Ana içeriğe geç

Hobiler ve Boş Zaman ile ilgili İngilizce kelimeler

65 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • activity/ækˈtɪvəti/

    etkinlik, faaliyet

    Swimming is my favourite summer activity.

    Yüzmek en sevdiğim yaz etkinliği.

  • club/klʌb/

    kulüp

    I joined the school chess club this year.

    Bu yıl okulun satranç kulübüne katıldım.

  • dance/dæns/

    dans

    The halay is a traditional dance in Turkey.

    Halay, Türkiye'de geleneksel bir danstır.

  • draw/drɔː/

    (kalemle) çizmek, resim yapmak

    Can you draw a cat for me?

    Bana bir kedi çizebilir misin?

  • enjoy/ɪnˈdʒɔɪ/

    keyif almak, zevk almak, sevmek

    I really enjoy cooking for my friends.

    Arkadaşlarıma yemek yapmaktan gerçekten keyif alıyorum.

  • film/fɪlm/

    film

    We watched a funny film on Saturday night.

    Cumartesi gecesi komik bir film izledik.

  • free/friː/

    ücretsiz, bedava

    Entry to the museum is free on Mondays.

    Müzeye giriş pazartesileri ücretsiz.

  • fun/fʌn/

    eğlence, keyif

    We had a lot of fun at the party.

    Partide çok eğlendik.

  • game/ɡeɪm/

    oyun

    Let's play a game after dinner.

    Akşam yemeğinden sonra bir oyun oynayalım.

  • go for a walk/ˌɡoʊ fər ə ˈwɔːk/

    yürüyüşe çıkmak

    Let's go for a walk after lunch.

    Öğle yemeğinden sonra yürüyüşe çıkalım.

  • magazine/ˈmæɡəziːn/

    dergi

    I read a science magazine every month.

    Her ay bir bilim dergisi okurum.

  • music/ˈmjuːzɪk/

    müzik

    What kind of music do you like?

    Ne tür müzik seversin?

  • photo/ˈfoʊtoʊ/

    fotoğraf

    Can you take a photo of us?

    Bizim bir fotoğrafımızı çekebilir misin?

  • sport/spɔːrt/

    spor, spor dalı

    What's your favorite sport?

    En sevdiğin spor hangisi?

  • swim/swɪm/

    yüzmek

    I learned to swim when I was six.

    Altı yaşındayken yüzmeyi öğrendim.

  • athletic/æθˈlɛtɪk/

    atletik, sportif yapılı, fiziksel olarak güçlü

    She has an athletic build, she swims competitively.

    Atletik bir yapısı var, yarışmalarda yüzüyor.

  • barbecue/ˈbɑːrbəkjuː/

    mangal, barbekü

    Dad cleaned the barbecue before the guests arrived.

    Babam misafirler gelmeden önce mangalı temizledi.

  • board game/ˈbɔːrd ɡeɪm/

    masa oyunu

    We played board games all evening when the power went out.

    Elektrik kesilince bütün akşam masa oyunu oynadık.

  • camp/kæmp/

    kamp yapmak

    We camped near a lake in the mountains.

    Dağlarda bir gölün yakınında kamp yaptık.

  • camping/ˈkæmpɪŋ/

    kamp yapma, kamp aktivitesi

    We go camping every summer in the mountains.

    Her yaz dağlarda kampa gideriz.

  • chess/tʃes/

    satranç

    My grandfather taught me to play chess.

    Bana satranç oynamayı dedem öğretti.

  • collect/kəˈlɛkt/

    koleksiyon yapmak, (hobi olarak) toplamak

    She collects vintage postcards from different countries.

    Farklı ülkelerden eski posta kartları koleksiyonu yapıyor.

  • concert/ˈkɑːnsərt/

    konser

    We went to a jazz concert last Friday night.

    Geçen Cuma gecesi bir caz konserine gittik.

  • creative/kriˈeɪtɪv/

    yaratıcı

    She has a very creative mind, she's always coming up with new ideas.

    Çok yaratıcı bir zihni var, sürekli yeni fikirler üretiyor.

  • exhibition/ˌɛksɪˈbɪʃən/

    sergi

    We visited an art exhibition at the city museum.

    Şehir müzesindeki bir sanat sergisini ziyaret ettik.

  • fire/ˈfaɪər/

    ateş; yangın

    We sat around the fire and told stories.

    Ateşin etrafında oturup hikâyeler anlattık.

  • fishing/ˈfɪʃɪŋ/

    balık avlama, olta balıkçılığı (hobi olarak)

    My grandfather loves going fishing on Sunday mornings.

    Dedem Pazar sabahları balığa gitmeyi çok sever.

  • gardening/ˈɡɑːrdənɪŋ/

    bahçecilik, bahçeyle uğraşma

    My mother spends her weekends doing the gardening.

    Annem hafta sonlarını bahçe işleriyle uğraşarak geçirir.

  • hobby/ˈhɑːbi/

    hobi, boş zamanlarda düzenli olarak yapılan uğraşı

    What are your hobbies?

    Hobiler neler?

  • instrument/ˈɪnstrəmənt/

    müzik aleti, enstrüman

    Do you play a musical instrument?

    Bir müzik aleti çalıyor musun?

  • interest/ˈɪntrəst/

    ilgi, merak; ilgi alanı

    He has a great interest in old cars.

    Eski arabalara büyük ilgisi var.

  • jog/dʒɑːɡ/

    koşu yapmak, yavaş tempoda koşmak

    I jog in the park every morning.

    Her sabah parkta koşu yaparım.

  • join/dʒɔɪn/

    (bir gruba, kulübe) katılmak, üye olmak

    I want to join the school football team.

    Okulun futbol takımına girmek istiyorum.

  • outdoor/ˈaʊtˌdɔːr/

    açık hava, dış mekân (sıfat)

    He prefers outdoor activities like hiking and cycling.

    Yürüyüş ve bisiklet gibi açık hava aktivitelerini tercih eder.

  • paint/peɪnt/

    resim yapmak, tablo boyamak (sanatsal)

    She paints in her free time, mostly landscapes.

    Boş zamanlarında resim yapıyor, çoğunlukla manzaralar.

  • photograph/ˈfoʊtəɡræf/

    fotoğraf

    She took some beautiful photographs of the mountains.

    Dağların güzel fotoğraflarını çekti.

  • photography/fəˈtɑːɡrəfi/

    fotoğrafçılık

    My father's hobby is photography.

    Babamın hobisi fotoğrafçılık.

  • picnic/ˈpɪknɪk/

    piknik

    Let's have a picnic in the park on Saturday.

    Cumartesi parkta piknik yapalım.

  • puzzle/ˈpʌzəl/

    bulmaca; yapboz

    I do a word puzzle on the train every morning.

    Her sabah trende bir kelime bulmacası çözüyorum.

  • reader/ˈriːdər/

    okur, okuyucu

    My sister is a big reader; she finishes a book every week.

    Kız kardeşim çok kitap okur; her hafta bir kitap bitirir.

  • sightseeing/ˈsaɪtˌsiːɪŋ/

    gezip görme, turistik gezi

    Mardin is a great city for sightseeing.

    Mardin, gezip görmek için harika bir şehir.

  • stamp/stæmp/

    pul (posta)

    I need a stamp for this postcard.

    Bu kartpostal için bir pula ihtiyacım var.

  • tent/tɛnt/

    çadır

    We slept in a tent near the lake.

    Gölün yakınında bir çadırda uyuduk.

  • volunteer/ˌvɑːlənˈtɪr/

    gönüllü

    She works as a volunteer at the local animal shelter.

    Yerel hayvan barınağında gönüllü olarak çalışıyor.

  • caving/ˈkeɪvɪŋ/

    mağaracılık

    Take a helmet and a strong flashlight when you go caving.

    Mağaracılık yapmaya giderken yanına bir kask ve güçlü bir el feneri al.

  • chill out/ˌtʃɪl ˈaʊt/

    kafa dinlemek, dinlenmek

    On Sundays, I just chill out at home.

    Pazar günleri evde sadece kafa dinliyorum.

  • clay/kleɪ/

    kil, balçık

    The children made small animals out of clay.

    Çocuklar kilden küçük hayvanlar yaptı.

  • collection/kəˈlɛkʃən/

    koleksiyon, derleme

    My uncle has a big collection of old coins.

    Amcamın büyük bir eski para koleksiyonu var.

  • hike/haɪk/

    doğa yürüyüşü yapmak

    We hiked to the top of the hill.

    Tepenin zirvesine kadar yürüdük.

  • hiker/ˈhaɪkər/

    doğa yürüyüşçüsü

    The trail is popular with hikers in spring.

    Patika baharda doğa yürüyüşçüleri arasında popüler.

  • keen/kiːn/

    hevesli, istekli; (be keen on) -e meraklı

    My brother is keen on basketball; he plays every weekend.

    Kardeşim basketbola meraklı; her hafta sonu oynuyor.

  • knitting/ˈnɪtɪŋ/

    örgü örme

    My grandmother taught me knitting when I was ten.

    Ben on yaşındayken büyükannem bana örgü örmeyi öğretti.

  • pottery/ˈpɑːtəri/

    çömlekçilik, seramik yapımı

    I'm taking a pottery class on Saturday mornings.

    Cumartesi sabahları çömlekçilik dersi alıyorum.

  • repaint/riːˈpeɪnt/

    yeniden boyamak

    We are going to repaint the kitchen this summer.

    Bu yaz mutfağı yeniden boyayacağız.

  • shoot/ʃuːt/

    çekmek (fotoğraf, film), çekim yapmak

    They shot the film in Cappadocia.

    Filmi Kapadokya'da çektiler.

  • slide/slaɪd/

    kaymak, kaydırmak

    The kids slid down the snowy hill on a plastic bag.

    Çocuklar karlı tepeden naylon poşetle kaydı.

  • spare/spɛr/

    yedek, fazladan; boş (oda, zaman)

    Do you have a spare pen?

    Fazladan bir kalemin var mı?

  • tag/tæɡ/

    etiket

    Check the price tag before you buy it.

    Almadan önce fiyat etiketine bak.

  • trail/treɪl/

    patika, yürüyüş yolu

    We followed a forest trail to the waterfall.

    Şelaleye giden bir orman patikasını takip ettik.

  • assemble/əˈsɛmbəl/

    kurmak, monte etmek, birleştirmek

    It took us two hours to assemble the new wardrobe.

    Yeni gardırobu kurmak iki saatimizi aldı.

  • carve/kɑːrv/

    oymak, yontmak, kazımak

    My grandfather carved a small horse from a piece of wood.

    Dedem bir tahta parçasından küçük bir at oydu.

  • collector/kəˈlɛktər/

    koleksiyoncu

    My uncle is a stamp collector.

    Amcam pul koleksiyoncusu.

  • extracurricular/ˌekstrəkəˈrɪkjələr/

    ders dışı (okulda derslerin dışında yapılan)

    Our school offers many extracurricular activities, such as chess, drama and robotics.

    Okulumuz satranç, drama ve robotik gibi birçok ders dışı etkinlik sunuyor.

  • leisure/ˈliːʒər/

    boş zaman, serbest zaman

    In her leisure time, she paints and goes hiking.

    Boş zamanlarında resim yapıyor ve doğa yürüyüşüne çıkıyor.

  • darkroom/ˈdɑːrkruːm/

    karanlık oda (fotoğraf banyosu için)

    The photography club has its own darkroom.

    Fotoğraf kulübünün kendi karanlık odası var.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler