
Paris, dünyanın en popüler seyahat destinasyonlarından biridir.
- explore/ɪkˈsplɔːr/
keşfetmek, gezip tanımak
We spent two days exploring the old town.
İki günümüzü eski şehri keşfederek geçirdik.
- flight/flaɪt/
uçuş
Our flight to New York takes about ten hours.
New York uçuşumuz yaklaşık on saat sürüyor.
- foreign/ˈfɔːrən/
yabancı (başka ülkeden)
Can you speak a foreign language?
Bir yabancı dil konuşabiliyor musun?
- guide/ɡaɪd/
rehber (kişi veya kitap)
Our tour guide spoke four languages fluently.
Tur rehberimiz dört dili akıcı konuşuyordu.
- hotel/hoʊˈtɛl/
otel
We booked a hotel near the airport.
Havalimanının yakınında bir otel ayırttık.
- island/ˈaɪlənd/
ada
We took a boat to a small island.
Küçük bir adaya tekneyle gittik.
- journey/ˈdʒɜːrni/
yolculuk (tek yön, uzun)
The train journey from Ankara to Istanbul takes about four hours.
Ankara'dan İstanbul'a tren yolculuğu yaklaşık dört saat sürüyor.
- local/ˈloʊkəl/
yerel
Try the local food, it's much better than the tourist restaurants.
Yerel yemekleri dene, turistik restoranlardan çok daha iyi.
- luggage/ˈlʌɡɪdʒ/
bagaj (toplu)
I only have one piece of luggage, a small backpack.
Tek bir parça bagajım var, küçük bir sırt çantası.
- map/mæp/
harita
Can you show me on the map where the station is?
İstasyonun nerede olduğunu haritada gösterebilir misin?
- pack/pæk/
bavul hazırlamak, eşyaları toplamak
Have you packed your bag for the trip?
Yolculuk için çantanı hazırladın mı?
- palace/ˈpæləs/
saray
We visited Topkapı Palace on our school trip.
Okul gezimizde Topkapı Sarayı'nı ziyaret ettik.
- passport/ˈpæspɔːrt/
pasaport
Make sure your passport is valid before you travel.
Seyahat etmeden önce pasaportunun geçerli olduğundan emin ol.
- rent/rɛnt/
kiralamak
We rented a car to explore the countryside.
Kırsal bölgeyi gezmek için bir araba kiraladık.
- reservation/ˌrɛzərˈveɪʃən/
rezervasyon, yer ayırtma
I'd like to make a reservation for two nights.
İki gecelik rezervasyon yaptırmak istiyorum.
- return/rɪˈtɜːrn/
dönmek, geri gelmek
She returned from London on Sunday.
Pazar günü Londra'dan döndü.
- seaside/ˈsiːsaɪd/
deniz kenarı, sahil
We spend every summer at the seaside.
Her yazı deniz kenarında geçiriyoruz.
- sightseeing/ˈsaɪtˌsiːɪŋ/
gezip görme, turistik gezi
Mardin is a great city for sightseeing.
Mardin, gezip görmek için harika bir şehir.
- souvenir/ˌsuːvəˈnɪr/
hatıra eşya, hediyelik eşya
I bought a fridge magnet as a souvenir.
Hatıra olarak bir buzdolabı magneti aldım.
- suitcase/ˈsuːtkeɪs/
bavul, valiz
My suitcase is too heavy to carry.
Bavulum taşınamayacak kadar ağır.
- tent/tɛnt/
çadır
We slept in a tent near the lake.
Gölün yakınında bir çadırda uyuduk.
- tour/tʊr/
tur, gezi
We went on a boat tour of the Bosphorus.
Boğaz'da bir tekne turuna katıldık.
- tourist/ˈtʊrɪst/
turist
The city is full of tourists in the summer.
Şehir yaz aylarında turistlerle dolu.
- trip/trɪp/
gezi, kısa yolculuk
We went on a day trip to the mountains.
Dağlara günübirlik bir gezi yaptık.
- visitor/ˈvɪzɪtər/
ziyaretçi, misafir
The museum has thousands of visitors every week.
Müzenin her hafta binlerce ziyaretçisi oluyor.
- accommodation/əˌkɑːməˈdeɪʃən/
konaklama, kalacak yer
The price of the trip includes flights and accommodation.
Gezinin fiyatına uçuş ve konaklama dahil.
- agency/ˈeɪdʒənsi/
ajans, acente, büro
We booked our trip through a travel agency.
Seyahatimizi bir seyahat acentesi aracılığıyla ayarladık.
- all-inclusive/ˌɔːlɪnˈkluːsɪv/
her şey dahil
We stayed at an all-inclusive hotel in Antalya.
Antalya'da her şey dahil bir otelde kaldık.
- architecture/ˈɑːrkɪtɛktʃər/
mimari, mimarlık
The architecture in the old part of the city is amazing.
Şehrin eski kısmındaki mimari harika.
- arrival/əˈraɪvəl/
varış, geliş
What's the arrival time of the flight from Izmir?
İzmir'den gelen uçağın varış saati ne?
- coast/koʊst/
kıyı, sahil
We spent the summer in a small town on the Aegean coast.
Yazı Ege kıyısındaki küçük bir kasabada geçirdik.
- customs/ˈkʌstəmz/
gümrük
It took us almost an hour to get through customs.
Gümrükten geçmemiz neredeyse bir saat sürdü.
- deck/dek/
güverte; (otobüs) kat
We had tea on the deck of the ferry.
Vapurun güvertesinde çay içtik.
- downtown/ˌdaʊnˈtaʊn/
şehir merkezi, çarşı
Downtown is very busy on Saturdays.
Şehir merkezi cumartesileri çok kalabalık.
- escape/ɪˈskeɪp/
kaçmak, kurtulmak
The bird escaped from its cage.
Kuş kafesinden kaçtı.
- historic/hɪˈstɔːrɪk/
tarihî (eski ve önemli)
Our hotel was in a historic building near the castle.
Otelimiz, kalenin yakınındaki tarihî bir binadaydı.
- historical/hɪˈstɔːrɪkəl/
tarihî, tarihsel (geçmişe ait)
Our class visited a historical site near Bergama.
Sınıfımız Bergama yakınlarında tarihî bir alanı ziyaret etti.
- monument/ˈmɑːnjəmənt/
anıt
Tourists take photos in front of the monument.
Turistler anıtın önünde fotoğraf çekiyor.
- overnight/ˌoʊvərˈnaɪt/
gece boyunca, geceyi geçirerek
We stayed overnight at a small hotel in Safranbolu.
Safranbolu'da küçük bir otelde geceledik.
- pier/pɪr/
iskele (denize uzanan)
We walked to the end of the pier at sunset.
Gün batımında iskelenin ucuna kadar yürüdük.
- port/pɔːrt/
liman, liman şehri
The ship arrived at the port early in the morning.
Gemi sabah erkenden limana vardı.
- sight/saɪt/
görme yetisi, görüş
My grandfather's sight is getting worse, so he needs new glasses.
Dedemin görmesi kötüleşiyor, bu yüzden yeni gözlüğe ihtiyacı var.
- breathtaking/ˈbreθˌteɪkɪŋ/
nefes kesici, büyüleyici
From our room, we had a breathtaking view of the sea.
Odamızdan denizin nefes kesici manzarasını görebiliyorduk.
- coastal/ˈkoʊstəl/
kıyıdaki, kıyı ile ilgili, sahil
Coastal towns get very crowded in July and August.
Kıyı kasabaları temmuz ve ağustosta çok kalabalık olur.
- dock/dɑːk/
rıhtım, iskele
We waited on the dock until the ferry arrived.
Vapur gelene kadar iskelede bekledik.
- lodge/lɑːdʒ/
dağ evi, kır evi (konaklama)
We stayed in a wooden lodge near the lake.
Gölün yakınındaki ahşap bir dağ evinde kaldık.
- resort/rɪˈzɔːrt/
tatil yeri, tatil köyü
Bodrum is a popular summer resort on the Aegean coast.
Bodrum, Ege kıyısında popüler bir yaz tatil yeridir.
- retreat/rɪˈtriːt/
kamp, inziva (dinlenme ya da çalışma için uzak yerde kısa kalış)
Our team went on a two-day retreat in the mountains.
Ekibimiz dağlarda iki günlük bir kampa gitti.
- anchor/ˈæŋkər/
çapa, demir (gemi)
The crew dropped the anchor in a quiet bay.
Mürettebat sakin bir koyda demir attı.
- descent/dɪˈsent/
iniş (aşağı doğru hareket ya da yol)
The plane began its descent into Ankara.
Uçak Ankara'ya inişe geçti.
- relocation/ˌriːloʊˈkeɪʃən/
taşınma, yer değiştirme (iş yeri, ev, kurum)
The office relocation will take two weeks.
Ofisin taşınması iki hafta sürecek.
Öğretmen misin?
Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.