Ana içeriğe geç

Siyaset ve Yönetim ile ilgili İngilizce kelimeler

155 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • national/ˈnæʃənəl/

    ulusal, millî; ülke çapında

  • public/ˈpʌblɪk/

    kamuya ait, halka açık; herkese ait

  • soldier/ˈsoʊldʒər/

    asker

  • agreement/əˈɡriːmənt/

    anlaşma, sözleşme

  • ban/bæn/

    yasaklamak

  • candidate/ˈkændɪdeɪt/

    aday (iş, seçim)

  • court/kɔːrt/

    saha, kort (tenis, basketbol vb.)

  • government/ˈɡʌvərnmənt/

    hükümet, devlet yönetimi

  • law/lɔː/

    yasa, kanun

  • legal/ˈliːɡəl/

    hukuki, yasal (hukukla ilgili)

  • mayor/ˈmeɪər/

    belediye başkanı

  • minister/ˈmɪnɪstər/

    bakan

  • official/əˈfɪʃəl/

    resmî

  • power/ˈpaʊər/

    elektrik, enerji

  • powerful/ˈpaʊərfəl/

    güçlü, etkili

  • state/steɪt/

    durum, hâl

  • vote/voʊt/

    oy vermek, oylamak

  • accuse/əˈkjuːz/

    suçlamak, itham etmek

  • agenda/əˈdʒɛndə/

    gündem (toplantı)

  • appeal/əˈpiːl/

    çağrı, yardım çağrısı

  • appoint/əˈpɔɪnt/

    atamak, görevlendirmek

  • approve/əˈpruːv/

    onaylamak (resmî olarak)

  • assembly/əˈsɛmbli/

    okulda toplu tören, toplanma

  • authority/əˈθɔːrɪti/

    otorite, yetki (karar alma veya emir verme gücü)

  • campaign/kæmˈpeɪn/

    kampanya (belirli bir amaca ulaşmak için yürütülen örgütlü faaliyet)

  • committee/kəˈmɪti/

    komite, kurul, heyet

  • compromise/ˈkɑːmprəmaɪz/

    uzlaşma, orta yol, karşılıklı taviz

  • constitution/ˌkɑːnstɪˈtuːʃən/

    anayasa (devletin temel yasası ve ilkeleri)

  • consultation/ˌkɑːnsəlˈteɪʃən/

    danışma, istişare, görüş alma

  • corruption/kəˈrʌpʃən/

    yolsuzluk, rüşvet (gücün dürüst olmayan ya da yasadışı biçimde kullanılması)

  • council/ˈkaʊnsəl/

    meclis, belediye meclisi; konsey

  • declare/dɪˈklɛr/

    ilan etmek, açıklamak

  • defence/dɪˈfɛns/

    savunma, koruma (bir fikri, kişiyi)

  • delegate/ˈdɛlɪɡət/

    delege, temsilci

  • deputy/ˈdɛpjəti/

    yardımcı, vekil (müdür yardımcısı vb.)

  • dispute/dɪˈspjuːt/

    anlaşmazlık, uyuşmazlık, ihtilaf

  • forbid/fərˈbɪd/

    yasaklamak, izin vermemek

  • govern/ˈɡʌvərn/

    yönetmek (bir ülkeyi veya kurumu resmi olarak idare etmek)

  • governor/ˈɡʌvərnər/

    vali

  • governorship/ˈgʌvərnərʃɪp/

    valilik (kurum ve bina; valinin görevi)

  • impose/ɪmˈpoʊz/

    getirmek, uygulamak (vergi, kural, ceza)

  • inquiry/ˈɪŋkwəri/

    soruşturma, inceleme (resmî)

  • institution/ˌɪnstɪˈtuːʃən/

    kurum, kuruluş (toplumun işleyişini düzenleyen köklü yapı ya da örgüt)

  • investigation/ɪnˌvɛstɪˈɡeɪʃən/

    soruşturma, inceleme, araştırma

  • legislation/ˌledʒɪˈsleɪʃən/

    mevzuat, yasa (resmi olarak çıkarılan yasaların bütünü veya süreci)

