Ana içeriğe geç

Mühendislik ve Bilişim ile ilgili İngilizce kelimeler

29 kelime. Her biri okunuşu, Türkçesi ve örnek cümlesiyle.

  • blade/bleɪd/

    kanat (türbin, pervane, vantilatör)

    The blades of a large wind turbine can be longer than 50 meters.

    Büyük bir rüzgâr türbininin kanatları 50 metreden uzun olabilir.

  • component/kəmˈpoʊnənt/

    bileşen, parça

    Each electronic component on the circuit board was tested before assembly.

    Devre kartındaki her elektronik bileşen montajdan önce test edildi.

  • construct/kənˈstrʌkt/

    inşa etmek, yapmak, kurmak

    Engineers constructed the bridge from steel and reinforced concrete.

    Mühendisler köprüyü çelik ve betonarmeden inşa etti.

  • conventional/kənˈvɛnʃənəl/

    geleneksel, alışılmış, standart (yöntem, teknoloji)

    LED bulbs use far less energy than conventional light bulbs.

    LED ampuller geleneksel ampullerden çok daha az enerji kullanır.

  • cylinder/ˈsɪlɪndər/

    silindir; tüp (gaz)

    Each cylinder in a car engine contains a piston that moves up and down.

    Bir araba motorundaki her silindirde aşağı yukarı hareket eden bir piston vardır.

  • dam/dæm/

    baraj, set

    The dam holds back the river and forms a large lake behind it.

    Baraj nehri tutar ve arkasında büyük bir göl oluşturur.

  • distribute/dɪˈstrɪbjuːt/

    dağıtmak, yaymak

    The power grid distributes electricity from power plants to homes.

    Elektrik şebekesi elektriği santrallerden evlere dağıtır.

  • efficiency/ɪˈfɪʃənsi/

    verim, verimlilik

    The efficiency of a car engine is usually well below 50 percent.

    Bir araba motorunun verimi genellikle yüzde 50'nin epey altındadır.

  • efficient/ɪˈfɪʃənt/

    verimli, az kaynakla çok iş gören

    An efficient engine turns more of its fuel into useful work.

    Verimli bir motor yakıtının daha büyük kısmını faydalı işe dönüştürür.

  • grid/ɡrɪd/

    elektrik şebekesi

    The national grid carries electricity across the country.

    Ulusal şebeke elektriği ülkenin her yerine taşır.

  • innovative/ˈɪnəveɪtɪv/

    yenilikçi

    The team developed an innovative method for cleaning polluted water.

    Ekip kirli suyu temizlemek için yenilikçi bir yöntem geliştirdi.

  • manufacture/ˌmænjəˈfæktʃər/

    üretmek, imal etmek

    The company manufactures solar panels in two factories.

    Şirket iki fabrikada güneş paneli üretiyor.

  • mechanical/məˈkænɪkəl/

    mekanik, makineyle ya da kuvvetle ilgili

    Friction turns some mechanical energy into heat.

    Sürtünme mekanik enerjinin bir kısmını ısıya dönüştürür.

  • output/ˈaʊtpʊt/

    çıktı, üretim miktarı

    The power output of a wind turbine depends strongly on wind speed.

    Bir rüzgâr türbininin güç çıktısı büyük ölçüde rüzgâr hızına bağlıdır.

  • shield/ʃiːld/

    kalkan, koruyucu siper

    A lead shield protects hospital staff from X-rays.

    Kurşun bir siper hastane çalışanlarını röntgen ışınlarından korur.

  • storage/ˈstɔːrɪdʒ/

    depolama, saklama

    Large batteries provide storage for energy from solar panels.

    Büyük piller güneş panellerinden gelen enerjiyi depolar.

  • compress/kəmˈprɛs/

    sıkıştırmak, basınç altında hacmini küçültmek

    When air is compressed quickly, its temperature rises.

    Hava hızla sıkıştırıldığında sıcaklığı yükselir.

  • compression/kəmˈprɛʃən/

    sıkıştırma, sıkışma; basınç (yapı malzemesinde)

    Concrete is very strong under compression but weak under tension.

    Beton basınca karşı çok dayanıklı, çekmeye karşı ise zayıftır.

  • conceal/kənˈsiːl/

    gizlemek, saklamak, örtmek

    Clouds of dust conceal the center of our galaxy from ordinary telescopes.

    Toz bulutları galaksimizin merkezini sıradan teleskoplardan gizler.

  • constraint/kənˈstreɪnt/

    kısıt, sınırlama

    Weight is a major constraint in the design of aircraft.

    Ağırlık, uçak tasarımında önemli bir kısıttır.

  • durable/ˈdʊrəbəl/

    dayanıklı, uzun ömürlü

    Stainless steel is durable and does not rust easily.

    Paslanmaz çelik dayanıklıdır ve kolay paslanmaz.

  • exploit/ɪkˈsplɔɪt/

    yararlanmak, kullanmak (bir ilkeden, kaynaktan)

    Geothermal power plants exploit heat stored deep underground.

    Jeotermal santraller yerin derinliklerinde depolanmış ısıdan yararlanır.

  • feasibility/ˌfiːzəˈbɪləti/

    uygulanabilirlik, yapılabilirlik, fizibilite

    Engineers carried out a study to assess the feasibility of a bridge across the bay.

    Mühendisler körfez üzerine bir köprünün yapılabilirliğini değerlendirmek için bir çalışma yürüttü.

  • feasible/ˈfiːzəbəl/

    yapılabilir, uygulanabilir

    A tunnel under the river is technically feasible but very expensive.

    Nehrin altından bir tünel teknik olarak yapılabilir ama çok pahalıdır.

  • rigid/ˈrɪdʒɪd/

    sert, esnemez, rijit

    Steel beams are rigid, so they hardly bend under normal loads.

    Çelik kirişler rijittir, bu yüzden normal yükler altında neredeyse hiç eğilmez.

  • simulate/ˈsɪmjəleɪt/

    benzetimini yapmak, simüle etmek

    The computer model simulates how air flows around the wing.

    Bilgisayar modeli havanın kanat çevresinde nasıl aktığını simüle eder.

  • stabilize/ˈsteɪbəlaɪz/

    dengelemek, sabitlemek

    Engineers added steel cables to stabilize the tall tower in strong winds.

    Mühendisler yüksek kuleyi güçlü rüzgârlarda dengelemek için çelik halatlar ekledi.

  • turbine/ˈtɜːrbaɪn/

    türbin

    Wind turbines turn the energy of moving air into electricity.

    Rüzgâr türbinleri hareket eden havanın enerjisini elektriğe dönüştürür.

  • withstand/wɪðˈstænd/

    dayanmak, karşı koymak

    The building was designed to withstand strong earthquakes.

    Bina güçlü depremlere dayanacak biçimde tasarlandı.

Bu kelimeleri vodid'de eşleştirerek çalışKayıt olmadan bir eşleştirme seti çöz. Unuttuğun kelime, tekrar zamanı gelince yeniden karşına çıkar.Kayıt olmadan dene

Öğretmen misin?

Kelime konularını öğrencilerine ödev olarak ver, kimin ne kadar bildiğini gör.

Benzer listeler