  • majority/məˈdʒɔːrəti/

    çoğunluk, büyük kısım

  • maker/ˈmeɪkər/

    üretici, yapımcı; (bileşikte) yapan kişi

  • ministry/ˈmɪnɪstri/

    bakanlık

  • negotiator/nɪˈɡoʊʃieɪtər/

    müzakereci, pazarlıkçı

  • oblige/əˈblaɪdʒ/

    zorunda bırakmak, mecbur etmek (genelde edilgen)

  • parliament/ˈpɑːrləmənt/

    parlamento (yasaları yapan seçilmiş temsilciler meclisi)

  • permit/ˈpɜːrmɪt/

    izin belgesi, ruhsat

  • policy/ˈpɑːləsi/

    politika, yöntem (bir kurum veya hükümetin benimsediği resmi plan ya da ilke)

  • referendum/ˌrefəˈrendəm/

    referandum (halkın belirli bir konuda doğrudan oy kullandığı oylama)

  • regional/ˈriːdʒənəl/

    bölgesel, yöresel

  • regulate/ˈreɡjəleɪt/

    düzenlemek, denetlemek (kural veya yasa aracılığıyla kontrol altına almak)

  • regulation/ˌrɛɡjəˈleɪʃən/

    yönetmelik, kural

  • resist/rɪˈzɪst/

    kendini tutmak, karşı koyamamak (olumsuzda)

  • resistance/rɪˈzɪstəns/

    direnç, karşı koyma, itiraz

  • sanction/ˈsæŋkʃən/

    yaptırım (bir devlet veya kuruluşa uygulanan resmi ceza ya da kısıtlama); onay (resmi izin)

  • scheme/skiːm/

    program, plan (resmî, düzenli)

  • sovereignty/ˈsɑːvrənti/

    egemenlik (bir devletin kendi toprakları üzerindeki bağımsız ve üstün otorite)

  • suspend/səˈspɛnd/

    askıya almak, geçici olarak durdurmak

  • treaty/ˈtriːti/

    antlaşma, anlaşma (ülkeler arasında imzalanan resmi anlaşma)

  • union/ˈjuːnjən/

    sendika

  • witness/ˈwɪtnəs/

    tanık, şahit

  • adjourn/əˈdʒɜːrn/

    ertelemek, ara vermek (toplantı, duruşma)

  • amend/əˈmɛnd/

    (yasa, metin) değiştirmek, düzeltmek

  • amendment/əˈmendmənt/

    değişiklik, tadil (yasa, sözleşme, belge)

  • autonomy/ɔːˈtɑːnəmi/

    özerklik, bağımsız karar verme yetkisi (kişi, çalışan)

  • ballot/ˈbælət/

    oy pusulası

  • binding/ˈbaɪndɪŋ/

    bağlayıcı, uyulması zorunlu

  • breach/briːtʃ/

    ihlal, çiğneme (kural, sözleşme, yasa)

  • bureaucracy/bjʊˈrɑːkrəsi/

    bürokrasi (karmaşık resmi kural ve süreçlere dayalı yönetim sistemi veya bu sistemin neden olduğu kırtasiyecilik)

  • campaigner/kæmˈpeɪnər/

    kampanyacı, bir amaç için mücadele eden kişi

  • chamber/ˈtʃeɪmbər/

    oda müziği (chamber music); oda

  • charter/ˈtʃɑːrtər/

    tüzük, şart, temel belge

  • cohesion/koʊˈhiːʒən/

    uyum, bütünleşme (bir grubun veya toplumun sıkı sıkıya birlikte durması; parçaların bir arada tutunması)

  • colony/ˈkɑːləni/

    koloni, sömürge (başka bir ülkenin yönettiği toprak)

  • compliance/kəmˈplaɪəns/

    uyum, kurallara uyma

  • concession/kənˈseʃən/

    taviz, ödün

  • consensus/kənˈsɛnsəs/

    uzlaşı, fikir birliği

  • consent/kənˈsɛnt/

    onay, izin, rıza

  • constitutional/ˌkɑːnstɪˈtuːʃənəl/

    anayasal, anayasaya ait ya da uygun

  • convene/kənˈviːn/

    toplanmak; toplantıya çağırmak

  • conviction/kənˈvɪkʃən/

    kanaat, inanç; kendinden emin olma

  • corrupt/kəˈrʌpt/

    yozlaşmış, rüşvetçi

  • delegation/ˌdɛlɪˈɡeɪʃən/

    heyet, delegasyon

  • deliberation/dɪˌlɪbəˈreɪʃən/

    müzakere, enine boyuna düşünme ve tartışma

  • disclosure/dɪsˈkloʊʒər/

    açıklama, ifşa, bilgi verme

  • dissent/dɪˈsɛnt/

    muhalefet, farklı görüş, karşı çıkma

  • doctrine/ˈdɑːktrɪn/

    doktrin, öğreti, ilke bütünü

  • embargo/ɪmˈbɑːrɡoʊ/

    ambargo, ticaret yasağı

  • endorse/ɪnˈdɔːrs/

    onaylamak, desteklemek (açıkça)

  • governance/ˈɡʌvərnəns/

    yönetişim, yönetim biçimi

  • implementation/ˌɪmpləmenˈteɪʃən/

    uygulama, hayata geçirme, yürürlüğe koyma

  • inequality/ˌɪnɪˈkwɑːlɪti/

    eşitsizlik (fırsatlara, kaynaklara veya muameleye erişimdeki adaletsiz fark)

  • institutional/ˌɪnstɪˈtuːʃənəl/

    kurumsal, kurumlara ait

  • intervention/ˌɪntərˈvɛnʃən/

    müdahale, araya girme

  • jurisdiction/ˌdʒʊrɪsˈdɪkʃən/

    yargı yetkisi, yetki

  • legislator/ˈledʒɪsleɪtər/

    yasa koyucu, milletvekili

  • legislature/ˈledʒɪsleɪtʃər/

    yasama organı, meclis

  • mandate/ˈmændeɪt/

    yetki (seçimle ya da resmî olarak verilen)

  • marginalize/ˈmɑːrdʒɪnəlaɪz/

    dışlamak, marjinalleştirmek (bir kişiyi veya grubu toplumun dışında bırakmak ya da önemsiz kılmak)

  • mediator/ˈmiːdieɪtər/

    arabulucu

  • municipal/mjuːˈnɪsɪpəl/

    belediyeye ait, belediye

  • municipality/mjuːˌnɪsɪˈpæləti/

    belediye; belediye sınırları içindeki yerleşim

  • opposition/ˌɑːpəˈzɪʃən/

    karşı çıkma, muhalefet, itiraz

  • oppression/əˈpreʃən/

    baskı, zulüm (bir grup üzerinde haksız ve güçlü bir otorite tarafından uygulanan sistematik kısıtlama)

  • oversight/ˈoʊvərsaɪt/

    denetim, gözetim

  • parish/ˈpærɪʃ/

    bucak, köy düzeyinde küçük yerel yönetim birimi (İngiltere)

  • parliamentary/ˌpɑːrləˈmentəri/

    meclise ait, parlamenter

  • pending/ˈpɛndɪŋ/

    bekleyen, sonuçlanmamış, askıda

  • precedent/ˈprɛsɪdənt/

    emsal, örnek (önceki olay ya da karar)

  • privilege/ˈprɪvɪlɪdʒ/

    ayrıcalık (belirli bir gruba tanınan, diğerlerine verilmeyen özel hak veya avantaj)

  • procedural/prəˈsiːdʒərəl/

    usule ilişkin, prosedürel

  • protocol/ˈproʊtəkɔːl/

    kurallar, işlem kuralları, prosedür

  • provision/prəˈvɪʒən/

    hüküm, madde (yasa, sözleşme)

  • ratify/ˈrætɪfaɪ/

    onaylamak (antlaşma, sözleşme)

  • recess/ˈriːsɛs/

    teneffüs (okulda)

  • regulator/ˈrɛɡjəleɪtər/

    düzenleyici kurum, denetleyici kurul

  • regulatory/ˈrɛɡjələtɔːri/

    düzenleyici, denetleyici

  • restrictive/rɪˈstrɪktɪv/

    kısıtlayıcı, sınırlayıcı

  • settlement/ˈsetlmənt/

    uzlaşma, anlaşma (bir anlaşmazlığı bitiren)

  • signatory/ˈsɪɡnətɔːri/

    imzacı (taraf)

  • solidarity/ˌsɑːlɪˈdærɪti/

    dayanışma (ortak çıkar veya hedef etrafında grubun birlik içinde birbirini desteklemesi)

  • statute/ˈstætʃuːt/

    yasa, kanun (yazılı); tüzük

  • tender/ˈtendər/

    ihale; ihale teklifi

  • transparency/trænsˈpɛrənsi/

    şeffaflık, açıklık (kurum, karar)

  • tribunal/traɪˈbjuːnəl/

    özel mahkeme, yargı kurulu, hakem kurulu

  • trustee/trʌˈstiː/

    mütevelli, yönetim kurulu üyesi (vakıf, dernek); kayyum

  • verdict/ˈvɜːrdɪkt/

    karar, hüküm (mahkemede)

  • annex/ˈænɛks/

    ek (belge, sözleşme eki)

  • arbitration/ˌɑːrbɪˈtreɪʃən/

    tahkim, hakem yoluyla çözüm

  • autocracy/ɔːˈtɑːkrəsi/

    otokrasi, mutlakiyet (sınırsız ve denetimsiz biçimde tek bir kişi tarafından yürütülen yönetim sistemi)

  • covenant/ˈkʌvənənt/

    sözleşme, taahhüt (resmî, bağlayıcı)

  • disenfranchise/ˌdɪsɪnˈfræntʃaɪz/

    oy hakkından yoksun bırakmak; haklarını elinden almak (bir bireyi veya grubu siyasi katılım ya da temel haklardan mahrum etmek)

  • doctrinal/ˈdɑːktrɪnəl/

    öğretiye ilişkin, doktrinel

  • drafter/ˈdræftər/

    metni hazırlayan kişi, taslak yazarı (yasa, sözleşme)

  • egalitarian/ɪˌɡælɪˈteriən/

    eşitlikçi (tüm insanların eşit haklara ve fırsatlara sahip olması gerektiğini savunan veya bu ilkeyi yansıtan)

  • emancipation/ɪˌmænsɪˈpeɪʃən/

    özgürleşme, kurtuluş (kişi veya grubun yasal, siyasi ya da sosyal kısıtlamalardan kurtarılması)

  • inspectorate/ɪnˈspektərət/

    denetim kurumu, müfettişlik

  • insurrection/ˌɪnsəˈrekʃən/

    isyan, ayaklanma (özellikle silahlı bir grubun hükümete veya yerleşik düzene karşı açık ve organize şiddete başvurması)

  • jurisprudence/ˌdʒʊrɪsˈpruːdəns/

    hukuk felsefesi, yargı bilimi (hukuk sistemlerinin ve yasal ilkelerin teorik temelleriyle ilgilenen akademik alan)

  • oligarchy/ˈɑːlɪɡɑːrki/

    oligarşi (küçük ve ayrıcalıklı bir grubun gücü elinde bulundurduğu yönetim biçimi veya bu yönetimi elinde tutan grup)

  • ombudsman/ˈɑːmbʊdzmən/

    kamu denetçisi, ombudsman

  • plenary/ˈpliːnəri/

    genel kurul oturumu (bütün katılımcıların katıldığı)

  • pluralism/ˈplʊərəlɪzəm/

    çoğulculuk (bir toplumda farklı siyasi partilerin, dinlerin, kültürlerin veya görüşlerin bir arada var olabilmesi ve bunun değerli görülmesi)

  • ratification/ˌrætɪfɪˈkeɪʃən/

    onaylama, onay (antlaşma, sözleşme)

  • redact/rɪˈdækt/

    karartmak, sansürlemek (belgedeki gizli bilgiyi)

  • secretariat/ˌsekrəˈteriət/

    sekreterlik, genel sekreterlik (kurumun idari birimi)

  • sovereign/ˈsɑːvrən/

    egemen, bağımsız (devlet)

  • subversive/səbˈvɜːrsɪv/

    yıkıcı, düzeni bozucu (yerleşik bir sistemi, iktidarı veya kurumu içten çürütmeye ya da devirmeye yönelik)

  • totalitarian/toʊˌtæləˈteriən/

    totaliter (devletin bireylerin kamusal ve özel yaşamının her alanını denetim altında tuttuğu siyasi sistemi tanımlayan)

  • xenophobia/ˌzenəˈfoʊbiə/

    yabancı düşmanlığı, zenofobi (yabancılara veya farklı kültürlerden insanlara karşı duyulan yoğun korku ya da nefret)

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler